sanat kategorisine ait yazılar
Mitoloji-Sanat İlişkisi
Mitoloji-Sanat İlişkisi
sanat | 8 months ago | 210 | Sümeyra

Günümüz çağdaş bilim-sanat dünyasında mitlerin yaşadığı görülür. Türk sanatı da mitolojiden oldukça etkilenmiştir. Başta şiir olmak üzere tiyatro yazımında, resim, heykel, roman, öykü ve edebiyatta mitoloji malzeme olarak kullanılmıştır. Türk yazarlarından Selahattin Batu, Güngör Dilmen, Munis Faik Ozansoy, Orhan Asena, Arif Karakoç,  Melih Cevdet Anday, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Rıfat Horozcu, Behçet Necatigil, Can Yücel gibi isimler mitolojik konulara başvurmuşlardır. Bu konuların ağırlıklı olarak Yunan mitolojisi olduğunu söylemek gerekir. Mitolojik olgularla ilgili en çok eskatoloji yani dünyanın sonu mitlerinden yararlanılmıştır. Eskatolojik mitlere en iyi örnek Matrix filmidir. Bu film fantezi içinde dünyanın sonunu açıklamaya çalışan ve bunun sebeplerini teknolojik gelişime bağlayan bir filmdir yani ne Matrix filminde aranan cevap dünyanın sonunun nasıl olacak sorusunun cevabıdır. Bunun dışında geleceğe yönelik filmlerin başında ise Star Wars gelir. Yine burada da çağdaş insanın bilinçaltına bir kökene dönüş hikayesi işlenmektedir. Yine mitolojik kahramanların çağdaş dünyada tekrar Superman, He- Man, Batman gibi isimlerle yaşatılması önemlidir. 

Mitin kutsal değeri, yenilenen mitolojik olgularla bir kez daha ortaya çıkar. Başlangıçta ortaya çıkan mitolojik olayların yinelenmesi çağdaş dünyanın bir özlemdir. Eski çağların mitolojik kahramanları ile konuşabilmek için  çağdaş insan mitlere başvurur. Bu bağlamda Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Hayvanların Efendisi gibi filmler mitolojik zamanı ve mekanı yeni dünyaya taşımak açısından büyük önem taşır.  Günümüzün bilim kurgu ile iç içe geçmiş olan senaryolarında geniş bir mitolojik birikimin olduğu ortadadır. Truva filminin yapımcıları da mitolojik olayları benimsemişlerdir. Bu film yani Yunan Destanı İlyada'yı günümüze taşıması bakımından önemlidir. İlyada destanına dayanan Truva filmi mitolojik ve fantastik bir filmdir.  Son  dönemlerde Hıristiyanlığın bir kurtarıcılık misyonu üstlenmesi de gündemi oluşturmaktadır. Hıristiyanlık adına yapılan bazı olaylar ve gizli bir dizi tarikatlar Da Vinci Şifresi kitabının konusu olmuştur. Fakat Hıristiyanlığı bir saflık bir temizlenme  kaynağı olarak sunmak isteyenler de bunu Tutku isimli filmde dile getirmişlerdir. Mitolojik olaylar ve olgular yalnız roman ve filmlere konu olmakla kalmaz aynı zamanda ressamların tablolarında yer almaktadır. 21. yüzyıl uygarlığında sanata, felsefeye, resme, heykele, müziğe, tiyatroya, edebiyata, sinemaya baktığımızda yoğun bir şekilde mitolojik malzeme kullanıldığını görürüz. Çünkü her geçen gün farklılaşan, kökleri unutulan, kültür ortaklarının yitirildiği bir zamanda insanların daha sistemli kurallarına sahip çıkan milletlerin dönemine dönmek, kısaca kökenine dönmek istemeleri mitolojiye rağbetin en önemli kanıtıdır.

...
Postmodernizm Nedir?
Postmodernizm Nedir?
sanat | 8 months ago | 118 | Sümeyra

Postmodernizm 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmış, baştan sona belirsizlikten ibaret olan bir akımdır. Postmodernizm, kimilerine göre Modernizm'e karşı doğmuş, kimilerine göre ise Modernizm'in devamı, ilerisi niteliğindedir. Zaten  post" kelimesi “sonra” anlamına gelmektedir. Postmodernizm, edebiyat, felsefe, mimari, resim, müzik, moda, tarih, tiyatro, sinema gibi alanlar da kullanılır. Postmodernizm'in 1960'lı yıllarda Newyork'ta ortaya çıktığı söylenir. Önce ortaya çıkmasına rağmen 20. yüzyılın sonlarında  etkili olmaya başlamıştır. Postmodernizm, aslında kendisi de izm'li olmasına rağmen kapitalizm, rasyonalizm, liberalizm, pozitivizm gibi izmli kavramlara karşıdır. Postmodernizm de her şey ayrıdır, parçalanmıştır. Bu parçalar birleştirilemez. Kurallara karşı bozucudur, bütün kuralları reddeder. Postmodernizme göre her şey ya doğrudur ya da yanlış, ikisi bir arada olamaz. Postmodern eserlerde genellikle ironik bir hava sezilir. Hayatın kötü yanlarını hüzünlü veya karamsar bir şekilde değil de daha çok mizahi şekilde dile getirir. Postmodernizm çoğulcudur. Her türlü düşünceye önem verir, açık kapı bırakır. 

Postmodernizmin edebiyatta özellikle de romanda kullanımı çok yaygındır. Postmodern romanlarda üst kurmaca dediğimiz yöntem sıklıkla kullanılır. Postmodern romanlarda metinler arasılık vardır. Kendinden belki de yıllar, yüzyıllar önce yazılmış esere ithafta bulunabilir. Postmodern romanlarda bilinç akışı tekniği kullanılır (kişinin düşüncelerine eserde kendi ağzından yer vermesi). Postmodern roman, dildeki bütün kuralları reddeder ve kendine has bir dil ortaya koyar. Gelişigüzel, farklı kelime ve anlatımları kullanarak onlar arasında bir bütünlük sağlar. 

Postmodernizmin bazı alanlarda temsilcileri şu şekildedir:

-Resim alanında; Robert Rauschenberg, Gerhard Richter, Chris Ofili

-Edebiyat alanında; Umberto Eco, Franz Kafka, Virginia Woolf, Paul Auster, Paul Hoover

-Mimari alanında; Michael Graves, James Stirling, Robert Venturi

Türkiye'de ise en çok edebiyat hatta roman üzerinde eser verilmiştir. Postmodern romanın bizde öncüleri :

Orhan Pamuk, Bilge Karasu, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Latife Tekin, Pınar Kür, Hasan Ali Toptaş, İhsan Oktay Anar, Buket Uzuner gibi kıymetli yazarlarımızdır.

...
Müzik Endüstrisine Bakış
Müzik Endüstrisine Bakış
sanat | 9 months ago | 86 | Rasim

Günümüz müzik endüstrisini oluşturan pop müziğinin yanı sıra bir de elektronik müzik sahnesi var ki büyük ölçüde Pazar payına sahip. Deneysel ve laboratuvar ortamlarında ortaya çıkan daha sonra kendi işleyiş ve ölçülerini standart hale getiren elektronik müzik dönemler boyu farklı biçimlere bürünerek kendi tekamülünü devam ettirmiştir. Eğlence sektörünün vazgeçilmezi olan müzik etkinliklerinde de elektronik müziğin nasıl bir paya sahip olduğu apaçık ortada.

Kadim Çin medeniyetinde yazı yazmak herkesin yaptığı ya da yapabildiği bir eylem değildi. Onları yapan özel insanlar vardı ve meslekleri sadece saray, hanedanlığın menfaati için gerekli belgelerin yazımını gerçekleştirmekti. Bir şeyin demokratikleşmesi herkesin aynı seviyede erişimi ve onun üretimini ortaya çıkarmasının yanında aynı zamanda kalite ölçüsünün de farklı boyuta taşındığını unutmamak gerek. Buradaki temel “sorun” artık neredeyse herkesin dijital ortamda bir müzik parçası üretebilmesi ve onu hiçbir yapım şirketi desteği olmadan yayınlama olanağının olması diyebiliriz. Peki ya müzik yapmak bu kadar kolay ve erişilebilir değilken işler nasıldı?

Aslında bu da başka bir soruna getirip çıkarır bizi. Örnek olarak 1970ler dönemini ele alarak incelemeye çalışalım. Çoğu müzik tarzı kendine iletişim araçlarında yer bulabilmiş. Rock, funk, soul, blues vs. gibi türlerde üretim yapan sanatçılar müzik piyasasında kendini göstermek istiyor ve şan, şöhret elde etmenin hazzını ve güzelliklerini yaşamak istiyor. Fakat burada da işler aslında düşünüldüğü gibi kalite kontrolü yapacak bilgilere sahip kişilerinden önünden geçmez hatta çoğunlukla tam tersi insanlar bakar bu işlere. Yani temelde parayı, sermayeyi elinde tutan karar mekanizmasını dolayısıyla da sanatçının meşhur olma yolundaki tüm kapıların açılmasını sağlıyor.

Plak şirketlerinin temelde işleri henüz ünlü olmamış fakat ünlü olabilecek sanat.ıları bulmak onları belli standartlar çerçevesinde müzik poiyasasına sunabilmektir. Bunlarında yanında elbette o sanatçının eserlerini satılabilir hale sokmak da mevcut çünkü asıl konu şirketin bu denli yatırımlardan ne kadar karlı çıkacağıdır. Keşfedilen müzisyenler o anlaşmalara imza atar atmaz aslında şirketlerin bir ürünü konumuna geçer ve kılık kıyafetinden hatta müziğine kadar her türlü parametrelere karışılır.

...
Savaş Sonrası Özgün Müzik : Krautrock
Savaş Sonrası Özgün Müzik : Krautrock
sanat | 9 months ago | 78 | Rasim

Sanat kendi içindeki vazgeçilmez büyüsü var oldukça genişler, gelişir, kendi varlığını sürdürür. Müzik ekseninde de işler farklı yürümüyor elbette. Aslında her sanatçı, müzisyen,grup ya da şarkıcı özgün olanın peşinden koşar onu ortaya çıkarmaya çalışır. Şüphesiz en çok vurgulanan “yaratıclık haybeden gelen bir şey değildir”in kanıtı niteliğindeki işler de kendinden önceki işlerden, eserlerden esinlenmiş ya da ilham kaynağı olarak kullanılmıştır. Daha önceki yazılarımda belli bir kronolojik anlatısal yapıyı bozmadan caz, ragtime, blues, soul gibi tarzların çıkış noktalarına değinmeye çalışmıştım ve bunların hepsinde tarihsel süreç olarak bir öncekinden esinlenme, etkisinde kalma gibi durumlar oldukça aşikar.

Çok fazla popüler kültüre konu olmamış bir tarzın bahsi geçecek bu yazıda. Hiçbir müzik türüne benzemeden fakat onları dinleyip bilerek, aynı zamanda yepyeni müzikal paradigma oluşturma gayesi olan müzisyenlerin müzik dünyasına kazandırdığı Krautrock. Peki krautrock nedir?

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın hemen hemen her noktasında hakim olan iyimserlik kendisi ile birlikte özgür ve özgün üretimler getirmiştir. Bu üretimler sadece endüstriyel ya da toplumsal anlamda değil aynı zamanda kültürel boyutta da mevcudiyet kazanmıştır. Sanat da bu iyimserlik kendi payını çıkararak korumaya çalıştığı “büyü” çerçevesinde yeni eksenlere yelken açmış durumdaydı. Fakat en çok da eleştiriler tam da bu durumda gelmeye başlamış, nedeni ise özgürlük kavramı altında kalite kriterinin göz ardı edilmesi belirtilmektedir.

Savaş sonrası Almanya’da özellikle tüm siyasal ve iktisadi bölünmeler yaşandıktan hemen sonrasında gelişen toplumsal yaşantıdaki dinamikler o dönemin müzikal çerçevesini oluşturmakta da büyük role sahip. Alman pop müziği olarak bilinen “Schlager” her radyo istasyonunda her TV programlarında kendi yerini almıştır. Fakat muazzam sanatçılara ev sahipliği yapan Almanya topraklarında bu durumdan oldukça rahatsız olan özellikle okullu sanatçılar var. İşte onların katkısı ile hiçbir müzik türüne bağlı kalmadan yaratılan ve kendinden sonra birçok müzik janrını etkileyen krautrock tarzı karşımıza çıkar.

Can, Cluster, Neu!, Amon Düül, Tangerine Dream gibi geniş yelpazede özgün müzik eserlerine imza atan gruplar aynı zamanda krautrock akımının da mihenk taşlarını oluşturuyor. 

...
Bir Varoluş Sancısı: Egzistansiyalizm
Bir Varoluş Sancısı: Egzistansiyalizm
sanat | 9 months ago | 150 | Sümeyra

Varoluşçuluk diğer bir adıyla Egzistansiyalizm, 20. Yüzyılın yani 1900'lü yılların başında Fransa'da ortaya çıkmış bir akımdır. Daha önce Alman düşünür Martin Heidegger'in ortaya attığı söylenir. Daha sonra Sartre'nin benimsemesi üzerine daha da ilerlemiştir. Varoluşçuluğun merkezinde her zaman insan vardır. Bu yönüyle Hümanizm akımından etkilendiği öne sürülür. İnsan ise her zaman özgür bir varlıktır. Herhangi bir baskı altında kalması mümkün değildir. Özgürlük, varoluşçulukta temel bir etmendir. Egzistansiyalizm'e göre insan kendi başına kendine yetebilir. Her şeyi kendisi yapabilir. Varoluşçular, varoluş sancısı çekmektedir. Nasıl var olduklarını ve ne için var olduklarını ve hayatı hep sorgularlar. Varoluşçular, evrende yalnız olduklarını düşünür ve savunurlar. Bu sebeple de yabancılaşırlar. Varoluşçular kendilerini Ateist ve Deist olarak ikiye ayırırlar. Tanrı'nın varlığını kabul eden kesim için ehep bir umut barındırır. Tanrı'nın varlığını kabul etmeyen kesimin ise, özgürlüğünün Tanrı tarafından elinden alınmasından korktuğu için varlığını kabul etmediği söylenir. 

Varoluşçuluk yani Egzistansiyalizm'in edebiyat ile de ilişkisi vardır. Zaten Jean Paul Sartre'nın Bulantı eseri ile ortaya çıkmıştır bu akım. Bu akım edebiyata bunalım şeklinde yansımıştır. Her şeyin kötü ve iğrenç olduğunu, olayların her zaman olumsuz tarafının olduğunu, insanın dünyaya getirilmediğini, tam tersi fırlatılıp atıldığını savunan bir bunalım edebiyatıdır. Varoluşçu yazarlar insanların yaşadıkları bu bunalım sancısını anlatmışlardır. Bunu da anlatırken süslü bir anlatımdan uzak durmuşlardır. Dil oldukça sadec ve açık bir üslup ile yazılmıştır. 

Varoluşçu yazarlar; Sartre, Andre Gide, Albert Camus, Kierkegaard, Nihilizm akımı ile de tanınan Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Karl Jaspers, Edmund Husserl, Dostoevsky gibi birçok yazardır. 

...
Geleneksel Türk Tiyatrosu
Geleneksel Türk Tiyatrosu
sanat | 9 months ago | 135 | Sümeyra

Geleneksel Türk Tiyatrosu, Türklerin eski inançlarına, yaşantılarına, kültürlerine, gelenek ve göreneklerine bağlı olarak oluşan tiyatro türüdür. Geleneksel Türk Tiyatrosu, göstermeye bağlı, bir metne dayalı olmayan, genellikle doğaçlama olarak yapılan oyunlardır. Geleneksel Türk Tiyatrosunu denildiğinde akla Karagöz Oyunu, Orta Oyunu, Meddah, Köy Seyirlik Oyunu gelir. Bunlar şu şekildedir:

  • Karagöz; oyununun kurucusu “Şeyh Küşterî" olarak kabul edilir. Bu oyunda yazılı bir metin yoktur, tamamen doğaçlamadır. Oyunda bazı kalıplaşmış bölümler vardır sadece bu bölümlere uyumak zorundadır gerisi doğaçlama oluşturulur. Karagöz Oyunu genellikle ramazan aylarında oynanırdı. Karagöz Oyunu bir kişininicra ettiği bir oyundur. Ancak bu oyunda yardımcı oyuncular vardır. Karagöz oyununun ustasına Hayâlî/hayalbaz denir. Sandıkâr denilen bir de  çırağı vardır. Oyun sırasında şarkı ve türkü okuyan kişiye yardak, tef çalan kişiyr dayrezen denir. Bu oyun konularını gerçek hayattan alır. Karagöz oyunundaki tipler, Osmanlı dönemine ait tiplerdir. Karagöz ve Hacivat oyunun ana tipleridir. Diğer tipler de ikincil tipler olarak kabul edilir. 
     
  • Meddah; yine sözlü kültür geleneği olan, eski Türk tarihinde kam, ozan, baksı ve âşıklar tarafından sergilenen oyunlardır. Meddahlık, hikâye anlatma ve yanında da taklit yapma sanatıdır. Meddah, tek oyunculu bir oyundur. İçinde birçok karakteri olan bir olayı tek başına canlandıran bir oyuncudur. Meddah, anlatıcı ın bir sandalyeye oturarak hikaye anlatmasıdır. Bu anlatılan hikayelerin bir kısmı anonimdir, bir kısmı ise belli bir yazara ait olan hikayelerdir. Oyun konusunu günlük hayattan alır. Sadece güldürmeyi amaç edinmeye Meddah birçok konuda oynanabilir. 
    Meddah sahnede mendil ve sopa kullanır.
  • Orta Oyunu; adı üstünde ortada oynanan oyundur. Seyircinin etrafına toplandığı, oyuncunun ortaya geçerek oyununu sergilediği oyundur. Orta Oyunu tamamen irticalen (doğaçlama) olarak oynanır. Oyuncu kadrosu kalabalıktır. Bu oyunun baş karakterleri, “Pişekâr” ve “Kavuklu”dur. Orta oyunu “usta-çırak” ilişkisine dayanan bir oyundur. Oyuncu olmak isteyen gençler bununla ilgili kollara yerleştirilirdi.
  • Köy Seyirlik Oyunu; köylerde genellikle düğün, dernek gibi özel zamanlarda oynanan, taklit etmeye dayanan, yine belli bir metne bağlı kalmadan sergilenen oyunlardır. Bu oyunda genellikle kostüm ve aksesuar kullanılır.
...
Kural Tanımayan Bir Akım: Dadaizm
Kural Tanımayan Bir Akım: Dadaizm
sanat | 9 months ago | 233 | Sümeyra

Dadaizm diğer bir adıyla Dadacılık, 20. yüzyıl Avrupasında ortaya çıkmıştır. Hemen hemen diğer bütün akımlar gibi bunalıma giren, kaçış içinde olan bir grup genç tarafından İtalyan şair Tristan Tzara önderliğinde ortaya atılmıştır. Dadaizm'in adının oyuncak “tahta at” anlamına gelen “dada” kelimesinden geldiği söyleniyor. Dadaizm'in temel taşı kuralsızlıktır. Bir nevi nihilizmin sanata yansıyan hali diyebiliriz. Bu akım birinci dünya savaşına karşılık çıkmış bir akımdır. O dönemin buhranında olan insanların isyanı ile ayaklandı. 

Bu akımın esas amacı, sanat ve edebiyat dallarında alışılmış olanların dışına çıkmak, kuralsız bir sanat yapmaktır. O güne kadar yapılmış olan bütün sanatları unutup, kendilerine has kuralsız bir kurala uyarak eserler vermekti. Toplumun benimsediği her şeyi reddettiler. Dadacılara göre akıl çok değersizdi. Onlar akıldan, mantıktan uzak olan, absürt denilen olgu ve detaylara eserlerinde yer vermeyi tercih ettiler. Hayattaki her şeyi sorguladılar ve hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmediler. Dadacılara göre sanat, çok da övülecek bir şey de değildi. Onlar göze hitap eden güzel şeyleri de reddettiler. Şiirde kafiyeden uzak durdular, daha düz yazmaya özen gösterdiler. Kelime oyunları yapmadılar, anlam kapalılığı da kullanmadılar. Bu şekilde düşününce Türk edebiyatının dadaistleri olarak Garipçileri kabul etmek yanlış olmaz. Bilindiği gibi Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat da bütün bunları reddedip çok serbest şiirler yazmışlardı.

Dadaizm'in temsilcilerine göz atacak olursak başta Tristan Tzara, Man Ray, Richard Hülsenbeck, Jean Arp, Marcel Janco, Jacques Magnifico, Emmy Hennin, Marcel Duchamp, Raoul Housmann,Hannach Höch gibi daha birçok sanatçı yer alır. 

Dadaizm akımı kısa bir süre sonra yerini sürrealizm akımına bırakmıştır. Sürrealizm kendini Dadaizmle geliştirmiştir. Sürrealizm yani gerçek üstücülük, Dadaizmden farklı olarak bilinç altını işledi. 

...
Geleneksel Türk Sanatları
Geleneksel Türk Sanatları
sanat | 9 months ago | 179 | Sümeyra

Türkler tarih boyunca sanata hep çok önem vermişler ve aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bu sanatların bir çoğunu hâlâ yaşatabilmişlerdir. Çok fazla medeniyet ile tanışan Türkler, sanatlarını çoğu zaman diğer medeniyetlerin sanatları ile de harmanlamışlardır. Geçmişten günümüze birçok alanda sanat dalımız bulunmakta ve her birinden çok güzide parçalar günümüze ulaşmaktadır. Bu sanatlar içerisinde bazıları hâlâ çok biliniyor olsa da bazıları yok olmaya yüz tutmuştur. Bu çok bilinen ve hala günümüzde devam eden sanatlar içerisinde ebru sanatı, çinicilik, tezhip sanatı, hat sanatı, çömlekçilik, seramik sanatı, minyatür, dokumacılık ve kaşıkçılık vardır. Bu sanatlarını belli illerimizde, belli kişiler tarafından devam ettirilmektedir.

Ebru sanatı, kağıt, boya ve su ile yapılan bir sanattır. Bu su elbetteki normal su değildir. Kendisine has suyu bulunan bu ebru sanatı, verilmek istenen şekil için suya boyanın damlatılması ve şekillendirilmesi ile kağıdın su üzerine bastırılıp sudaki resim kağıda geçirilmesi ile yapılan çok güzel ve özel bir sanattır.

Tezhip sanatı, incecik fırçası ile yapılan genellikle fermanları, tuğraları, levhaları süslemek için kullanılan yapımı oldukça emek isteyen zor bir sanattır. 

Seramik sanatı, yerini porselene bırakmıştır. Eskiden toprağın pişirilerek yapıldığı bir sanatken artık yoluna porselen olarak devam etmektedir. Porselen deyince de akıllara ilk Kütahya ilimiz gelir. 

Hat Sanatı, matbaanın bulunmasından sonra eski değeri kalmamıştır. Daha çok görsel amaçlı, dekoratif amaçlı yapılırdı. Harflerin kuyruklarının uzatılması ile güzel bir görüntü verilmeye çalışılır. Güzel yazı yazma sanatı da denilebilir. 

Minyatür sanatı, belki de Osmanlı döneminin en yaygın sanatlarından biridir. Minyatürde tek boyutluluk hakimdir. Tek boyutlu yapılmış küçük resimlerdir. Osmanlı dönemine ait olayları genellikle minyatüre aktarılmış olarak görmekteyiz.

Çinicilik, mimari yapıların süslemesinde kullanılmıştır. 16. yüzyılda İznik Çinileri ile en usta dönemlerini yaşamıştır. Tarihi yapıların çoğunda çiniciliği görmekteyiz. 

Çömlekçilik, Nevşehir, Eskişehir, Manisa, Bilecik gibi şehirlere gezmeye gidenlerin mutlaka denedikleri, killi toprağın el ile şekillendirilmesi sonucunda vazo, çanak gibi eşyalar yapılmasıdır. 

Dokumacılık, insanların özellikle Anadolu'nun soğuğu karşısında kendini koruması için bazı bitkilerin saplarından giysi, halı, kilim gibi eşyaları dokumalarıdır. Gelişen teknoloji ile dokuma tezgahları yapılmış ve halı, iklimler orada dokunmaya başlanmıştır.  

Son olarak Kaşıkçılık ise bazı ağaçların oyulması ile güzel şekiller verilerek tahta kaşık meydana getirilmesidir. Bu sanatta da akıla ilk Kütahya ilimiz gelir. 

...
Organik Danslar Serisi: Funk Müzik
Organik Danslar Serisi: Funk Müzik
sanat | 9 months ago | 69 | Rasim

Hayatın içinde gelişen tüm dinamikler nasıl ki birbirinden bağımsız değilse müziği de bu bağlamda düşünürken ayrı ele almamak gerek. Müzik toplumsal dinamiklerin önemli ve vazgeçilmez parçasıdır. Katı olarak nitelendirebileceğimiz müzik türleri incelendiğinde kendi ölçüleri ve işleyişlerinin olduğu gerçeğini unutmamak lazım. Elbette müzik türleri birbirlerinden büyük ölçüde etkilenerek bir sonraki dönemin türlerini ortaya çıkarır. Bu yazının konusu kendi içinde kendine has işleyiş ve parametreleri buluna ve dans müziğinin farklı dönemsel mihenk taşlarını oluşturan Funk müzikten başkası değildir.

Funk dünya müzik tarihinin çok önemli kısmını oluşturarak 1960ların ortasından itibaren duyulmaya başlar. İlk örnekleri elbette doğrudan funk olarak adlandırılmaz fakat zaman geçtikçe bazı çalma tekniklerinden ötürü tanımlayıcı sıfatlar meydana gelir ve işte onlar çoğunlukla sonrasında o tarzın ismi haline gelir. Soul, Caz, R&B sahnelerinden etkileri alarak kendi varlığını ortaya koyan Funk müziği de Afro Amerikan topluluğunun dünya müziğine kazandırdığı başlıca müzikal yapıtlardandır. Senkoplu bass’lar, sürekli sabit çalınan davul groove’ları, Funk müziğini karakterize ederek 1970 ve 1980lerin popüler müziği noktasına getirir.

Funk müziğin esrarengiz ismi ve babalarından sayılan James Brown aslında henüz funk tanımı yapılmadan sahne performasnlarında funky beat kavramını gerçekleştirir ve bu performanslar sonraki dönemin tarzını oluşturulmasında son derece büyük rol oynar. Uzun lafın kısası Funk müziğinden bahsedilecekse James Brown’u es geçmek “Müzik Tanrısı”na yapılan en büyük “günah” sayılabilir. Fakat funk aynı zamanda 1960ların sonunda o dönemin zaten güçlü müzikal elementlerdinden olan psychedelic akımını da yakalamıştır. Sly And Family Stone ya da George Clinton gibi sanatçıların buluşları sayesinde funk başka bir noktayı da yakalamış ve başarılı eserlerini ortaya koymuştuır. 1970lerle birlikte funk popülerliğini artırmış ve artık radyolarda geniş alanlara sahip olarak ayrıca da sahnelerde de geniş kitlelere hitap etmeye başlamıştı. Sonrasında disco müziğine esin kaynağı olacak funk aslında özellikle caz müzisyenlerinin dikkatini çeker. Ünlü caz sanatçıları (örnek olarak Miles Davis, Herbie Hancock) funk akımını yakalayarak Jazz-Funk janrını gerçekleştirmişler. Modern müziğin icrası ya da yapımında hala güçlü funk etkisi görülmektedir.

...
Görkemli Vokaller: Soul Müzik
Görkemli Vokaller: Soul Müzik
sanat | 10 months ago | 74 | Rasim

Konser sahnesinde görkemli orkestra, oldukça güçlü vokaller, atletik sahne dans/hareketleri. İşte buna benzer bir sahne gözlerde canlanıyorsa demek ki ilk akıllara gelen James Brown'dur. Bu yazı James Brown ile ilgili olmayacak onu baba yapan ilk yaptığı müzik yani Soul tarzı il ilgili olacak. Güçlü vokaller ve kuvvetli şarkı sözleriyle özellikle 1960'larda yaygın olan soul nedir? 

Amerikan popüler müzik sahnesinin önemli sahne performanslarına imza atılmasını sağlayan Soul müzik "rhythm and blues" olarak bilinen tarzın tekamül aşamalarından biridir. Gospel ve Blues müziğinin harmanlanması sonucunda bugüne kadar gelen bu müzik türünün temellerini Chuck Berry, Little Richard, Bo Diddley, Sam Cooke gibi sanatçıların oluşturdukları müzikal ambiyanslardan bağımsız saymak hata olurdu. Adı geçen sanatçıların yaptığı müzikler sonraki dönemlerde "rock and roll" olarak bilinen furyanın kapılarını aralamıştır. 

İlk soul esinti kaynağı olarak Ray Charles'ın kiliselerden yükselen gospel müziğini sahnelere sekülerize biçimde taşıması sonucu ortaya çıkan çalışmaları gösterilirken, Aretha Franklin de artık tam ve bariz bir soul müzisyeni olarak kayıtlara geçmiştir. Bu esnada Motown Sound da ilk soul örneklerinden sayılmakta ve baba James Brown'un meşhur "Say it Loud - I'm Black and I'm Proud" şaheseriyle Afro-Amerikan topluluğun siyasi ve toplumsal sesi haline gelmiştir. Bu tarzın en başarılı isimleri arasında say say bitmeyen mihenk taşı isimler vardır. Etta James, Curtis Mayfield, Isaac Hayes, Marvin Gaye, Donny Hathaway, Temptaions, Jackson 5 vb. 

Sadece müzikal anlamda değil aynı zamanda sosyal ve siyasal kesimi temsiliyet kuvvetine malik olan Soul müzik günümüzde Delvon Lamarr Trio, Charles Bradley gibi icra edildi. Dans müziğine de muazzam katkısı olan bu türün bir de diskoya ve funk'a kazandırdığı aura tek kelime ile etkileyici.

...
Kiliseden Sahnelere: Gospel Müzik
Kiliseden Sahnelere: Gospel Müzik
sanat | 10 months ago | 142 | Rasim

Bir kilisede devasa koro ve müzisyenler eşliğinde gerçekleşen dini müzikal şölen. Böyle bir sahneyle karşılarsak eğer çalınan ya da icra edilen tarz gospel müzikten başkası değildir. Tanrıya ve İsa'ya şükranları sunmak ve bir nevi dini arınma seremonisi olarak bilinen gospel müzik 19. yüzyılın ortasından itibaren özellikle Afro-Amerikan topluluğunun vazgeçilmez parçası. 

Bilinenin aksine sadece siyahilerin icra ettiği bir tarz olmayan gospel müzik ABD topraklarında aynı zamanda beyazların yoğun olduğu topluluklarda da kendi etkisini göstermiştir. Fakat zaman içerisinde hem hissiyat hem de yaşantının verdiği maddi, duygusal zorlukları bağlamında gospel müzik tarzını siyahi topluluk daha fazla benimsemiştir. Amerikan İç Savaşı sonrasında özellikle çadır okullarda dini öğretimin bir parçası olan bu tarz kırsal alanlardan şehir yaşamının dinamiklerine de sirayet etmiş. Böylece şehir yaşantısının üretim alanındaki müzik tarzlarına da azımsamayacak derecede etkiler yaparak anaakım müzik kültürün içinde kendine yer bulmuştur. Tamamen popüler müzik sahasına girememiş olsa da dönemin caz, blues, country tarzlarında gospel etkileri açıkça görülmektedir. 

Çoğu müzik teorisyenin görüşlerine istinaden yaşanan acılar ve dertler düşünüldüğünde ve müziğe verilen değerin farklı boyutundan ötürü gospel müzik özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren artık siyahi topluluklarının ayrılmaz dini seremonik müzik tarzı haline gelmiştir. Sosyal dinamiklerde görülen tüm değişiklikler hayatın hem üretim hem de tüketim alanlarında rahatlıkla görülür. Böylece müzik endüstrisi de bu durumdan bağımsız sayılmaz. 

Müzik endüstrisi temsilcileri kiliselerde gospel yapan özellikle iyi vokalleri keşfedip kendi stüdyolarına davet ederek albüm vaatlerinde bulunur. Hatta bazı eski gospel vokaller dönemin popüler müziklerinde meşhurlaşarak farklı şöhret kapılarından geçmişlerdir.

...
Türk Tiyatrosunda İlk Türk Kadın Tiyatro Sanatçısı
Türk Tiyatrosunda İlk Türk Kadın Tiyatro Sanatçısı
sanat | 10 months ago | 302 | Sevilay Esma

Osmanlı devlet yönetimi,  döneminde kadınların sahne alması kanun ve yasalara göre yasaktı. Bu nedenle bu dönem sürecinde Müslüman olan kadınlar hiçbir tiyatro oyununda sahne alamamışlardır .Bu yasak sebebiyle, tiyatro oyunlarında ve çeşitli oyunlarda, kadınların oynaması gereken sahneleri “zenne” adıyla hitap edilen erkekler, kadın rolünü üstlenerek, kadın kılığında  sahne alırlardı. 

Türk edebiyatının ilk tiyatro eseri ise Şinasi’nin Şair Evlenmesi olup, ilk sahnelenen tiyatro eseri ise Namık Kemal’e ait olan Vatan Yahut Silitre olmuştur. Şinasi’ye ait Şair Evlenmesi de, Namık Kemal’e ait Vatan Yahut Silistre de Türk Tiyatrosu’nun gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

Ülkemizde ise tiyatro oyunlarından ilk sahne alan oyuncu Afife Jale olmuştur. Afife Jale 1918 yılında tiyatro kariyerindeki serüvenine başlamış, devlet tiyatrolarında stajyer olarak tiyatro dünyasında yer almış, fakat kadınların sahne almasının kanunen yasak olması nedeni ile tiyatro sahnesine çıkmadan arka planda görev yapmıştır. 

13 Nisan 1919 tarihinde ilk kez sahne alan Afifi Jale’nin ilk tiyatro oyunu ise Hüseyin Suat tarafından kaleme alınmış olan dram türündeki “Yamalar”dır. Birçok  turneler ile kumpanyalarda görev alan Afife Jale 1923 yılında Cumhuriyetin ilan edilmesi ile de Alacakaranlık ve Odalık eserlerinin sahnelenmesinde, sahne almıştır. Kendinden sonra birçok kadın tiyatro oyuncuya  yol gösterici olan Afife Jale 24 Temmuz 1941 yılında aramızdan ayrılarak vefat etmiştir. 

1902 yılında dünyaya gelerek 1941 yılında yani 38 yaşında aramızdan ayrılan  Afifi Jale tiyatroya olan tutkusu nedeni ile evlatlıktan red edilmiş, aile tarafından kötü kadın olarak itham  edilmiş, ancak tutkusu olan tiyatrodan vazgeçmemiştir. Tiyatro ve tiyatro sahnesindeki kariyeri için bir çok mücadele vermiş, sokakta kalmış, aşevlerinde karnını doyurmuş, tüm bu çıkmazlar nedeni ile sağlığında sorun yaşamamış ve zaman geçtikçe artan baş ağrısı rahatsızlığından dolayı morfin bağımlısı olmuştur. Yaşamış olduğu tüm olumsuzluklara  rağmen hayallerinden ödün vermemiştir. Bugün Türk Tiyatro Sanatının ilk kadın tiyatro sanatçısı olarak adını altın harflerle yazdırmıştır. Hayallerinizden vazgeçmeyin.

...
Blues ve Şeytan : Robert Johnson
Blues ve Şeytan : Robert Johnson
sanat | 10 months ago | 146 | Rasim

Sanat ve büyü ayrılmaz ikili olarak adeta “Bonnie and Clyde” gibi karşımıza çıkar ve hikayeler, öyküler, hurafeler yaranır. Bu yazıda esrarengiz hikayesi ve muazzam müziği ile blues ve müzik tarihinin büyük ismi Robert Johnson’dan bahsedeceğim.

1911 senesinde Missisipi’de dünyaya gözlerini açan Robert Johnson müzik dünyasının “ruhunu şeytana satan” müzisyen olarak tanınır. Büyü ve benzeri şeylere inanan, uğraşan annesiyle yaşayan Johnson ufak yaşlardan müziğe merakı ve isteği vardır. Bölgede yaygın olan eğlence anlayışı insanların işlerinden sıyrılıp nefes almak ve içkilerini yudumlamak için gittikleri mekanda gitarlarıyla müzik yapan sanatçıların eşliğinde dans etmesidir. Robert da ilk gittiği andan itibaren müziğe vurulur ve onun peşinden gitmesi gerektiğini anlar. Fakat Robert bu konuda pek başarılı değildir ilk aşamada hatta çaldığı mekanda kötü çalar müşterilerin gazabına uğrar ve mekandan kovulur.

Robert Johnson bu olayın üzerine bir yolculuğa çıkar. Kimsenin haberdar olmadığı bu yolculuktan döndüğünde gitarıyla harikalar yaratır. Hala onun gibi blues gitaristinin gelmediğini savunan çok fazla müzisyen vardır. Bölgedeki yaygın olan inanışların yardımıyla da rivayetler gezer ortalıkta. Bu rivayetler Robert’ın dörtyol ağzında şeytanla anlaşma yaptığı ve karşılığında ruhunu şeytana sattığı yönünde. Müziğinde ustalaşan Robert 1938 tarihine henüz 27 yaşındayken iddiaya göre içtiği içkiden zehirlenerek hayata veda eder ya da rivayete göre şeytan ruhunu alır. Geriye ise bu esrarengiz hikaye ve Robert Johnson’ın bıraktığı müzik kalır. Blues müzik örneklerinde fazlasıyla “devil” ya da “crossroads” sözlerine rastlamak mümkün.

...
Modern Müziği Oluşturan Tarz: Blues
Modern Müziği Oluşturan Tarz: Blues
sanat | 10 months ago | 63 | Rasim

Barda, mekanda, konserde bir siyahi müzisyen, elinde gitar ve çaldığı şeyin üzerine uyaklı söylediği kelimeler. Bu sahneyi çoğunlukla amerikan filmlerinde görmüşüzdür. Genellikle çalınan müziğin tarzı blues olarak karşımıza çıkar. Çıkışından sonra amerikan ve dünyadaki popüler müziğin matematiğinde bir etki payına sahip olan Blues nedir?

20. yüzyılın başlarına gidiyoruz, ABD’nin güneyine yapacağımız bu müzikal yolculukta karşımıza ilk olarak sağlam duruşuyla blues tarzı çıkacaktır. Afrika kökenli amerikanların ortaya çıkardığı ve dünya müzik tarihinde son derece önemli role sahip olan blues tarzı aslında bir vokal stilidir. Blues icra eden sanatçılar genellikle bir hikaye anlatmaz daha ziyade o an çalınan ritimler üzerine ruh halini, duygularını anlatma isteği içinde olurlar.

Blues müzği aslında her yerdedir. Müzik tarzlarının hilebazı olarak nitelendirilen blues mekanlarda, dans pistlerinde, fabrika sahalarında, tarlalarda, şehirde ya da kırsalda çalınır. Yüksek enerjili ritimleriyle ne kadar eğlenceli bir hissiyatı varsa, bir o kadar da derinlerde bulunan dertleri, acıları ele alır. Boşuna modern müziğin temelinde blues vardır denmiyor. Çünkü blues modern müziği kapsayan çoğu tarza etkilerde bulunmuştur. Jazz, rock, R&B, country gibi tarzlar blues köklerinden doğmuştur.

...
Caz Öncesi: Ragtime
Caz Öncesi: Ragtime
sanat | 10 months ago | 79 | Rasim

Ragtime 19. yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başlarında ortaya çıkmış ve Amerikan popüler müziğinin öncü tarzı olarak bilinir. Piyano temelli ve senkoplu müzik olarak bilinen bu tarz caz müziğinin de temellerini atmıştır. 

Hem Avrupa hem de Afrikan etkilerle ortaya çıkan ragtime çoğunlukla Afro-Amerikanların icra ettiği müzik tarzıdır. Scott Joplin, James Scott ve Joseph Lamb gibi ragtime bestecileri senkoplu ritimler ve sofistike akorlar kullanarak kalıcı ve aynı zamanda öncü eserler üretmişlerdir. Sadece caz müziğinin oluşmasında değil ayrıca dönemin Vaudville ve Broadway oyun yazarları için de ilham kaynağı olma rolünü de başarılı bir şekilde üstlenmişler.

“Marching band” olarak adlandırılan gruplar siyaha boyanmış yüzleriyle ragtime yapan beyazlardı. Fakat onların bu saldırgan eğlence anlayışının yanında gerçekten müziğe katkı sunan ve müzikal öncülük yapanlar siyahi sanatçılardı. Ragtime, müziği akademik boyutlarda inceleyenler tarafından çoğunlukla dört boyutlu olarak ele alınır.

  1. Geniş piyano temelli müzik: Ragtime müziği piyanodan bağımsız düşünülemez. Diğer enstrümanlarla eşlik etme durumları yaşanmış olsa da ragtime eşittir piyano. Çoğunlukla tek müzisyenle piyano başında icra edilir.
  2. Senkop:  Ragtime ortaya neşeli ritimleri ve devamlı senkoplarıyla bilinen bir tarz. 2/4 ve 6/8 ölçülerinden dolayı da dans ettiren yönü de var.
  3. Kültürlerarası etkileri: Alman polka ve Anglo Amerikan marş müziklerinden esinlenmiş olması aşikar. Yine siyahiler tarafından ragtime kendi kültürel ögelerini müziğe yansıtmışlar. Güneyde meşhur olan “cakewalk” dansını da almıştır.
  4. Armonik çok yönlülük: Ragtime fazlasıyla değiken akor ve ritimler kullanılan bir tarz fakat cazın aksine ragtime tarzında doğaçlamaya yer yok.
...
Caz Müziğinin Çıkışı
Caz Müziğinin Çıkışı
sanat | 10 months ago | 128 | Rasim

Caz müzik her zaman bir bilinmezliğin, belirsizliğin bir müzikal göstergesi olarak çıkar karşımıza. Temelinde emprovizasyon olan cazın tanımını yapmanın ötesinde biraz da tarihsel sürecine bakarak anlamaya çalışmakta fayda var. Daha katı janralar arasında caz diğerlerine nazaran akışkan, esnek olarak bilinir fakat bunlar caz müziğinde kurallar, ölçüler çerçevesinin olmadığı anlamına gelmiyor.

20. yüzyılın başlarında Afro-Amerikan topluluğunda ortaya çıkan caz müziğini sadece doğaçlama ve ritmik buluş olarak nitelendirmek hata olur. Peki nedir caz?

Şüphesiz caz müzik tarihi açısından özellikle 20. yüzyılın en mühim sanatsal gelişimidir. Caz, baskı ve zulümden muzaffer güzelliklerle çıkmış sanatçıların sofistike sanatıdır. Belirli bir ifade tanımından daha çok bir ruh hali olarak nitelendirilen caz müziği New Orleans’ta gelişmiştir. 1900’lerin başında korkunç köle ticaretiyle Kuzey Amerikaya getirilen kölelerle bölge çeşitli etnik kimliklere ev sahipliği yapma rolünü üstlenmiş. Böylece New Orleans’a aynı zamanda folk şarkılar, blues, ragtime gibi tarzlar da gelerek sonrasında caz olarak adlandırılan tarz ortaya çıkmıştır. Kornet enstrümanı ile meşhurlaşan Buddy Bolden sıklıkla ilk caz müzisyeni olarak adlandırılır. Ne yazık ki, 1895 senesinde kurduğu grupla sokaklarda ve dans mekanlarında çalan Bolden’a ait herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.

...
Mit ve Tiyatro İlişkisi
Mit ve Tiyatro İlişkisi
sanat | 10 months ago | 218 | Onur

Mitos sözlü geleneği yansıtır, edebi anlamda masallar, efsaneler, kökenlerini mitoslarda bulur. Mitos çok tanrılı dinlerin Tanrılarını anlatan efsaneler olarak tanımlanır. Sözlü geleneğe dayanan mitoslar yazılı döneme kadar her şair, ozan tarafından farklı farklı söylenişler ile ortaya çıkmıştır. Mitosun gerçeği söze dahildir. İlkçağlarda mitos din adamının değil, sanatçının uğraşı sonucu ortaya çıkar. Bu yönüyle ilkçağ da mitos laiktir. İlkçağ insanı gerçeğin özünü mitosun sözünde anlatmaya çalışmış ve bunun sayesinde yaratıcı, renkli, inandırıcı, nesilden nesile aktarılabilen eserler yaratmışlardır.

Mitos aslen öykü anlamına gelir, ve bu öyküler ilk insanın çevresini, yaşamını anlamlandırma ihtiyacından doğmuştur. Bunu yaparken doğa olayları vb. Gördüklerini, yaşadıklarını kişileştirme yoluyla eserlerinde dile getirmiştir. Yunan Mitolojisindeki her bir tanrı bunun yazılı hale dökülmüş bir örneğidir. Zeus; yıldırım tanrısı, Eros; Aşk Tanrısı vb. Zaten yazılı eserler olan eposlar da Mitoslardan beslenerek ortaya çıkmışlardır. 

Mitoslar en yaratıcı ve etkileyici şekli ile tragedyalar ile günümüze ulaşmıştır. Tragedyanın kaynağı bir iki eser dışında mitoslardır. Mitoslar, tragedyalar ile yeniden doğarak ölümsüz bir hale geldiler. Tragedyalardaki dram insanın dramıdır ancak olaylar mistik güçler tarafından şekillendirilmekte, insan ilahi güçlerin kuklası olarak görünmektedir.

İnsan, varoluşundan itibaren mitler yaratmıştır. Ölülerin yanına eşyalar koyulması ve bununla dünyanın birçok yerinde karşılaşılması insanlığın ortak bazı mitlere sahip olduğunu düşündürtmektedir.

Günümüzde mitlere bilim dışı alanları konu edinmesi hasebiyle olumsuz anlamlar atfedilmekte. Oysa şimdi uzaya çıkabilir durumdaysak bu insanların bu miti hayal etmesi sonucunda gerçekleşmiştir. İlk çağda ise genellikle mitler ölüm ve sonrası ile alakalıdır. Bu mit günümüzde de hala geçerliliğini korumaktadır. Ölüm sonrası anlatılar kendine tarih boyunca büyük yer bulmuştur. Ancak daha önce söylediğimiz gibi mitler günümüzde hiç var olmamış ve var olmayacak şeyler olarak göz ardı edilmektedir. Mitler hayatın içinde görülen hissedilen şeylerden doğar. Bunlar her zaman gözle görülen, deneye tabi olan şeyler değillerdir. Belki de bazıları 8 milyar insandan bir kişinin hayatı boyunca bir kez yaşadığı bir şeyden ortaya çıkar. Tiyatro, bu bir miti kendine konu edinerek insanlığa bir pencere açabilir. Rasyonelleşen dünyada tiyatro hayallerin ve idelerin sığınma alanı  olmalıdır. Bunu da mitler ile başarabilir. Hayallere, umut etmeye, yeni pencerelere en çok ihtiyacımızın olduğu dönemlerde tiyatro/sanat yaşam için şart. 

...
Tiyatro İncelemesi: Kontrbas
Tiyatro İncelemesi: Kontrbas
sanat | 11 months ago | 171 | Melek

Patrick Suskind’in eseri olan Kontrbas İstanbul Devlet tiyatroları tarafından sahneye konuldu. Sahne düzeni etkileyiciydi. Sahne, bir kontrbasçının odası şeklinde düzenlenmişti, ortada bir kontrbas vardı. Oyun aslında tek kişilik bir oyun olsa da ortadaki kontrbas ile zaman zaman iki kişilik bir oyuna dahi dönüştüğü söylenebilir. Kontrbasçı, oyunun başında kontrbasını ne kadar sevdiğinden, kontrbasçı olmanın onu ne kadar mutlu ettiğinden, kontrbas olmayan bir orkestranın ne kadar eksik kalacağından bahsediyor. Bir yandan koyduğu plaklarla çeşitli müzikler açıyor ve oyun kimi zaman bu müzikler eşliğinde oynanıyor. Oyun monolog şeklinde, kontrbasçının kendi kendine veya seyirciyle konuşuyormuş gibi yaptığı kendi iç düşüncelerinin dışa vurumu şeklinde ilerliyor. Kontrbasını çok seven karakter birden bire kontrbas olmayan bir orkestranın olabileceğini de itiraf ediyor. Ardından kontrbasından nefret etmeye başlıyor. Kontrbasın bir orkestrada hiçbir değeri olmayacağını, kontrbasçının da çok lüzumlu bir orkestra üyesi olmadığını söylüyor.

Bu eser aslında insanın kimi zaman ilişkilerinde karşı tarafa duyduğu sevginin zamanla nefrete dönüşmesi, kimi zaman da çok sevilen bir şehrin zaman geçtikçe nefret uyandırmaya başlamasına benzetilebiliyor.

Önce sevgi sonra nefret bağlamında hisleri oluşmuş tüm insanların kendisinden bir parça bulabileceği bir oyun.

...
Bir Tiyatro İncelemesi: Veba
Bir Tiyatro İncelemesi: Veba
sanat | 11 months ago | 225 | Melek

Camus’un eseri olan VEBA, İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sergilendi. Oyunun oynanma zamanı açısından bir nokta atışı yapıldı. Zira pandemiden dolayı herkesin evine kapandığı bu dönemde, yaşadıklarımızın çok benzeri bir dönemi anlatan veba oyunu seyircinin dikkatini çekti. Üstelik oyun minimal dekor ve perde arası olmayacak şekilde pandemi tedbirleri kapsamında oynandı. Yani, pandemi içerisinde, pandemi tedbirleriyle, bir pandemi oyunu sergilendi ve bu pandemi oyununu izlerken herkes maskeliydi. Hastalığın ilk ortaya çıkışı, insanların önce ciddiye almaması ancak ölüm denen olgunun kendini göstermesiyle insanların ciddiyetinin kendini göstermesi, sağlık çalışanlarının mücadelesi, kurallara baş kaldırmak isteyenler, verilen kayıplar, tedavi geliştirme çabaları ve daha birçok olayla tarihi bir olay adeta günümüzde yerini bulmuştu. Dünyanın hiç mi değişmediği, tarihin nasıl bu kadar aynı şekilde tekerrür ettiğini insana, insanı şaşırtarak gösteren veba, oyuncuların da ustalığıyla izlenmesi gereken bir oyun. Pandemi tedbirleri kapsamında minimal dekor ve tek perde olmasına rağmen oyun baştan sona etkileyici, zira etkileyen belki de dekora ihtiyaç duymaksızın sahnede adeta bir ayna bulunuyor oluşu. Pandemideyken pandemiyi anlatan bu oyun izlenmeli.

...
Bu Gördüğünüz Resmi Bir Diş Hekimi Çizdi
Bu Gördüğünüz Resmi Bir Diş Hekimi Çizdi
sanat | 1 year ago | 283 | Melek

Kendisini ‘‘diş hekimi, sanatsever, resimçizer, müzegezer’’ olarak tanımlayan Çizici Madam, Instagram'da ‘‘cizicimadam’’ ismiyle tanınıyor. Gezip incelediği müzelerle, farklı yerlerden toplayıp kuruttuğu çiçek çizimleriyle; Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden rastgele seçip çizdiği suluboya manzara resimleriyle, asıl mesleği olan diş hekimliğiyle ilgili tasarladığı posterlerle, kitap tanıtımlarıyla ve daha birçok şeyle meşgul olan olan Çizici Madam, tüm bunları sosyal medya hesaplarından paylaşıyor ve bizlere sunuyor. 

Hazırladığı serilerden bazıları şu şekilde:

Herbarium Koleksiyonu

Bu serisinde çizer, suluboya ile ülkeden manzaralar sunduğu serisinde olduğu gibi yine ülkemizin çeşitli noktalarını suluboyayla resmediyor. Ama bu sefer manzaraların çiçekleriyle. Hamamderesi, Atatürk Üniversitesi, Yağlıköy gibi az bilinen yerlerden koleksiyonuna kattığı çiçekleri kurutup bu kuru çiçekleri koleksiyonunda suluboya yorumları ile yan yana getirip severlerine sunmakta.

Suluboya ile Ülkeden Manzaralar

Bu seride ise çizer, rastgele sayılar belirleyen bir sistem üzerinden seçilen şehirlerden manzaraları suluboya ile çizmekte. Şimdiye kadar çizdiği yerler Hatay, Ardahan, Kayseri, Kastamonu, İzmir ve Artvin. Ülkemizin birbirinden uzak, birbirinden renkli, birbirinden huzurlu ve çoğu az bilinen manzaralarını suluboyayla yorumlayıp severleriyle paylaşması onu diğer çizerlerden farklı kılıyor. 

İstanbul Serisi

İstanbul’un Yedi Tepesi, Martılar, Tarihi Çeşmeler, Topkapı gibi koleksiyonlarıyla ayrı ayrı karakalem, suluboya ve çeşitli çizimleriyle ve bazen kısa tanıtım videolarıyla İstanbul’u yorumlamakta.

Diş Hekimliği Posterleri

Asıl mesleği diş hekimi olan çizer, mesleğine dair kendi yaratıcılığıyla oluşturduğu posterlerini de bizlere sunuyor. 

Çizerin tüm bu serilerinin yanı sıra; gezdiği, çizdiği, fotoğrafladığı ve bilgilendirici yazılarla bizlere sunduğu tarihi ve modern müzeleri, yorumladığı kitapları ve daha birçok şeyi sosyal medya adresinde bulabilirsiniz. 

Sanata dair, ülkenin güzelliklerine dair ve kültüre dair sizi doyuracak olan eserlerin bulunduğu sosyal medya hesabının yanı sıra; çizerin eserlerini alabileceğiniz bir hesabı da bulunmakta.

Kendisini bu adresten ziyaret edebilirsiniz:

https://www.instagram.com/cizicimadam/

 

...