felsefe kategorisine ait yazılar
Epimenides Paradoksu Nedir?
Epimenides Paradoksu Nedir?
felsefe | 12 months ago | 113 | Eylül

Giritli Epimenides bir önerme öne sürer ve bu önermesinin doğru ya da yanlış olması halinde bir paradoks ortaya çıkacaktır çünkü önermesi, “Tüm Giritliler yalancıdır.” ifadesidir. Büyük bir kafa karışıklığına yol açan bu paradoks, “Epimenides paradoksu” ya da “yalancı paradoksu” olarak da bilinmektedir. 

Epimenides’in söylediği üzere tüm Giritlilerin yalancı olması durumunda kendisi de bir Giritli olduğundan mütevellit söylediğinden yalan olması gerekmektedir. Ancak bu durumda tüm Giritlilerin yalancı olmamasından söz edilir. Benzer şekilde eğer Epimenides’in söylediği doğru değil ise tüm Giritliler yalancı değildir ve Giritli Epimenides yalancıdır.

İçinden çıkması son derece zor olan bu paradoks, Epimenides’in Giritli olmasından dolayı kafa karıştırıcı bir hal alabilmektedir. Bu önermenin doğru ya da yanlış olması mümkün değildir çünkü her iki durumda da Epimenides’in önermesinin tam tersi ifade ile karşı karşıya gelmesi söz konusu olacaktır. bir önerme hem doğru hem de yanlış olamayacağından dolayı da bu önermenin içerisinde yer almakta olan çelişki, onu bir paradoks olmaya zorlamaktadır. 

...
Berber Paradoksu Nedir?
Berber Paradoksu Nedir?
felsefe | 12 months ago | 221 | Eylül

Russel’ın meşhur paradokslarından biri olan berber paradoksu; köyün içerisinde herkesi tıraş eden bir berber ile ilgilidir. Bu berber yalnızca o köydeki kendini tıraş edemeyen kişileri tıraş etmekte ve kendisini tıraş edebilen kişileri tıraş etmemektedir. Bu durumda berber kendisini tıraş eder mi yoksa etmez mi? Eğer berber kendisini tıraş ediyorsa bu durumda köydeki kendisini tıraş eden herkesi tıraş etmeyeceğinden ötürü kendisini de tıraş etmemesi gerekmektedir. Aynı şekilde kendisini tıraş etmiyorsa köydeki kendisini tıraş edemeyen herkesi de tıraş etmesi gerektiğinden dolayı kendisini tıraş etmesi gerekir. 

Russel genellikle paradoksların içerisinden çıkmak için böyle bir durum olmayacağını söyler. Örneğin yamyam paradoksu için bir yamyam kabile olmayacağını söylemiş, benzer şekilde berber paradoksu için de böyle bir berber olmayacağından söz etmiştir. Ancak yine de oldukça kafa karıştırıcı olan bu paradokslar ile uzun süre uğraşmış olan Russel, paradokslar ile ilgilenerek bu paradoksların kafa karıştırıcı detayları ile uğraşmıştır. Bu nedenle de berber paradoksu gibi pek çok paradoks, “Russel Paradoksları” olarak da anılmaktadır.

...
Yamyam Paradoksu Nedir?
Yamyam Paradoksu Nedir?
felsefe | 12 months ago | 142 | Eylül

Bertrand Russel’in meşhur paradokslarından biri olan yamyam paradoksu içerisinde bir mantıkçıyı yakalayan yamyamlar ona bir soru soracaklarını ve sonrasında doğru cevabı verirse onu haşlayacaklarını, yanlış cevabı verirse de onu kızartacaklarını söylerler. Yamyamların sorusu “Seni haşlayıp mı yiyeceğiz yoksa kızartıp mı yiyeceğiz?” olur. Mantıkçı ise düşündükten sonra cevap verir ve “Kızartacaksınız.” der. Cevap sonrasında ise yamyamlar ne yapacaklarını şaşırırlar ve mantıkçıyı kızartmazlar ya da haşlamazlar çünkü mantıkçıya ikisini de yapmaları olanaksızdır. 

Yamyamların mantıkçıyı kızartacağını varsaydığımızda cevap doğru olacağı için onu haşlamaları gerekir ancak bu durumda onu kızartamazlar ya da haşlayamazlar. Benzer şekilde doğru cevap eğer haşlamaları ise bu durumda yanlış bileceği için onu kızartmaları gerekmektedir. Yani teknik olarak ona ne yapmaları gerektiğini çözemezler ve yamyamlar mantıkçıyı kızartmaz ya da haşlayamazlar. 

Son derece kafa karıştırıcı olabilen paradokslardan biri olan yamyam paradoksu, 20. yüzyıl düşünürlerinden biri olan Bertrand Russel’a aittir ve kendisi de bu paradoksun tek çözümünün yamyam kabilesi olmadığını varsaymak olduğunu söyler. 

...
Felsefenin İnsanlık Tarihinde Geç Ortaya Çıkmasının Nedeni?
Felsefenin İnsanlık Tarihinde Geç Ortaya Çıkmasının Nedeni?
felsefe | 1 year ago | 179 | Nebahat

Felsefe MÖ6yy. da Antik Yunan’da ortaya çıktı. Neden Antik Yunan’da ve neden MÖ6yy., ortaya çıktı? Felsefe merak ve soru sorma ile başlar derler, MÖ6yy. öncesinde insanlar hiç merak edip sormuyor yada araştırmıyor muydu? Tabi ki soruyorlardı, merak doğuştan gelen bir güdüdür. Dolayısıyla insanlar ve hayvanlar merak eder ve araştırır. Hayvanların merakı daha çok iç güdüsel olduğu için tehlike yoksa merak sona erer. Ancak biz insanlar zeki varlıklar olarak yaşamsal olsun olmasın her şeyi merak eder ve araştırırız. Merak eden ve araştıran insanlara rağmen felsefe ve bilimlerin bu kadar geç bir tarihte ortaya çıkmasının başka sebepleri olmalıdır. insanların en temel ihtiyaçları olan beslenme,  barınma, çevresel koşullardan korunma, dış ve iç tehlikelere karşı güvenlik gibi konularda gelişmesi zaman almıştır. Göçebe olarak yaşayan insanlar bu ihtiyaçları daha rahat karşılamak için yerleşik hayata geçmiş, tarım ve hayvancılığa başlamış, şehir ve devlet sistemi kurarak güvenlik, ticaret ve barınma sorunlarını çözmüşlerdir. Bu süreçte merak ve ilgi genelde temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olmuştur. Mesela, yıldızların hareketini merakla izleyen ve not alan insanların amacı zamanı ölçmek, nehirlerin taşacağı dönemi tahmin etmek, ürünlerin ekilip biçilmesini tayin etmektir. MÖ6yy.a kadar insanlar zaten pek çok bilimin temelini atmış ama bu bilgi birikimlerine bilim ya da felsefe dememişlerdir. Onlar için bu bilgiler hayatı devam ettiren önemli ve gerekli kadim bilgilerdir.

Dünyanın her yerinde yaşadıkları coğrafyaya uyum sağlamak ve hayatlarını devam ettirmek için insanlar bilgi biriktirmişlerdir. Her toplum kendi kültürünü ve kadim bilgilerini kuşaktan kuşağa aktar maktadır. Ulaşım imkanlarının çok zor ve kısıtlı olduğu bu dönemlerde kültürel bilgiler toplum içinde kapalı kalmaktadır. Ticaretin gelişmesi ile yola çıkan kervan ve gemiler farklı kültürlerin birbirlerini tanımasını sağlamıştır. Antik yunanda Atina, bir liman şehri olarak ticaret merkezi konumundadır. Doğudan gemilerle gelen mallar, Avrupa kıtasına buradan dağıtılmaktadır. Çin, Hint, İran ve Arap toplumlarından gelen gemi ve içindeki mürettebat bu şehirde konakladıkları süre içerisinde kendi kültürlerini ve bilgi birikimlerini yaşayarak Atina halkının öğrenmesine vesile olmuşlardır.

Atina, farklı kültürlerin bir arada olduğu, saygı ve hoşgörünün geliştiği, zenginlik ve bolluk şehri olarak felsefenin ortaya çıkması için uygun koşullara sahiptir. Atina halkı demokrasi sayesinde özgür düşünceye ve eğitime önem vermektedir.  Eğitimli, zengin, boş vakti olan, meraklı, sorgulayan ve araştıran Aristokratlar arasında felsefe ortaya çıkmıştır.

...
Sürü Psikolojisi Nedir?
Sürü Psikolojisi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 120 | Eylül

Temelde çok fazla kişinin bir görüşü savunduğu ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumda çoğunluğun da hiç sorgulamadan aynı eylemi gerçekleştirmesi ya da aynı görüşü savunması olarak tanımlanan sürü psikolojisi, düşünmeden uygulama olarak kendisini gösterir. Örneğin günümüzde internet fenomenleri bir yere gidiyorsa, çoğunluk da oraya gitmek ister. Benzer şekilde adını duyurmuş biri bir görüşü savununca onu dinleyenler de sorgulamadan bu görüşü körü körüne kabul etmektedir. İnsanların sorgulamadan uzak şekilde bir görüşü kabullenmesi, sürü psikolojisi olarak adlandırılır. 

Günlük yaşamda düşünmeden hareket etmek ve bir görüşü sorgulamadan kabul etmek, bir sürünün üyesi olarak çoğunluğa uymayı temsil etmektedir. İnsan, sorgulama yeteneğinden uzaklaşır ve yalnızca çoğunluğa ayak uydurur. Bu durumda felsefe önemini yitirir ve yalnızca uygulama kısmı kendisini gösterir.

İnsan, sorgulama ve düşünme yeteneğine sahip bir canlıdır. Onu hayvandan ayıran en temel özelliğinin bu olduğu söylenir. Düşünen hayvan olarak tanımlanan insan; sürü psikolojisine uyum sağlayarak düşünmemeye başladığında ise bir hayvandan onu ayıran özelliğini yitirir ve tıpkı bir sürünün üyesi olan koyun gibi hareket etmeye başlar. Bu nedenle de insanın düşünmeden uzak şekilde bir görüşü benimsemesi ya da eylemde bulunması, sürü psikolojisi olarak adlandırılmaktadır.

...
Teorik ve Uygulamalı Etik Türleri
Teorik ve Uygulamalı Etik Türleri
felsefe | 1 year ago | 274 | Fatma

Günümüzde etik, teorik ve uygulamalı etik olmak üzere ikiye ayrılır. Uygulamalı etik günümüzde tıp etiği, iş etiği, çevre etiği, cinsellik etiği gibi pek çok farklı alt dala ayrılır. Uygulamalı etik aslında teorik etikte elde edilen birikimin farklı alanlara uygulanması ile problem çözmeyi amaçlar. Yani ikisinin birbirine bağlı şekilde çalıştığı söylenebilir. Teorik etik, uygulamalı etik olmadan anlamsızdır ve aynı şekilde de teorik etik olmadan uygulamalı etiğin olmasının bir anlamı yoktur.

Teorik etiğin üç farklı türü mevcuttur. Bunlar; klasik/normatif etik, metaetik, eleştirel etiktir. 

Klasik/Normatif Etik

Klasik etik düşünürü, ahlaki hayatın çok çeşitli olgularını bütünlüklü bir normatif teori üzerinden anlamlandırmaya yönelir. Bunun çıkış noktası ise Platon ve Sokrates gibi filozofların insan yaşamının amacı ve erdemli bir yaşamın niteliği üzerinde durmalarıdır. Evrensel etik kavramının var olduğuna dair de pek çok teori bu etiğin alt dalında yer alır. Malzemesi ahlaktan, bireylerin ya da cemaatlerin ahlaki hayatından gelir.

  • Teleolojik Etik

Teleolojik etik, ahlaki eylemin ve ahlaki hayatın sonuçları üzerine yoğunlaşır. Sonuççuluk temel değerdir ve “iyi” ile “kötü” kavram çiftinin türevleri üzerinden değerlendirmeler yapar. En bilinen alt başlığı yararcılıktır ve bu utilitarizm olarak da bilinir. Yararcılık, mutluluğu hazzın mevcudiyeti ve acının yokluğu olarak tanımlar. Yani yararcılık hazcı bir değere dayanır. Yararcılığa göre önemli olan şey bireyin mutlu olması değildir. Eylemden etkilenen en yüksek sayıda insanın en büyük mutluluğa ulaşması için çalışılır. Teleolojik etiğin yararcılık ilkesine uygun olan davranış budur.

  • Deontolojik Etik

Deontolojik etik, sonuçtan çok eylem problemine yoğunlaşır. Ahlaki eylemin doğruluğu ya da yanlışlığı, onun birtakım eylem kurallarını veya ahlaki ödevleri yerine getirip getirmemesi tarafından belirlenir. Eylemin doğruluğu en temeldedir. Dini etik, Kant’ın ödev etiği gibi alt kavramlar da deontolojik etik altında değerlendirilir. 

  • Erdem Etiği

Erdem etiği, ahlaki hayatın belirleyici faktörü olarak kişinin karakterine ve erdeme vurgu yapar. Bu alt disiplin, iyi hayatla meşgul olmayla ve insanların ne tür insan olmaları gerektiğiyle ilgilenir. Ödev ve yükümlülüklerin sonuçları önemli değildir. Erdemli kişi olmak, karakterli olmak önemlidir. Karakterin şekillenmesine de özellikle toplum ve gelenekler etkilidir. 

Metaetik

Klasik etiğe karşı alternatif bir yaklaşım şeklinde doğmuştur. Etiğin çözümleyici yönünü ortaya çıkarır. Ahlaki yargıların analiz edilmesi gerektiğine vurgu yapar. Malzemesi normatif etikten gelir.

Eleştirel Etik

Öncelikli olarak klasik etiği radikal bir eleştiriye tabi tutar. Sonrasında da özellikle Hegel’in tarafından ortaya atılan Kendini Gerçekleştirme Etiği ile ön plana çıkar. Bu etikte ahlaki olan ile toplumsal olanın sentezlenmesi mevcuttur. 

Toplumsal olan, ahlaklılığın temel bağlamını meydana getirir diyebiliriz. Doğru olanı yapma soyut düşüncesi, tikel sosyal bağlamlarda anlamlı hale gelir. Hegel burada öznel ahlak ve nesnel ahlak ayrımına gider. Öznel ahlak ile nesnel ahlak birbirlerine bir zorunluluk ile bağlıdır. Bunun sebebi de öznel ahlakın tek başına yetersiz olması ve nesnel ahlakın da öznel ahlak olmadan içerik anlamında içi boş kalmasıdır. 

İkisi birbirini tamamlayıcı görevedir. İkisinin sentezi ancak Hegel’in ahlakını ve eleştirel etiğin de genel anlamda çerçevesini anlamaya yardımcıdır. Hegel’e göre iyi ya da kötünün, ahlaki veya ahlaksız her eylemin ve tüm niyetlerin mutlak olarak evrenselleştirilebilir olduğunu unutmamak gerekir. Ona göre ahlaki hayatın genel karakteri, sosyal hayat kurallarına göre oynamanın bir muadilidir. Bu sebeple de Hegel öznel ve soyut bir ahlakla yetinmez, nesnel ahlaka yönelik şekilde ikili bir sentez yaparak bunu açıklar. 

...
Ahlaki Gelişim ve Evreleri Nelerdir?
Ahlaki Gelişim ve Evreleri Nelerdir?
felsefe | 1 year ago | 124 | Fatma

Ahlakın insanların davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacı ile oluşturulmuş eylem kuralları, değerler sistemi olduğu söylenebilir. Toplumun oluştuğu yerde kaçınılmaz olarak normlar ve kurallar meydana gelir. Bu norm ve kurallar insanlar arası ilişkileri ve insan davranışlarını düzenler. Ahlaki kurallarla normlardan yoksun bir toplumdan söz etmek mümkün değildir. 

Görgü kuralları kavramı ise ahlakla ilişkili eylemlerden daha az ciddi olduğu düşünülen, değer içeriği zayıf olan davranışlar için kullanılır. Bu da ahlakla ilişkilidir ancak ahlakın bir alt disiplini olarak değerlendirilebilir. 

Ahlak, bir düzen kavramına karşılık gelir ve birey bu konuda oldukça pasiftir, alıcı rolündedir. Etikte ise birey alıcı değil kurucu ve etkindir. 

Etik, ahlak ve ahlaklılık pratiğinin teorisidir. Ahlakın yerel olduğu yerde etiğin evrensel olduğunu söylemek yanlış olmaz. Töre cinayetleri dahi yanlış bir ahlak olsa da ahlak olduğu söylenebilir. Bu tip ahlaklarda evrensel bir geçerlilik ve nihai doğrusallık söz konusu değildir. 

Ahlaki Gelişim ve Evreleri

Bireyin ahlaki gelişiminin üç süreçte ele alındığı söylenebilir. Bu üç süreç ahlak gelişimine etki eden kavramların ne olduğu üzerinde durur ve ne zaman ahlaktan ya da ahlaklılıktan söz edilebileceği de bu süreçler sayesinde netlik kazanır. Bu süreçler sırasıyla şunlardır:

  • Gelenek öncesi

Gelenek öncesi dönemlerde küçük çocukların ahlakından söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu dönemlerde çocuklar, ahlaki nedenlerin bilgisinden yoksundur. Ona örnek olmak amacı ile ödül ve ceza vermek çabasıyla ahlaki terbiyenin aşılanması sağlanabilir.

  • Gelenek

Bu dönem, çocuğun okula ve benzeri toplu alanlara gitmeye başladığı ve kısaca sosyalleştiği, kültürlendiği alanlara giriş yaptığı dönemdir. Bu dönemde çocuk toplumun bir üyesi haline gelir ve toplumun değerleri ile ahlak kuralları genellikle topluma uygun şekilde tam anlamıyla aşılanır. Bu dönem ahlak dönemidir.

  • Gelenek ötesi

Gelenek ötesi dönemde toplumun değerleri tartışılır, değerlendirilir ve içselleştirilir. Bu dönemde olan insan belirleyici olanın insan olmak olduğunu öğrenir. İnsan ve ahlaksız ve ne etiksiz olabilir. İnsan, milletin veya etnik kimliğin üyesi olmaktan ziyade insan olmanın öneminin farkına varır.

 

...
Etik – Ahlak Felsefesi Nedir?
Etik – Ahlak Felsefesi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 122 | Fatma

Etik; felsefenin ahlaklılıkla, ahlaki değerlerle ilgili olan alt disiplinidir. Ahlaklılığın en genel şekilde iyi ve doğru yaşama olduğu söylenebilir. Ahlaklılık, değer ve praksis ile ilgilidir ve doğal olarak da pratik bir disiplindir denilebilir. 

Hemen hemen her alanda bir ahlak anlayışının mevcut olduğu söylenebilir. Toplumsal alanların bir ahlak yasasının olmaması düşünülemez. En ufak bir topluluğun, kabilenin dahi ahlak yasalarının olduğu bu bağlamda söylenebilir. Bu aynı şekilde toplumsal alanlar için de geçerlidir. Her alan kendine özgü bir ahlak anlayışına sahiptir. 

Bir hırsız topluluğunun ya da katil grubun dahi kendine özgü bir etiklerinin olduğundan söz etmek mümkündür. Aynı şekilde öğretmen ahlakı, temizlikçi ahlakı, doktor ahlakı gibi ahlaklar da bu durumda söz konusu olmaktadır çünkü bunlar da kendi için toplumsalı oluşturan birer toplu birimdir. 

Modern dünya, hem belli ahlak anlayışlarının varlığını gerektirir hem de bu anlayışları dikkate almanın zeminini aşındırır. Bu sebeple de modernitenin her tür ahlakı imkânsız kılmasından bahsetmek mümkündür. Bunun en temel sebepleri ise hangi ahlakın seçileceği konusundaki meşruiyet sorunudur. Yani seçilecek olan ahlakın seçilmesi için meşru sebeplerin neler olduğu sorunsalıdır. 

Temellendirilmiş önermeler yardımıyla nesne/özneler arası bağlayıcılığı olan sonuçlara ulaşmak, etiğin amacıdır. Farklı alt disiplinleri sayesinde etiği eylem, sonuç gibi bağlamlarda ele almak mümkün hale gelir. Bu sayede ahlak felsefesinin de neye göre şekillendiğini görmek ve ahlak felsefesinin temel prensiplerini kavramak mümkün hale gelir. 

 

...
Atonal Müzik Neden Huzursuzluk Yaratır?
Atonal Müzik Neden Huzursuzluk Yaratır?
felsefe | 1 year ago | 125 | Eylül

Bilinmezlikten korkma ve bilinmezliğin insana acı vermesi ile doğrudan ilişki içinde olan atonal müzik, ton ve gam uyumuna bağlı kalınmadan düzensiz bir bestenin ortaya koyulması ile meydana gelir. Yani alışılmış müziklerde bir armoni uyumu mevcuttur ve müziğin içerisinde yer alan melodinin devamlılığı söz konusudur. Bir nakarat, tekrarlanan melodi ya da tekrarlanan ton mevcuttur. Oysa atonal müzikte tekrarlanan bir ton mevcut değildir. Bu müzik türünde ton ve gam uyumu mevcut değildir ve beste bir nevi düzensiz şekilde sunulur. 

Bestenin ilerleyen kısmı bilinemez ve tahmin edilemez çünkü herhangi bir tekrar ya da devamlılık söz konusu olmaz. Bu sebeple de insanın bilinemezlikten korkması, atonal müzik ile doğrudan orantılıdır. İnsan, bilemediğinden çekinir ve kimi zaman bilinemezlik insana acı verir. Bu nedenle de sevilen bir müzik türü olmayan atonal müzik, herhangi bir bağlamda devamlılığa sahip olmadığı için insanda bilinmezlik duygusunu tetikler.

İnsanlığın başından beri bilinmezlikten korkma dürtüsü mevcuttur çünkü insan, devamlılığını sağlamak adına bu dürtüyü ilk çağlardan beri geliştirmiştir. Bilinmeyenden korkan insan, atonal müziğin içerdiği bilinemez devamlılık içerisinde korku ve endişe duyabilir, bu müziğin hoş bir tınıya sahip olmadığını düşünebilir ve devamlılığını bilemediği bu müzik içerisinde kendisini rahat hissetmez, bir huzursuzluk insanın içerisinde gelişir.

...
Bilinmezlik Neden Acı Verir?
Bilinmezlik Neden Acı Verir?
felsefe | 1 year ago | 141 | Eylül

İnsanlık tarihinden başından beri insan, bilmek ister. Hava olaylarına anlam vermek, yaşanan her şeyi bilerek hayatını devam ettirmek ister. Bu, aslında son derece doğal bir içgüdüden kaynaklanır. İnsanın kendisini korumak için tehlikeleri önceden bilmesi, görmesi ya da nereden tehlike geleceğini kavraması gerekir. Bu sebeple de insan bilemediği durumunda acı çeker.

Yaşam içerisinde bilinmezlik her zaman vardır ve insan bilinmezlikler nedeniyle acı çeker. Örneğin iş sahibi olmayan biri, ne zaman işe gireceğinin kaygısını taşır ve bu nedenle acı çekebilir. Dışarıdan gelebilecek tehlikeler için daima önlem almak isteyen insan, her şeyi anlamak ve bilmek gayreti içerisindedir. Bilinmezlik mevcut olduğunda ise acı kaçınılmazdır. 

Hayatın devamlılığı, daima bir bilinmezlik içerisinde olabilir. Kişinin beş dakika sonra yaşayıp yaşamayacağı bile bir bilinmezlik içerisindedir. Bu nedenle de insan, istemese dahi güdüsel olarak bir acı çeker. Bilinmeyen ve doğal olarak bilinemeyen her durumda insanın acı çekmesi kaçınılmazdır. Bu durum çok doğaldır ancak her durumu bilmek olanaksız olacağı için insanın bilinmezlik ile yaşaması gerekir. 

...
Bilim Felsefesi Nedir?
Bilim Felsefesi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 152 | Eylül

Bilim felsefesi temelde bilim üzerine düşünür. Bilimin ne olduğu, yaptığı çalışmaların hangi yöntemlerle ele alındığı, bilimsel yöntemlerin işlevselliği, bilimin değeri ve bilimin etik özellikleri gibi pek çok konuda değerlendirme; bilim felsefesi tarafından yapılır. Yakın bir ilişki içinde olan bilim ve din, özellikle de yöntemleri ile birbirinden ayrılmıştır. 

Felsefe, tutarlı şekilde bir düşünme yolunu benimserken bilim, gözlem yapma ve mevcut varsayımı araştırma üzerine yol izler. Bu nedenle de felsefe, bilimin benimsediği araştırma ve bilimsel metotların işlevselliği üzerine düşünerek aslında bilime bir ışık tutmak için de tercih edilebilir. Bilimsel bilgi üzerine de fikir yürüten felsefe, bilimsel bilginin ne olduğunu ve onun yapısını düşünerek kavrama işine sahiptir.

Yalnızca bilimin yöntemlerini ve içeriğini kendine konu edinmeyen bilim felsefesi aynı zaman bilimsel gelişmelerin de niteliğini konu olarak alır. Örneğin bilimin gelişmesinin insanları ve felsefeyi de nasıl etkilediği, bilim felsefesinin konusu olabilir. Genel anlamda bilim üzerine felsefe yapan bilim felsefesi, bilimin kendisine konu ve yöntem olarak edindiği her konu hakkın bir sorgulama gerçekleştirerek bilim üzerine düşünür. 

...
Din Felsefesi Nedir?
Din Felsefesi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 132 | Eylül

Din felsefesi; din üzerine sorgulamaların gerçekleştiği, dini ögelerin ve inanç kavramlarının sorgulandığı bir felsefe alanıdır. Eleştirel ve tarafsız şekilde din üzerine tutarlı ve anlaşılabilir bir sorgulama gerçekleştiren alan, din felsefesidir. Temeline inanç ögelerini ve inanç sistemlerini alan din felsefesi, öncelikli olarak dinin ne olduğunu açıklamaya çalışmaktadır.

Tanrı, ibadet, iman, inanç, kutsallık, peygamberlik gibi kavramları da tutarlı ve akılcı şekilde ele alma çabası içerisinde olan din felsefesi; ilk dinlerden itibaren geniş bir sorgulama yürütmektedir. Bir nevi dinin felsefe olarak ele alınması ve dinin üzerine düşünülmesi amacına sahip olan felsefenin bu alt dalı, dinin anlaşılabilmesini ve açıklanabilmesini amaçlar. Dinler kendi dini ögelerine taraflı şekilde yaklaşabilirler ancak burada düşünürün görevi, her bir dini tarafsız şekilde değerlendirmektedir ve dinlerin sunduğu görüşleri de tutarlı şekilde ele almaktır.

Din de tıpkı felsefe gibi bir anlamlandırma ve anlama çabasından doğar. Her ikisinin de ortak gayesi, anlam vermek ve açıklamalara başvurmaktır. Ancak yöntemleri elbette farklıdır. Din, kaynak olarak kutsal kitapları ve dini metinleri temele alır. Felsefe ise düşünme yöntemlerini temeline alarak bir çelişki yaratmadan açıklama yapmaya çalışır. Bu nedenle de aralarındaki benzerlik, onların ortak bir alanda çalışabilmesine de olanak tanır. Din, felsefeye zıt bir alan olarak algılansa da aslında din ile felsefenin ortak pek çok özelliği olduğu da unutulmamalıdır. 

...
Bilim ve Felsefenin Farkları Nelerdir?
Bilim ve Felsefenin Farkları Nelerdir?
felsefe | 1 year ago | 139 | Eylül

Bilim ve felsefe, ortak yönleri bulunmasına rağmen farklı açılardan birbirlerinden ayrılabilirler. Örneğin bilim, gözlenebilir olgulardan hareket eden ve genel geçerliliği olan bir alandır. Örneğin bir canlının yaşamını gözlemler ve onunla ilgili genel geçer bilgiler verir. Oysa felsefe Tanrı’yı konusu edinebilir ve onunla ilgili bilgiler verirken bunların doğruluğu ve kanıtlanabilirliği olması önemli değildir. Çünkü felsefe bir kanıtlama girişimi içerisinde değildir. Oysa bilim, deney sonuçlarında vardığı sonucu olgular ile şekillendirir ve sunar. Felsefe ise olgulardan çok mantıksal analiz ile iş görür ve deneylere yer vermez. 

Felsefenin temel görevi, insanlara pratik bir yarar sağlayabilmektir. Bilim ise elde edilen bilgiler sayesinde teknoloji ortaya koyar, bir kesinlikler bütünü çıkarabilir. Benzer şekilde felsefe, tümel bir bilgiye dayanır. Yani aslında felsefe, bütüncül şekilde hareket eder. Oysa bilim, parçalara ayırarak inceler ve varlığın bir parçasını kendine konu edinir. 

Bilim özellikle de tümevarım ve tümdengelim yöntemlerine başvurur. Felsefe ise düşünme alanlarının yöntemlerine yönelir. Her ne kadar tümevarım ve tümdengelim yöntemlerini kullanıyor olsa da tek kullandığı yöntemler bunlar değildir ve bu nedenle de rasyonel düşünme gibi mantıksal akıl yürütme tekniklerini kullanması ile bilimden ayrılır. Felsefede elde edilen bilginin bir kesinliğinin olduğunun kanıtlanması gerekmez ancak bilim, ulaştığı bilgiyi kanıtlamak ister. 

Temelde ikisinin de benzerlikleri mevcuttur ancak kullanılan yöntemler, düşünüş biçimleri ve izlenen yollar birbirinden farklı olabildiği gibi amaçlar da birbirinden çok farklıdır. Bu nedenle de bilim ile felsefe aynı olmasa bile benzerlikler gösteren iki ayrı alandır.

...
Sanat Felsefesi Nedir?
Sanat Felsefesi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 109 | Eylül

Sanatı felsefe ile ele almak, sanat felsefesinin ana amacıdır. Bu sırada sanatın ne olduğu, sanatçının amacı, eserin ne anlatmak istediği sorgulanır ve genel anlamda sanat eseri incelenerek onun üzerine bir sorgulama gerçekleşir. Beğenmenin, güzelliğin, çirkinliğin, hoşluğun ve ortak estetik yargıların ne olduğu üzerine de sanat felsefesi kafa yorar.

Net bir cevabı olmayan her felsefe sorusu gibi sanat felsefesinde sorulan sorular da net bir cevap içermez. Örneğin güzelin ne olduğu bir düşünür ya da sanatçı tarafından açıklanır ancak felsefe, birikimli şekilde ilerlediği için bu düşünce hiçbir zaman kesin bir yargı değildir.

Sanatçının, sanatsal ürünün ve sanat eserini alımlayan kişinin niteliği üzerine sorgulama yapan sanat felsefesi, bir sanat eserinden algılananın her zaman aynı olmaması ile de kendine yer edinir. Örneğin herkes bir kitabı okur ancak aynı imgeyi temel öge olarak kabul etmez. Benzer şekilde herkes bir tabloya bakabilir ancak herkese göre tablonun anlatmak istediği düşünce ortak değildir. Bu nedenle de sanat, alımlayıcının yorumlamasına bağlı olarak değişkenlik gösterebilen bir durumdur. Bu noktada sanat felsefesi devreye girerek bir sorgulama için yardımcı olabilmektedir. 

“Sanatçı kimdir ve nasıl niteliklere sahip olmalıdır?”, “Sanat eseri nedir?”, “Alımlayıcı kimdir?”, “Kimler bir sanat eserine bakar ve anlatılmak istenileni görebilir?” gibi pek çok soru soran sanat felsefesi, yalnızca sanat eserinin ve sanatçının niteliklerine odaklanmakla kalmaz. Aynı zamanda sanat eserini alımlayan kişinin de niteliklerine odaklanarak bir eserin doğru yoldan yorumlanabilmesine yardımcı olur.

...
Sinema Felsefesi Nedir?
Sinema Felsefesi Nedir?
felsefe | 1 year ago | 235 | Eylül

Sanat felsefesi ve estetik ile yakın ilişki içinde olan sinema felsefesi, sinemanın ilk çıktığı dönemlerden beri var olan bir felsefe dalıdır. Sinemanın henüz yeni çıktığı ve bir filmin değil de sokakta kaydedilen görüntülerin sinema filmi gibi halka açık şekilde oynatıldığı dönemde sinemanın ne olduğu ve onu tiyatro ile ayıranın ne olduğu üzerine kafa yorulmuştur. 

Sinema, yalnızca hareket eden ve konuşan bedenlerden daha üstün bir imge sunuyordu. Arnheim gibi isimler için sinema sadece bir sanat formu değildi. Aynı zamanda felsefenin de ilgi alanına dahildi. Örneğin bir sinema eserinin, bir sinema sanatçısının ya da yönetmenin ne gibi niteliklere sahip olması gerektiği, sıkça tartışılan konular arasında yer aldı.

Sinema eserlerinin de değerlendirilmesini içeren sinema felsefesi, filmlerin içeriğinde yer alan ögelerin de felsefi bir değerlendirmeden geçmesi gerektiği görüşüne sahipti. Örneğin bir film içerisinde yer alan felsefi sorunlar tartışılmalıydı çünkü bu sorunlar günlük hayattan alınmış olan problemlerdir. 

Bir kadına uygulanan taciz, bir soygun ya da herhangi bir ekonomik problem; günlük hayatta yaşanan bir durumdu ve film, bunun sinemaya yansımış haliydi. Yani aslında düşünürlere göre sinema yalnızca bir sanat olmakla kalmadı. Günlük hayattan problemler de sunarak felsefe yapılabilmesine olanak tanıyan yeni bir pencere açtı. İşte sinema felsefesi de sinemanın ve filmin neliği üzerine düşünürken bunları dikkate aldı.

Sinema insanların görüşlerini etkileyebilen, görüşleri değiştirebilen ve insanların psikolojisi üzerinde de etkili olabilen bir araç halini aldıkça felsefe onunla daha fazla ilgilenmeye başladı. İşte dönemimizde sinema felsefesinin bu kadar ilgi görmesinin başlıca nedeni budur. İnsanların düşünmeleri üzerinde etkili olan sinema hem bir hayal ürünüdür hem de düşünmenin ürünü olarak düşünmeyi etkilemektedir. 

...
Zeitgeist Nedir?
Zeitgeist Nedir?
felsefe | 1 year ago | 142 | Eylül

Bir çağa damgasını vuran karakteristik düşüncelerin, inanç ve fikirlerin, dini, ahlaki ya da entelektüel eğilimlerin meydana getirdiği genel çerçeve; zeitgeist olarak adlandırılır. Çağın genel kültürel ve düşünsel iklimi olan zeitgeist, bir çağ içerisinde söylenen her görüşü de içermez. Örneğin Darwin’in evrim teorisi, dönemi için yeni bir fikirdi. Ancak yine de dönemin ortamı buna yatkın olduğu için yeni bir görüş, kendini öne çıkarabildi. 

Doğal tarih teorisine yakın duran zeitgeist, çağların insanları şekillendirdiği görüşünü savunmaktadır. Örneğin Ortaçağ döneminde dini bir tartışma içerisinde ateizmi savunmak, idama mahkum edilebilmek demekti. Bu nedenle de dönemin zeitgeistı henüz farklı dini görüşlere açık değildi. Benzer şekilde Asur medeniyetinde kadınların özgür olup her işi yapabileceğini söylemek, Asurlular tarafından idam edilmek demekti. Bu dönemlerde zeitgeist henüz bu sözlerin söylenmesine hazır değildi. 

Dönem içerisinde kendine yer edinen görüşlerin, fikir ve inançların olduğu atmosfer, zeitgeisttır. Çağın genel düşünsel iklimidir ve bu nedenle de o iklime uymayan her görüş ya unutulacaktır ya da dönemin gereğince cezalandırılmıştır. Bu sebeple de bir düşünce beyan edilirken zeitgeistın buna uygun olması son derece önemlidir. 

...
Saat Benzeri Evren Anlayışı Nedir?
Saat Benzeri Evren Anlayışı Nedir?
felsefe | 1 year ago | 145 | Eylül

“Evren, Tanrı tarafından büyük bir saat olarak tasarlanıp harekete hazır hale getirilmiş olamaz mı?” İşte bir determinizm düşüncesine bağlı şekilde gelişen saat benzeri evren tasarımı, evrene büyük bir saat düzeneği parçası olarak bakılmasına neden olur. Evrenin düzen, harmoni ve intizamı adeta bir saatinkine benzetilir. 17 – 19. yüzyıllar arasında çağın genel kültürel ve düşünsel iklimi, saat ve benzeri mekanizmaların düzeni üzerine kuruluydu. Bu nedenle de evren dahi bir saat mekanizması ile açıklanmak istendi. 

Saat benzetmesinin kullanılması, her bir hareketin geçmiş olaylar tarafından belirlendiği inancını, yani determinizm düşüncesini de içerir. Bu sebeple bir saatte ortaya çıkabilecek değişimler tahmin edilebileceği gibi parçaların çalışma düzeni ve intizamı sebebiyle evrende olabilecek değişiklikler de saat benzeri evren anlayışına göre tahmin edilebilir. 

Bir insan saati kolaylıkla parçalarına ayırabilir ve onun nasıl çalıştığını görebilir. Bu durum da indirgemecilik düşüncesinin oluşumuna neden olur. Evrenin düzeni için de saatin her bir parçasının sorunsuz şekilde çalışması gerekir. Tıpkı bir saat gibi her bir çark, başka bir parçanın iyi çalışmasına yarar sağlar. Evrenin de sorunsuz şekilde düzeninin devamlılığının sağlanması için en ufak parçanın dahi sorunsuzca çalışması önemlidir. 

...
Panoptikon Nedir?
Panoptikon Nedir?
felsefe | 1 year ago | 130 | Eylül

Panoptikon, 1700’lerde tasarlanan bir hapishane modelidir ve mahkumların hareket ile davranışlarının devamlı kontrol altında tutulabilmesi için geliştirilmiş bir sistemdir. Jeremy Bentham tarafından tasarlanan bu model; hücrede kalan mahkuma saklanabilecek, gizlenebilecek veya gözden uzak kalabilecek hiçbir alan tanımaz. Mahkum gözetlenmiyor olsa dahi sürekli olarak gözetlendiği hissine kapılacağı için yanlış bir hareket yapmaktan kaçınır hale gelir.

Bir halka şeklinde inşa edilen hapishanede tek odalı ve her yerden gözlemlenebilen hücreler yer alır. Çemberin etrafında tek odalı hücreler katlı olacak şekilde inşa edilir ve en ortada da gözlemci yani hapishane görevlisi yer alır. Bir kule içerisinde mahkumların göremeyeceği camların ardında yer alan gözlemci, hapishanenin tamamını net şekilde görebilmektedir ve bu sayede mahkumların hiçbir şekilde gizli bir harekette bulunması mümkün olmaz.

Mahkumun her zaman izlendiği düşüncesine sahip olmasına yol açan bu tasarım, her an gözetlenme korkusu ile mahkumların hareketlerini kendilerinin kontrol ettiği bir sistem yaratır. Mahkumlar ceza almamak için hareketlerini hapishane kurallarına uygun şekilde düzenler ve bir gözetleyici kulede yer almasa bile hareketlerini daima kontrol altında tutarlar.

Bu sistem aslında günümüzde sosyal medyanın kullanımı ve her alanda kameraların olması ile de çok ilişkilendirilmektedir ancak özellikle de kişinin kendi hareketlerine kendisinin karar vermesi ve sonuçlarına da izlendiği düşüncesine sahip olarak kendisinin katlanması, hem hapis hayatı için hem de günlük yaşamımız için geçerli olan bir düşünme alanı sunar.

...
Kötülük Problemi
Kötülük Problemi
felsefe | 1 year ago | 444 | Eylül

Özellikle de Ortaçağ’da Augustinus gibi hem din adamı hem de düşünür olan kişiler, kötülük problemi üzerine ciddi bir sorgulama yaparlar. Sorun şudur: Tanrı iyi ise, dünya üzerinde neden kötülük vardır ve bu kötülüğün kaynağı Tanrı değilse nedir? İşe bu soru, özellikle de Ortaçağ’ın düşünürlerinin üzerine odaklandığı sorunlardan biridir. 

Augustinus’a göre kötülüğün temel nedeni, özgür iradedir. İnsanlarda özgür irade mevcuttur. Tanrı ise tam anlamıyla iyilik ile doludur ve kötülük, insanların akıl yürütmeden hareket etmesinden ya da özgür iradelerini kötülük yönüne kullananlardan kaynaklanır. Tüm iyilikler Tanrı’dan gelir ya da insanların özgür iradelerini iyi yönde kullanması sonucu görülür. Oysa kötülükleri Tanrı meydana getirmez. Bu nedenle de bir din adamı ve düşünür olan Augustinus’a göre özgür irade, kötülüğün ana sebebidir. 

Bu tartışma sonucunda ise kötülük problemi farklı bir yönde ilerler. Eğer hiçbir kötülük Tanrıdan gelmiyorsa, neden Tanrı kötülüklere de engel olmaz? Dünya üzerinde savaş, açlık, cinayet ve benzeri pek çok kötülük insan iradesiyle ya da özgür irade olmadan gerçekleştirilebilmektedir. Tanrı neden özgür irade sonucu olan ya da kişilerin elinde olmadan meydana gelen bu kötülüklere engel olmaz? İşte bu noktada sorular artar ve kötülük problemi de Ortaçağ’ın en çok tartışılan konuları arasında yerini edinir. Her ne kadar kötülük problemi bir sonuca kavuşamamış olsa bile günümüzde dahi tartışmaları devam etmektedir. 

...
Weber’de Otorite Tipleri Nelerdir?
Weber’de Otorite Tipleri Nelerdir?
felsefe | 1 year ago | 123 | Eylül

Weber, farklı toplum ve çağların nasıl toplumsal otorite biçimleriyle belirleneceğini anlamaya çalışmıştır ve bürokrasiyi toplumsal otoritenin özel bir biçimi olarak görmüştür. Bahsettiği otorite ise tehdit ya da zor kullanmayla, başkalarının dayatmasıyla ya da farklı şekillerde meydana gelebilmektedir. 

Üç tip toplumsal otoriteden bahsetmek mümkündür:

  1. Karizmatik otorite
  2. Geleneksel otorite
  3. Rasyonel otorite 

Öncelikli olarak karizmatik otorite, yönetimi kendi kişisel niteliklerine dayanarak yürüten liderdir. Bu otorite tipi meşruiyetini liderin niteliklerinden alır ve idari aygıtlar da lidere yakın olan kişilerden oluşur. Karizmatik otorite ayrıca dine de bağlıdır çünkü din, Tanrı vergisidir. 

Geleneksel otoritenin meşrulaşmasını gelenek ve geçmiş sağlar. Bu meşruiyet ise geleneği sürdürme ve geleneksel şekilde iş yürütmenin doğru olduğu iddiasına dayanır. Monarşi gibi geleneksel şekilde gelen bir yönetim biçimi olarak görülebilir. 

Rasyonel otorite; iktidarın yasalar, kurallar, düzenlemeler ve usullerle meşrulaştırıldığı otoritelerdir. Yöneticiler, nasıl atanacaklarını belirleten yasalara uyarak meşru iktidara yönelirler. İktidarın yetkisi ise yasalar ile sınırlandırılmıştır. 

Temelde yalnızca rasyonel otoritede yasalar varmış gibi görünse de aslında tüm yönetim biçimlerinde yasalar mevcuttur. Ancak farklı otorite tiplerinde yasaları belirleyen koşullar farklılık gösterir ve bu nedenle de yasaların içeriği, uygulanma biçimleri ya da dayandıkları temeller farklı olabilir. 

...