yaşam kategorisine ait yazılar
Erzurum’da Gezilecek Yerler
Erzurum’da Gezilecek Yerler
yasam | 7 months ago | 81 | Melek

Erzurum hem tarihi hem iklimi hem de konumu sebebiyle gezilecek birçok yere sahiptir. Erzurum ilinde bulunan Atatürk Üniversitesi, şehirdeki öğrenci nüfusunu artırdığından şehir dinamik, geç saatlere kadar nefes alan, yeni bir yapıya sahiptir. Atatürk Üniversitesi Türkiye’deki en büyük kampüslerden biri olma özelliğine sahiptir. Bu sebeple gerek içinde barındırdığı öğrenci nüfusu gerekse kampüs ormanları, gözlemevi teleskobu, bisiklet yolları, geniş yeşil alanlar ile kampüs şehrin yanı sıra başlı başına bir yaşam alanıdır. Erzurum Doğu Anadolu bölgesindeki en çeşitli ve büyük alış veriş merkezlerinden bazılarına ev sahipliği yaptığı için hafta sonları ve tatillerde çevre illerden de gezi ve alış veriş amaçlı gelen insanları kendine çekmektedir. Aynı şekilde üniversite hastanesi, diş hekimliği hastanesi, diğer sağlık olanakları ve bölge adliye merkeziyle de sağlık ve hukuk alanında bulunduğu bölgede bu alanlarda işi olan bireylerin uğrak yeridir. Palandöken Dağı ise Türkiye ve dünyanın her yerinden kendisi için gelen insanları hem görsel cazibesiyle hem kayak ve benzer kar sporları imkanlarıyla çekmektedir. Genç nüfusunun fazlalığı sonucunda üniversiteye yakın yerlerde her zaman dolu olan kafeler bulunmaktadır. Bu kafelerden bazıları kitap kafe gibi tematik kafelerdir. Erzurum Cumhuriyet Caddesi de Erzurum’a gidildiğinde mutlaka uğranması gereken noktalardan olup bu caddeden kolayca çorbacılara gidilebilir. Çorbacılarda özellikle papatya çorbası ismi verilen bir çorba sevilmektedir. Çorbacıların arka kısmında ise eski ve nadir kitaplar bulunabilen sahaflar yer almaktadır.

Bu canlı varlığının ve uğrak noktası olmasının yanı sıra büyük bir tarihi geçmişe dolayısıyla varlığını günümüze kadar devam ettirebilen bazı tarihi yapı ve tarihe şahitlik eden alanlara sahiptir. Bunlar; Aziziye Tabyaları, Erzurum Kalesi, Çifte Minareli Medrese, Üç Kümbetler, Taşhan, Erzurum Evleri, Caferiye Camii, Kurşunlu Camii, Lalapaşa Camii, Ulu Camii gibi noktalardır. Tüm bu yer ve alanlara Erzurum merkezinden ulaşmak çok kolay olmakla birlikte merkezin yanı sıra Erzurum’un ilçelerinde de benzer kıymetli yapılar mevcuttur.

Tortum Şelalesi, Hasankale’de bulunan kale, İspir Kalesi, Oltu Kalesi, Öşvank Kilisesi ilçelerde bulunan değerli yerlerden sadece birkaçıdır.

Tüm bunların yanı sıra Nuri Bilge Ceylan’ın da Erzurum’un bir ilçesinde bugünlerde yeni bir film çekmekte olduğu bilinmektedir. 

...
Doğal Bukleli Saçlara Nasıl Bakılmalı?
Doğal Bukleli Saçlara Nasıl Bakılmalı?
yasam | 7 months ago | 88 | Melek

Saçlarınız doğal bukleliyse bunu büyük olasılıkla önceden fark etmemiş olabilirsiniz. Çünkü doğal bukleli saçlar sadece belirli bazı bakım koşulları altında kendini gösterirler. Bu bakım koşullarına uyulmadığında bukleler kendini ortaya çıkarmaz. Böyle durumlarda insanlar genellikle kabarık ve fön tutmayan, elektriklenen ve çabuk bozulan, kötü görünümlü saçlara sahip oldukları yanılgısına düşebilirler. Fakat belirttiğimiz gibi, aslında böyle düşünen kişilerin çoğunun saçı bukledir. İnsanların elde etmek için bigudiler, spreyler, maşalar ve çeşitli birçok yol denediği, elde ettiğinde de doğal olmadığı için hemen bozulan bukle saçlara bazı şanslı insanlar doğuştan sahiptir. Ancak bu insanların hiç de azımsanamayacak kadar büyük bir çoğunluğu kendi saçlarının doğal yapısı hakkında bir fikre sahip olamadıkları için saçlarının şeklinin bukle olduğunu bilememektedirler. En önemli durumlardan biri bukle saça sahip kişilerin saçlarını taramasıdır. Doğal bukle saç eğer kuru iken taranırsa bukleler çok büyük ihtimalle üzücü bir şekilde yok olacak ve de yerini dağınık, kabarık kuru saçlara bırakacaktır. Bu sebeple doğal bukle yapıdaki saçların bu doğal yağısını gösterebilmesi için taramamak gereklidir. Maalesef bu durum bazı titiz insanlar veya taramayı alışkanlık haline getiren kişiler için zor olsa da buklelerin kendini ortaya çıkarması için gereken budur.

Doğal bukleli saçları duş sırasında sadece saçın üst kısmı köpürtülerek yıkamak gerekmektedir. Aslında bunu bazı istisnalar dışında tüm saç tipleri için söyleyebiliriz. Çünkü saçların orta ve uç kısımları zaten çoğunlukla kuru olup şampuan bu kısımları sadece daha fazla kurutacak ve doğal şeklini göstermesine engel olacaktır. Duştan çıktıktan sonra saçlar mutlaka bakım yağı veya bukle dostu bir krem ile yukarı hacim verilerek yumuşatılmalıdır. Saçlar eğer kurutulacaksa tarak kullanmadan kurutulmalıdır. Saç köpüğü sürüp ardından geniş ağızlı bir saç kurutma makinesi ile saçı kurutmak ise bukleleri daha küçük ve sık aralıklı yapacaktır. Sadece yağ veya krem sürme işlemi sonrasında ise saç kurutma olmaksızın saçı kendi kurumasına bırakmak ise buklelerin daha az sayıda fakat daha geniş olmasını sağlayacaktır.

Tüm bunlarla beraber kuaföre saç kırıklarını düzenli aldırmak, dengeli beslenmek ve bol su almanın her şeye faydası olduğu gibi saçlara faydası olduğu da unutulmamalıdır.

Zaten doğal hali kuaförden çıkmışçasına bukle olan saçlar küstürülmemeli, saç parfümü, yoğun sert spreyler kullanılmamalı ve gün içerisinde saç çok ellenmemeli, toka tututturulmamalıdır. 

...
Hedeflere Nasıl Ulaşılır?
Hedeflere Nasıl Ulaşılır?
yasam | 8 months ago | 120 | cemre

Her insan davranışının bir amacı vardır. Bir hedefe ulaşmak ise bir sonuçtur. Peki sonuca yani hedefe ulaştığımızda hissedeceğimiz duygu nedir? Yani tam olarak ne duyacağız, ne görecek ve ne hissedeceğiz? Bu hisler tam anlamıyla istediğimiz amaçladığımız hisler mi? Bundan emin miyiz? Ne istediğimizi gerçek anlamda bilmiyorsak ona ulaşmamız pek mümkün değildir. Fakat tam olarak, bütünüyle ve her ayrıntısıyla ne istediğimizi biliyorsak elde edeceğimiz hedefler işten bile olmayacaktır.

Öncelikle hedeflere bir ya da birkaç motivasyon unsuru ile başlamak gerekir. Bir itici güç belirlendiğinde hedefe giden yolda daha kolay ilerleyebilirsiniz. Ayrıca hedefinizin sonuçlarını sizin belirlememeniz halinde bunu bir başkası sizin için kesinlikle yapacaktır.

Hedefinizin sonuçlarını belirme sürecinde şimdi içinde bulunduğunuz durumu düşünerek hedeflerinizi kısıtlamayınız. Sizin için şu an da imkânsız görünen hedefleri başardığınız andaki süreci düşünüp, hedefinizin gerçekleşmesi halinde hissedeceğiniz yoğun duyguları düşünün. Her düşünce bize bir yaşam, olay ve durum şeklinde yansımaktadır. Kendimizle ilgili düşündüklerimize oldukça dikkat etmeliyiz. Kişilerin hedeflerin sonuçlarını belirlemekte olan çekinmelerinin sebepleri şöyle sıralanabilir: hata yapmaktan korkmak, yeni sonucun kendi kişisel özelliklerinden bir şeyler götüreceği inancı, değişmekten korkmak, konfor alanından çıkmak, insanların kişiyi eskisi gibi sevmeyecekleri gibi kendilerine çoğu zaman ifade etmekten korktukları inançlardır. Bu inançlar kişiyi hedeflerine ulaşmaktan uzaklaştırarak istemediği bir yaşam sürmesine kendisini başarısız hissetmesine yol açar.

Hedeflerinizi olumlu bir şekilde ifade edin. Hedefe ulaşmanız size ne gibi bir fayda sağlıyor? Aslında bu hedef yerine neyin gerçekleşmesini istiyorsunuz? Kendinize bu soruların cevaplarını vererek hedeflerinizi olumlu şekilde ifade etmenizi sağlayacaktır. Örneğin 'sigarayı bırakmak istiyorum' olumsuz bir ifade içerir. Bunun yerine hedefi daha olumlu ifadelerle belirleyin. Örneğin; 'sigarayı bıraktığımda tertemiz sağlıklı, rahatça nefes alabileceğim ciğerlere sahip olacağım. Ona harcadığım paradan tasarruf ederek daha fazla paraya sahip olabileceğim.' Şeklinde sonuca ulaşıldığında sağlanacak yararlardan bahsedilerek hedefin çekiciliğine odaklanılmalıdır.

Hedeflerinize ait sonucu tüm ayrıntılarıyla hayal ediniz. Hedefinize ulaşacak zamanın tam olası tarihini belirleyin. Bu hedefi görsel olarak koymanız demek onu ortam ve durum olarak belirlemeniz daha net bir zihin haritası çizmenize yardım eder. 

...
UNESCO-Türkiye Kültürel Miras Listesi
UNESCO-Türkiye Kültürel Miras Listesi
yasam | 8 months ago | 132 | Sümeyra

İnsanlık, tarih boyunca ortak olarak birçok şey paylaşmıştır. Her milletin kendine has bir kültürü oluşmuştur. UNESCO yani Türkçesi ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization), milletlerin kendilerine has olan bu kültürleri içerisinde korumaya alınması gerektiği düşünülen bazı yerleri Kültürel Miras Listesine ekleyerek koruma altına almıştır. UNESCO bu karara 1972 yılında, Paris'te düzenlenen 17. Genel Konferansı'nda imzaladığı sözleşme ile varmıştır. 

Bu sözleşme ile oluşum açısından doğal ya da yapay olan, konum itibari ile önem arz eden, büyük bir olaya şahitlik yapmış olan  gibi kriterlere sahip olan yerler için koruma kararı çıkarmıştır. Dünya genelinde toplam 1154 koruma altına alınmış kültürel miras mevcuttur. Bunlardan bir kısmı doğal bir kısmı yapaydır. Her yıl düzenli olarak toplantılar düzenlenir ve bu toplantılarda sayı değişebilir.

Bu dünya genelinde 1154 adet kültürel mirasın içinde Türkiye'nin de toplam 19 tane koruma altına alınmış kültürel mirası vardır. Bu listeye böyle bir rakam ile katılmak elbette bizlere oldukça gurur verici. Bu 19 tane kültürel mirasımız şunlardır:

İlk olarak İstanbul ve İstanbul'un tarihi yerleri bu listeye alınmıştır. Ardından Sivas- Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Boğazköy- Hattuşaş, Adıyaman- Nemrut Dağı, Antalya/ Muğla- Letoon, Karabük- Safranbolu Şehri, Çanakkale- Troya Antik Kenti, Edirne- Selimiye Camii ve Külliyesi, Konya-, Çatalhöyük, İzmir- Bergama Kültürel Peyzaj Alanı, Bursa- Cumalıkızık, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, İzmir- Efes, Kars- Ani Arkeolojik Alanı, Aydın-  Afrodisias Şanlıurfa- Göbeklitepe, Malatya- Arslantepe,  Nevşehir-Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, Denizli- Pamukkale kültürel miras listesine alınmıştır.

...
Üniversite Sınavına Hazırlananlara Tüyolar
Üniversite Sınavına Hazırlananlara Tüyolar
yasam | 8 months ago | 58 | Melek

Üniversite insan hayatında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu önem ilkokul sıralarında hissedilmeye başlar ve hayatın sonuna kadar kendini hissettirir. Kimi zaman okunacak üniversite, kimi zaman okunacak şehir, kimi zaman ise okunacak üniversitedeki kulüpler, arkadaşlar, fiziki olanaklar, kurslar, konferanslar ve birçok şey üniversiteyi önemli kılan etkenler olabilmektedir. Her insan bu sebeple kendine özel bazı sebeplerle iyi bir üniversiteye gitmeyi önemser. Ancak iyi bir üniversiteden anlaşılan her insan için farklıdır. Kimi insanlar eğlence olanakları için kimi insan ise iyi maaşlı bir işe yol köprü olması amacıyla üniversite seçimini önemser. Herkesin ömrünün yarısından fazla zamanında önemsediği bu süreç için hazırlıklar da oldukça önem taşımaktadır. Herkes üniversiteye bir şekilde önem atfetse ve kendisi için en iyisine ulaşmak için hem zaman hem emek sarf etse de bu bazen insanı istediği sonuca götürememektedir. Bu sebeple bu yazımızda bazı tüyolar aktarmaya çalışacağız. Tüyolar bu süreci deneyimlemiş kişilerle hemfikir olduğumuz birkaç husustan oluşmaktadır.

Öncelikle sorumlu olduğunuz büyün konuları başlıklar halinde teker teker bir yere not alın. Bilmeniz gereken şey üniversite sınavında bu konuların çıkacak olmasıdır. Bu sebepten dolayı kaç saat çalıştığınızın, ne kadar uykusuz kaldığınızın, kaç sayfa not çıkardığınızı aslında önemi yoktur. Yapmanız gereken tek şey kâğıda yazdığınız tüm o konuların bitmesidir. Kâğıda konuları yazdığınız zaman sınava ne kadar zamanınız kaldığınıza bakıp, o kadar sürede o konuların yetişmesi için günde veya haftada kaç konu bitirilmesi gerektiği mutlaka belirlenmelidir. Yoksa yapılan çalışmaların şans oyunu oynamaktan hiçbir farkı kalmayacaktır. Planlı programlı olmaktan bahsedilen günde kaç saat çalışılacağı kaçta uyanılacağından ziyade ne kadar sürede ne kadar konunun bitirilirse tüm konuların yetiştirileceğidir. Sınava hazırlanan kişi bunu bildikten ve doğru bir şekilde ayarladıktan sonra istediği hedefe ulaşması şans değil net olacaktır. Konuların bitirilmesi içinse önce okul veya kursta anlatılan dersler dinlenmeli, sonrasında gerekli testler çözülmeli ve diğer konulara geçilmelidir. Periyodik olarak yapılacak deneme sınavları ile hangi konularda eksik olunduğu düzenli olarak tespit edilerek o konulara sürekli olarak geri dönülmelidir.

...
Lisansüstü Eğitim
Lisansüstü Eğitim
yasam | 8 months ago | 97 | Sümeyra

Lisansüstü eğitim adı üstünde lisans  yani üniversite eğtiminden sonra yapılacak olan yüksek bir öğrenimdir. 4 yıllık bir üniversite bölümü okumuş olan kişinin hak kazandığı lisansüstü eğitim için belli şartlar vardır elbette. Öncelikle lisansüstü eğitimin yüksek lisans ve doktora olduğunu söylemek gerek. Üniversitede öğretim görevlisi, öğretim üyesi, yardımcı doçent, doçent ve profesör olmak için bu eğitimlerin alınması şart.

Tabii bu yüksek öğrenimleri görebilmek için belli başlı koşullar mevcut.  Lisansı bitirirken belli bir not ortalamasına sahip olmak gerekiyor. Bu not ortalaması her üniversiteye göre değişiyor. Bunun haricinde Yüksek lisansa başvurabilmek için şart olan ALES'e girmek gerekli. ALES'in açılımı, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı. Yine ALES'ten her üniversitenin belirleyeceği düzeyde bir puan almak gerekiyor. Bunun haricinde bazı üniversiteler YDS yani Yabancı Dil Sınavı da istiyor ama bu genelde her üniversite de olmuyor. Eğer bütün bunlar tamsa ve istenilen üniversiteler kontenjan açmışsa başvuru yapılabiliyor. Başvuru kabul edilince yüksek lisans için hak kazanmış olunuyor ve başlanıyor. 3 dönem süren yüksek lisansın da iki türü var:

Tezli Yüksek Lisans ve Tezsiz Yüksek Lisans. Tezli Yüksek Lisans, akademik kariyer için tercih edilen tez ödevi çerçevesinde yapılan, Tezsiz Yüksek Lisans ise tam tersi tez ödevi olmayan, işinde terfi etmek için tercih edenlerin yaptığı bir öğrenim. Tezli Yüksek Lisans, Tezsiz Yüksek Lisans'a göre oldukça fazla çalışma gerektiren bir öğrenimdir. Ancak akademi basamaklarını tırmanmak için de bu şarttır. Yüksek Lisans yaptığınızda eğer tezli yüksek lisans tercihiniz olmuşsa bir tez ödevi çalışılması ve bu ödevin sunulması gerekli. O tez ödevinden geçerli notun alınması  dahilinde mezun olunabilecek ve doktora yapmaya hak kazanmış olunabilecek. Doktora da tıpkı Yüksek Lisans  gibi belli şartlara sahip. Doktora yapabilmek için ise yüksek lisans diplomasına ve yine ALES puanına ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Veterinerlik, Diş Hekimliği gibi bölümlerin Yüksek Lisansından mezun olmuş öğrenciler için ALES şartının kaldırıldığı söyleniyor. Bir de çoğu üniversitenin Yüksek Lisans için istemediği YDS yani Yabancı Dil Sınavı Doktora öğrencileri için genellikle istenmektedir. 

...
Mevsimlik Yemekler: Portakallı Kereviz
Mevsimlik Yemekler: Portakallı Kereviz
yasam | 8 months ago | 74 | Melek

Kereviz aklınızda tatsız ve tutsuz bir yiyecek olarak yer etmişse bunu değiştirmek bu tarif ile çok kolay. Portakal tadında yemeğin de güzel olabileceğini gösteren, bakış açılarını genişleten mevsimlik ve lezzetli bir yemek tarifi portakallı kereviz. Üstelik yapım süresi oldukça kısa.

Dilediğiniz sayıda kereviz, havuç ve patates ile dilediğiniz miktarda bezelyeyi 2 adet portakal ile hazır bulundurun. İsteğe göre bir veya iki adet kuru soğan da hazırlayın. Önce zeytinyağında yemeklik doğradığınız soğanları kavurun. Soğanların kokusu çıktıktan sonra havuçları ekleyip hafif karıştırın. Ardından kerevizler ile patatesleri bezelyelerle birlikte tencereye koyun ve kavurun. Üzerini geçmeyecek kadar su ekleyin. Su kaynamaya başladıktan sonra ise portakalları sıkıp portakal suyunu tencereye ilave edin. Patates ve kerevizler yumuşayıncaya kadar pişirin. Ocağın altını kapattıktan sonra yemek hala sıcak iken dilediğiniz damak zevkinize göre olan dere otunu yemeğe ilave edin. Baharat ve tuzu da bu aşamada ilave edebilirsiniz. Karıştırıp beklemeye bırakın. 

Bu yemeği hazırlarken kestiğiniz kerevizin yeşil yapraklarını yemeğe katmayın fakat çöpe de atmayın. Çünkü bu kereviz yaprakları ile de yapılabilecek çok lezzetli tarifler bulunuyor. Kereviz yaprağı salatası veya kereviz yaprağı çorbası bu tariflerden bazıları. Kereviz salatasını nar ve pul biber ile tatlandırabilirsiniz.

Portakallı kereviz yemeği besleyici ve vitamin açısından da oldukça zengin bir yemektir. Bunun yanı sıra başka kolaylıklar da sunmaktadır. Portakallı kereviz yemeğini yaptıktan sonra sıcakken yiyebileceğiniz gibi soğukken de yiyebilirsiniz.

Şayet yoğun tempolu ve yemek yapmak için vakit ayıramayacağınız bir iş hayatına sahipseniz portakallı kereviz yemeğinin bu açıdan faydasını göreceksiniz. Çünkü akşam yaptığınız portakallı kereviz yemeğini ve kereviz yaprağı salatasını bir saklama kabı ile iş yerinize götürebilir, ısıtmaya ihtiyaç duymadan dilediğiniz yer ve dilediğiniz zamanda direkt tüketebilirsiniz. Hızlı yenen diğer yiyeceklerin aksine çabuk yenebilmesinin ve hazırlık gerektirmemesinin yanı sıra oldukça faydalı bir seçenek olacaktır. Beraberinde yaptığınız kereviz salatası da bu fayda ve pratikliğe güzel bir aperatif olacak hem de görüntü zenginliğiyle her anlamda doymanıza katkı sağlayacaktır.

...
Doğa Dostu Tema Vakfı
Doğa Dostu Tema Vakfı
yasam | 8 months ago | 111 | Sümeyra

TEMA Vakfı yani açılımı ile Türk Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, 1992 yılında İstanbul'da kurulmuştur. TEMA Vakfı'nın kurucusu 2019 yılında kaybettiğimiz Toprak Dede lakabıyla bilinen Hayrettin Karaca'dır. Hayrettin Karaca'ya bu vakfın kuruluşunda yardım eden bir isim daha vardır; Nihat Gökyiğit. Bu iki doğa sever iş adamı Türkiye'de çölleşme, ağaçsızlaşma sorununa hemen müdahale etmek gerektiğini düşünerek bu vakfı kurdu. Türk halkı için toprak demek hayat demekti. Ekip biçtiğimiz, yeri geldiğinde üstünde yattığımız, karnımızı doyuran, bize gerektiğinde ana olan bu toprağı kaybetmemek adına bir çalışma yapılmalıydı. Halkı bilinçlendirip buna engel olunabileceğini yeter ki bu işe sahiden gönül verilmesi gerektiğini aşıladılar. Kısa sürede birçok doğa dostu insan bu vakıfa destek verdi. Halk Hayrettin Karaca'ya Toprak Dede, Nihat Gökyiğit'ise Yaprak Dede ismini verdi.

TEMA Vakfı, birçok gönüllüsü ile birlikte ülkemizin geleceği için çok fazla çalışma yaptı. TEMA Vakfı sayesinde Türkiye daha yeşil bir ülke haline geldi. Toprak yasaları çıkarıldı, fidan dikme günleri yapıldı, ülkemiz bol bol ağaçlandırıldı. Özellikle bu fidan dikimleri öğrencilere yaptırıldı ki onlar da fidanlar ile birlikte büyüsün, yeşersinler, ülkemize nefes olsunlar, umut olsunlar diye. Bu sayede ülkemizde temiz nefes, ağaçlar, yeşillikler çoğaldı ve aynı oranda erozyon ve heyelan riski de azaldı. 

TEMA Vakfı, sadece Ağaçlandırma çalışmaları ile kalmamış doğal olan her şeyimizi, her yapımızı da korumayı kendine amaç edinmiştir. Bilinmelidir ki TEMA Vakfı var oldukça ülkemiz yemyeşil ve tertemiz hayava sahip bir ülke olacaktır. 81 ilin 81'inde ve 300'den fazla ilçede faaliyet göstermektedir. Birçok üniversitede gönüllülerin bulmuş ve topluluk kurmuştur. TEMA Vakfı, ilerleyen zamanlarda da hayatın sona kadar var olacak ve onu var edecek, o bilinci taşıyacak genç beyinlere ihtiyaç duyacaktır. 

 

...
Zeytinyağı Mucizesi
Zeytinyağı Mucizesi
yasam | 8 months ago | 117 | Sümeyra

Sofralarımızdan, yemeklerinizde eksik etmediğimiz, bilhassa salatalarımız için kullandığımız zeytinyağı, diğer yağlara nazaran oldukça sağlıklı ve faydalı. Günlük hayatta kullandığımız ayçiçek yağlarının insan vücuduna verdiği zarara kıyasla zeytinyağı tüketilmesi gereken, değil zarar vermek aksine insan vücuduna oldukça fayda sağlamaktadır. Fiyat olarak  önceden beri hep ayçiçek yağından fazla bir fiyata sahip olduğu için çok tercih edilemeyen zeytinyağı, artık ayçiçek yağı ile hemen hemen aynı fiyata sahip durumda. Bu sebeple ayçiçek yağ yerine tercih edebileceğimiz bir yağ. Hem yemeklere verdiği lezzet hem de sağladığı yarar ile kullanılmaya değer zeytinyağı, tam bir insan dostu. Hipertansiyona, kolesterole iyi gelir, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalbe çok faydalıdır hatta kansere bile iyi geldiği söylenmektedir. Zeytinyağının anne sütüne en yakın besin olduğu da söyleniyor. Gençleştirici etkisi vardır. A, D, E ve K vitamini gibi birçok vitaminin içinde barındırdığı için vücudun birçok ihtiyacını karşılamış olur. 

Her türlü yemeğe konulan bu yağı sadece yiyerek kullanmak zorunda da değilsiniz elbette. İçinde bulunan E vitamini sayesinde cilde oldukça iyi gelir. Cilde düzenli olarak sürüldüğü taktirde gençleştirici etkisi var. Kırışıklıkları engelleyip, yüzü daha canlı hale getiriyor ve yaşlanmayı geciktiriyor. Her gün yüzünüzü yıkadıktan sonra ufak bir pamuk ile alıp yüzünüze süreniz yeterli olacaktır. Kuru bir cildiniz varsa daha nemli ve parlak olması için güzel bir yöntem. 

Bunun haricinde zeytinyağının ağrı kesici özelliği de vardır. Ağrıyan herhangi bir bölgenize zeytinyağı ile masaj yaparsanız ağrının hafiflediğini hatta bazen tamamen kesildiğini görebilirsiniz. Saç dökülmelerinde yapılan bazı karışımlara da konulan zeytinyağının, şampuanlarda kullanılmasının en büyük sebebi hem saçı beslemesi hem dökülmeye engellemesi hem de saçı parlatmasıdır. Sonuç olarak zeytinyağının faydası olmayan hiçbir alan yoktur. Her şeye ama her şeye faydası olan zeytinyağını her şey gibi kararına kullanmak da şarttır. 

...
Üç Beyazın Zararları
Üç Beyazın Zararları
yasam | 8 months ago | 121 | Sümeyra

Üç Beyaz diye bilinen ve hayatımızın olmazsa olmazları olan un, şeker ve tuz uzmanlar tarafından çok fazla tüketilmemesi gerektiği söylenen ürünler arasında yer alıyor. Yediğimiz ekmeklerde, içtiğimiz çay ve kahvede, yediğimiz her yemekte kullanmaktan kaçınmadığımız, sanki onlar olmazsa hayat olmayacakmış gibi davrandığımız bu ürünler aslında insan vücuduna ciddi zararlar veriyor. Bu zararları hep kilo probleminden ibaret olarak düşündük ancak tam olarak kilo ile sınırlı değil. İlerleyen yaşlarda çok daha büyük sorunlara yol açabiliyor. Tatlılardan asla vazgeçemediğimiz, çayımızdan, kahvemizden eksik etmediğimiz, yeri geldiğinde çocuklarımıza kıtır kıtır yedirdiğimiz şekerin, fazla kullanılmasıyla en başta şeker hastalığına yani diyabete yol açtığını hepimiz biliyoruz. Peki diyabetin nelere yol açtığını da aynı şekilde biliyor muyuz? Şeker hastalığı ilerlerse ve dikkat edilmezse herhangi bir uzvunuzu kaybetmenize yol açabilir. Böbreklerinizin görevini yapmamasına, böbreklerinizin iflas etmesine sebep olabilir. Bunlar sadece birkaçı elbette. Şeker görme bozukluklarına yol açar, kanser hücrelerini besler. Çocuklarımızın aşırı yemesi sonucu erken yaşta diş problemi yaşamalarına da sebep oluyor. 

Akşam yemek yerken yemeğin tadına dahi bakmadan attığımız tuzun yüksek tansiyona sebep olması, kalp ve damar hastalıklarını ciddi anlamda tetiklemesi de göz ardı edilmemeli. Yine aşırı tuz kullanımının da böbrekler üzerinde olumsuz etkisi mevcut. 

Hamur işleri evimizin her zaman olmazsa olmazı. Fazla un tüketimi de diğerleri gibi kalp ve damar hastalıklarına, obeziteye sebep oluyor. Hamur işlerinin içinde un olduğu gibi tuz ve şeker yine mevcut. Hepsi kendi başına zararlı iken, hepsinin aynı anda bulunması oldukça sakıncalı. Bu ürünler elbette kullanılmalı ama yeteri kadar kullanılmalı. Her şeyi kararında tüketmek daha sağlıklı bir hayat sürdürmenize katkı sağlayacaktır. Bu bilinçli tüketimin genç yaşlarda değil de ilerleyen yaşlarda size ne kadar fayda sağladığını göreceksiniz. 

...
Topuklu Ayakkabı Tarihçesi
Topuklu Ayakkabı Tarihçesi
yasam | 8 months ago | 62 | Sultan

Her ne kadar rahat olmasa da ve kadınların ayaklarını acıtsa da giymekten bir gram vazgeçmiyorlar ve o dolabı dolduruyorlar. Bazı erkeklerin bunun mantığı nedir dese de giyiyorlar. Aslında kadınlar içinde bir mantığı yok ama topuklu ayakkabılar kadınları iki kat daha güzel yaptığını inkar edemeyiz.

Zarafetin önemli bir parçası olan topuklu ayakkabılar, ne zaman moda oldu ve ilk kim üretti? İlk yapan kişinin adını duyunca çok şaşıracaksınız. Çünkü bu isim geleceğe yön vermiş önemli isimlerden biri. Bu ayakkabılar ilk önce Romalılar tarafından aktörler için sahnede kullansınlar diye üretilmiş. Ondan sonra topuklular at sürerken ayakları üzengide tutmaya yardım etmesi için erkek ayakkabılarında kullanılmış. Başka bir bilgiye göre ise, üretilen topuklu ayakkabılar, bir zamanlar kasaplar yerlerde bulunan kanlardan korunmak için üretilmiş. 

Benim öğretmenimin küçükken anlattığı bilgiye göre Avrupa da bundan uzun yıllar yıllar önce tuvalet yokmuş. Bu sebeple insanlar tuvaletlerini kaplara koyarak sokağa dökerlermiş. Bir zaman sonra yollar o kadar kötü olmuş ki ayak basacak yer kalmamış. İnsanlar ise ayakları batmasın diye bu topuklu ayakkabıları icat etmiş. Ama şıklık için tasarlanan asıl topuklu ayakkabı. Araştırmalarıma göre  bin beş yüzlü yıllarda yapılmış.  Bu topuk hikayesi ise bir sarayda geçiyor. Sarayın kızı bir baloya katılacaktır. Fakat boyu çok kısa olduğundan giydiği kıyafetler yakışmazmış. Saraydaki bir dahi ise bir fikir üreterek topuklu ayakkabıyı icat etmiştir.  Baloya bu şekilde giden kız herkesin dikkatini çekmiştir. Kızı gören herkes görünüşünden etkilenir ve hemen taklit etmeye başlar. Yani kadınlar yine kıskançlığa girip günümüzün vazgeçilmezi olan topuklu ayakkabıların dünyaya yayılmasını sağlamıştır. Şimdi ise topuklu ayakkabının gerçek icatcısı kim bilinmiyor. İyi bir şey mi ya da kötü birşey mi o tartışılır. Kadınlar için kesinlikle iyi. Benden bu kadar. Eğer daha fazla bilgi istiyorsanız sizde araştırabilirsiniz.

...
Omega 3 Nedir? Faydaları Nelerdir?
Omega 3 Nedir? Faydaları Nelerdir?
yasam | 8 months ago | 129 | Sevilay Esma

Omega 3 denildiğinde ilk akla gelen balık yağı olsa da , bu yazıyı okuduktan sonda sadece balık yağı olmadığını bilincine varacaksınız. Omega 3 bir yağ asidi türüdür. Vücut açısından ve insan sağlığı açısından  önemli  büyük bir ihtiyaç olarak görülen  doymamış yağ asitleri olarak bilinir.  Vücudumuz diğer yağlarda olduğu doğrudan omega 3 yağ asitlerini üretmezler.  Bu nedenle Omega 3 yağ asitleri beslenme yolu ile yiyecekler ve takviyelerle alınması gerekir. Ve vücudumuzun alması gereken günlük  Omega 3 için bir gün 17 kilogram hamsi balığı yenmelidir ki, buda mümkün değildir.  

Omega 3 yağ asidi ailesinde, üç yağ asidi büyük önem taşımaktadır. Bunlar 

  1. EPA ( Eikosapetaenoik Asit)  ; EPA , 20 karbondan oluşan bir Omega 3 yağ asidinin çeşitlerindendir. Bu omega 3 çeşidi daha çok yağlı balıklarda ve deniz ürenleri ile balık yağlarında mevcuttur. EPA adıyla bilinen bu yağ asidi insan vücudu için bir takım temel fonksiyonlara sahiptir.  EPA yağ asidi başta metal durumlar olmak üzere depresyona ve strese iyi gelir.
  2. DHA(Dokozahekzaenoik Asit) ; 22 karbondan oluşan DHA ber çeşit omega 3 yağ asidi çeşitlerindendir. Diğer Epa yağ asidi gibi DHA yağ asidi de  yağlı balıklarda ve deniz ürünlerinde bulunur.  İnsan vücudu açısından önemli bir işlevi olan DHA hücre zarlarında ve belin sinir hücrelerine çeşitli hizmetler vermektedir. Özellikle hamilelik dönemlerinde büyük önem taşımaktadır. Anne sütü ve sinir sisteminin gelişimi açısından DHA yağ asidinin alınması çok önemlidir.
  3. ALA (Alfa –Linolenik Asit) ;  ALA ise 18 karbondan oluşan bir omega yağ asidi türüdür.  ALA Omega 3 vücut tarafından doğrudan kullanılmaz. Öncelikli olarak EPA ve DHA’ya çevrilmesi gerekir. Bu dönüşüm sırasında ALA miktarı %90 -%95 gibi bir oranda kayıp yaşar. Bu nedenle bitkilerle yolu ile elde edilen omega 3 daha verimsizdir.

Omega 3 yağ asidinin vücut sağlığı açısından oldukça önemli yararları ve faydaları vardır. Dikkat çeken yararları ise 

Kanda bulunan trigliserit seviyesini önemli ölçüde azaltır. 

Kanser riskine karşı korur. Özellikle de kadınların düşmanı olan meme kanserine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. 

Karaciğer yağlanmasına karşı koruyucu etkisi vardır. Eğer kişi karaciğer yağlanmasını sorunu yaşıyor ise büyük ölçüde azaltır.

Ağrı  giderici ve kesici özelliği vardır. Otoimmün hastalıklarında görülen semptomları azaltır. 

Psikolojik rahatsızlıkların giderilmesini sağlar. Stres ve depresyona iyi gelir. 

Önceliği çocuklar olmak üzere gençlerde de astımı önler. 

Hamilelik ve emzirme dönemlerinde kullanılan ve alınan Omega 3 yağ asidi bebeklerin gelişimi hızlandırır. 

Dikkat eksikliğine iyi gelir. 

Görme problemlerini ortadan kaldırır. Göz sağlığını korur. 

Alzheimer hastalığına iyi gelir. 

Otizm ve diğer sinirsel sorunların oluşmasını önler. 

Yaşlılığa bağlı unutkanlık ve bunama hastalıklarını önler. 

Bipolar bozuklukları ile şizofreni hastalıklarından kişilerin korunmasını etkisi vardır. 

Kalp ve Damar sağlığının korunmasında etkisi büyüktür. 

Cildin nem seviyesini içeriden arttırır. 

...
Modern Tesettür Anlayışı
Modern Tesettür Anlayışı
yasam | 9 months ago | 252 | Nebahat

İnsan dünyaya çıplak bir varlık olarak gelir. İnsanların giyinmesinde fiziksel, psikolojik, sosyal, kültürel ve dini nedenler vardır. İslamiyet’e göre ilk insanlar olan Adem ve Havva cennette yasak meyveyi yedikten sonra çıplaklıklarını fark edip utanmışlar ve giyinme, örtünme ihtiyacı duymuşlardır. İnsanlar giyinerek çıplaklıklarını gizledikleri gibi aynı zamanda karşı tarafa giyimleri ile statüleri ve sosyal sınıfları hakkında da ipuçları vermiş olurlar. Kişinin giydiği kıyafetin kalitesi, rengi, dikimi, aksesuarları, modeli ve modaya uygunluğu hem kişiye hem de sosyal konumuna yönelik bilgiler içermektedir.

Her din, inananlarının hayatını düzenleyen kurallara sahiptir. Bu kuralların bazıları sosyal, siyasal, kamusal ve ticari hayatı düzenlerken bazıları da giyilen kıyafetleri ve davranışları düzenler. Sosyal hayat içinde giyilmesi gereken kıyafetlerin şekli din tarafından belirlenir. Dinlerin ortaya koyduğu sınırlamalar kültür ile şekillenerek bazı kalıp davranışlar oluşmuştur. İnsanların nerde, nasıl giyinmeleri gerektiği, cinsiyet, yaş ve statüleri gözetilerek şekillenmiştir. Böylece hem kişilerin kıyafetleri üzerinden sosyal kontrol sağlanmış, hem de dindarlık seviyeleri tahmin edilebilmiştir.

Tesettür 1978 İran Devriminden sonra önce siyasileşmiş sonra küreselleşmenin etkisi ile İslam’ın sembolü haline gelmiştir. Siyasileşen “başörtüsü” modernliğin, yeniliğin, bilimin ve aklın karşısında geleneği ve dini temsil eden bir sembol olarak görüldüğü için modernliği savunanlara göre bir tehdit unsuru, dini ve geleneği savunanlara göre ise kutsal bir dava unsuru olarak kabul edilmiştir.  İktidarın muhafazakar partilere geçmesi ile başörtüsüne yönelik tutum ve davranışlarda daha ılımlı uygulamalar izlenmeye başlanmıştır.

Türkiye’de 1977 de ilk kız imam hatip liseleri açılana kadar muhafazakar ailelerin kız çocukları genelde mahalle camiinde dini eğitim almaktaydı. Dini ve ilmi eğitim veren İmam hatip liseleri, başörtülü eğitim imkanı ile pek çok kız çocuğunun eğitilmesine olanak sağladı. Liseden mezun olan kızlar üniversite eğitimi almak ve kamu hayatında çalışmak istediklerinde “başörtüsü yasağı” ile karşılaştılar. Eğitimli ve bilinçli dindar kadınlar bu süreçte zorlu bir özgürlük mücadelesi verdiler ve sonunda amaçlarına ulaştılar.

Kırsal kesimden kente göç eden, eğitim alan ve kamusal alanda çalışan dindar kadınların çoğunluğu iç çatışma yaşamışlardır. Aileden ve doğduğu toplumdan öğrendiği geleneksel ve dini davranış kodlarının üzerine seküler yani dünyevi eğitim, modern kent yaşamı ve rekabetçi iş ortamında öğrendiği yeni davranış kodları arasında sürekli çelişkide kalmışlardır.  Doğu-batı, modern-gelenek, seküler yaşam-dini yaşam gibi zıtlıkların arasında uzlaşmacı bir orta yol bulmaya çalışmak psikolojik ve sosyal pek çok zorluklara sebep olabilmektedir. Ataerkil düzende erkek egemenliği ve itaatini eleştiren dindar kadınlar feminist ve demokratik anlayışa yakın eşitliği temel alan görüşleri benimseme eğilimi göstermektedirler. Orta sınıf dindar kadınlar sonunda melez bir çözüm yolunu uygulamaya başladılar. Yenilikçi, devrimci, modern,  protest, aydın ve barışçıl özelliklerin bir arada olduğu bu uygulamada hem başörtüsü takıp tesettüre uygun giyinecek hem de modern yaşamın gerektirdiği eğitimi alıp, kamusal alanda çalışarak kendi özgür seçim ve kararlarını hayatında uygulayacaktır. Modern dindar kadın için tesettür kendi özgür iradesinin seçimi olup rasyonel bir karardır. Cumhuriyet rejimi ile verilen hakların İslamiyet’in din ve ahlak anlayışı ile birleştirilerek uygulanması görüşü dindar kadınlar arasında daha fazla kabul görmeye başlamıştır.

Geleneksel din anlayışında şekilcilik ön plandadır. Dindar olduğunu göstermenin yolu erkeklerde camide kılınan namaz,  kadınlarda ise tesettüre uygun giyilen kıyafet olabilir. Genelde namus, ahlak, dindarlık bu ölçütlere bakılarak belirlenirken orta sınıf eğitimli dindar kadınlar bu durum da dahil olmak üzere ataerkil düzeni ve şekilciliği sorgulamaya başladılar. Genç kadının tesettüre girme kararını babasının ya da kocasının veriyor olması ya da daha dindar ve namuslu görünmek için tesettürlü olmaya yönlendirilmesine karşı çıkarak “kendi seçimim, kendi kararım” sloganı ile geleneğe başkaldırmakta ve özgürlüğünü ilan etmektedir.  Artık dindar kadın, tesettürlü olmaya dışarıdan gelen baskı, tehdit veya tavsiyelere göre değil kendi dini, ahlaki ve rasyonel seçimi ile karar verecektir.

Moda, belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı ve yaygın düşkünlük, geçici yenilik olarak açıklanabilir. Moda sosyal bağlamda yüzeysel olmakla birlikte sosyolojik olarak çok önemlidir. Çünkü farklı kimliklerin oluşumunda ve kendilerini ifade etmelerinde önemli bir araçtır. Orta sınıf dindar kadınların iç dünyasında yaşadıkları zıtlıkların uyumunu, geleneksel-modern karışımı bir kıyafet ile tasarlayıp sunmak tesettür modasını oluşturmuştur. Küreselleşme ile hızla yaygınlık kazanan tesettür modası ile kadınlar özgürleşme, bireyselleşme, görünür olma, şık olma, hayranlık uyandırma isteklerini gösterecekleri bir alana sahip olmuşlardır.

Orta yaş ve üstü kadınlar, tesettür ve başörtüsü konusunda büyük mücadeleler verdiği ve gelenek-modern çatışmasını daha fazla yaşadığı için tesettürü algılama biçimlerinde dini hassasiyet ön plandadır.  Ancak genç kuşak kadın ve kızlar daha özgür, bireyselleşmiş ve küreselleşmiş bir toplumda büyüdüğü için tesettür seçiminde ekonomi, şıklık ve havalı olmak dini hassasiyetin önünde yer almaktadır. Modern olan ve olmayan her şeyin özgürce bir araya getirilebildiği bu post-modern dönemde zenginlik, gösteriş, popülerlik, başarı çok önemli hale gelmiştir. Kalıplaşmış tüm düşünce ve davranışları reddeden bu zamanda farklılık, yenilik, görsel estetiklik ve özgürlük ön plandadır. Genç kuşak hem dindar hem modern hem de şık ve havalı görünmek istemektedir. Kıyafetlerinde başörtüsü ile dini, tesettürün altına giydiği kot pantolon ile modernliği, ölçüsüz ve abartılı davranış ve konuşmaları ile post-modernliği ifade etmektedir.

Benlik algısı “öteki”nin belirlenmesi üzerine kuruludur. Benlik algısı,kişinin kendisini diğerlerinin konumuna ve tavırlarına göre değerlendirmesi olduğu için güzel ve şık giyinmek, hayranlık dolu bakışları üzerinde toplamak çok önemli konu haline gelmektedir. Modanın sloganlarından biri olan “Ne giyiyorsan o’sun” sözü ile bireyin giydiği kıyafet, kostüm, aksesuarlar ve makyajı ile benliğini ve kimliğini dışarı yansıttığını anlatıyor. Maddi kültür unsuru olan giysi benlik algısı ile yakından ilişkilidir. Beden benliğin dış sınırı ve görünen yanıdır. Beden giysiler ile gizlenebilir ve ya sınırlandırılabilir. Kişilik hakkında bilgi vermek için ya da yanıltmak için kullanılabilir. Yeni trent “Ne istersen onun gibi görün”,  nasıl hissediyorsan, nasıl düşünüyorsan, nasıl görünmek istiyorsan öyle görünme özgürlüğüne sahipsin. Post-modern akımın etkisi ile oluşan bu akımdan tesettür modası da etkilenmektedir.  Başörtüsü dışında dini anlamı olmayan diğer kıyafet ve aksesuarlar kullanılarak iç dünyasını, benliğini, düşünce ve duygularını özgürce kıyafetleri ile bütünleyerek kendi tarzlarını oluşturmaktadırlar.

Günümüzde çok farklı tesettür kıyafetleri kullanılmaktadır. Her dindar kadın bulunduğu sosyal sınıfa, statüsüne, yaşına, öznel dindarlık düşüncesine, gideceği ortama, mevsime, o günkü psikolojik hissiyatına ve dünya hakkındaki görüşlerine göre giyinmektedir. Giydiği kıyafet ile sözsüz iletişim kurmakta dışarıya vermek istediği duygu, düşünce ve mesajı yaptığı imaj ile anlatmaya çalışmaktadır. Genç dindar kadınların çoğunda sosyal, ahlaki, siyasi ve dini sınırlandırılmalara karşı çıkmak kendi farklı ve özgür tarzını yansıtırken şık, havalı, güzel ve özgün olmak, dikkat çekmek daha önemli hale gelmiştir. Bu akımdan etkilenen dindar kadınlar da inandığı dini temsil eden başörtüsünü takmaya devam ederken aynı zamanda modayı da yakından takip etmektedir.

 

...
İşaret Dili Nedir?
İşaret Dili Nedir?
yasam | 9 months ago | 209 | Sümeyra

İşaret dili, işitme ve konuşma engellilerin kullandığı dildir. İşaret dili, elleri, jest ve mimikleri kullanarak oluşturulan bir alfabe ve dildir. Alfabe yani harfler genellikle isimlerde ve kelime olarak karşılığı olmayan kavramları anlatırken kullanılıyor. Bu işaret dilinin bir parçasıdır. İşaret dilinde hareketler ve semboller ne kadar önemli ise jest ve mimikler de bir o kadar önemlidir. Unutulmamalı ki, işitme engelli birine bir şey anlatırken ona duyguların da aktarılması gerekmektedir ve bu da jest ve mimikler ile mümkündür.  Bazen tv kanallarının alt köşesinde ifadesiz olarak gördüğümüz tercümanların anlattığı şeylerden işitme engellilerin hiçbir şey anlamadığını düşünüyorum. Çünkü duygular konuşmanın yarısını oluşturmaktadır. Bir işaret birden fazla anlama da gelebilmektedir ancak mimik ve jest ile ayırt edilebilir. Bu yüzden işitme engelli birisi ile iletişim kurarken bu konuda dikkatli olmak gerekir. 

İşaret dili evrensel bir dil değildir. Her ülkenin kendine has bir işaret dili mevcuttur. Hatta öyledir ki bazen aynı ülke içerisinde ağıza göre bile değişen kelimeler vardır. Türk İşaret Dili'nin tarihinin ise Osmanlı dönemine dayandığı söyleniyor. Osmanlı döneminde mahkemelerde işitme ve konuşma engelli kişiler için kullanılmıştır. İşitme engelliler için ise kurulan ilk okul 2. Abdülhamit tarafından yapılmış olup,  adı Yıldız Sağırlar Okulu'dur. Türk İşaret Dili'nin temeli burada atılmıştır. 

Engelli bireyler, normal nüfusun yaklaşık olarak %10' nunu oluşturmaktadır. Bu da demektir ki nüfusumuzun azınsanamayacak kadarı engellidir ve bizlerin onlarla iletişim kurması kaçınılmazdır. Engellilerin de her şeyi rahatlıkla anlayabilme ve anlayabilme hakkı vardır. Onların bu hakkını elinden almamak için her bireyin işaret dilini öğrenmesi gerekmektedir. İşaret dilini halk eğitim merkezleri, online kurslar, ücretsiz  ya da ücretli  kurslar karşılığında  öğrenebilirsiniz. 

İşaret dilinde aynı sembolünü birçok anlamı olabildiği gibi, bir kelimenin birden fazla karşılığı da olmaktadır. O yüzden aynı anlama gelen  diğer sembollerin kullanımı yanlış kullanım değildir. Ancak mümkün olduğunca yaygın olan sembolleri ve işaretleri kullanmak her zaman daha sağlıklı bir iletişim kurmak demektir. Bu dünya sadece bizim değildir, engelli kardeşlerimizin varlığını unutmamalı ve onlar için işaret dili öğrenmeliyiz. 

...
Kalıcı Bilgi Nasıl Sağlanır?
Kalıcı Bilgi Nasıl Sağlanır?
yasam | 9 months ago | 134 | Sümeyra

Günümüzde birçok insanın temel sorunu bilgileri kısa süreli belleğe atmaktır. Özellikle öğrenciler için bilgilerin kısa süreli belleğe atılması sonunda onlara çok büyük sorunlar oluşturmaktadır. Uzun süre bir şeyi öğrenmek için sarfedilen çaba, o bilginin bir süre sonra unutulması ile büyük bir hayal kırıklığı yaratmaktadır. Bu sebeple de öğrencilerin bilgi öğrenmekten kaçındıklarını görüyoruz. Elbette bunun bir çözümü var ve bu çözüm yine sizin elinizde. Öğrenme yöntem ve tekniklerini baştan sona değiştirmek gerekebilir. Yanlış çalışma yöntemi bilgilerin sadece bir süreliğine akılda kalmasına sebep oluyor olabilir. Her zaman uzun uzun çalışmak, doğru çalışmak anlamına gelmez.

  • Öncelikle yapılması gereken konsantre olmak ve rahat bir nefes alıp bilgi edinmeye başlamaktır. Başta hissedilen o duygu, o bilgiyi öğrenme sürecine bile etki edebilir. Rahat olmanız bu açıdan çok önemli. Bunun haricinde odaklanmanız gerek. Öğrenmek istediğiniz bilgi dışında her şeyi unutun, zihninizin başka şeyler düşünmesine izin vermeyin.
  • Öğreneceğiniz bilgiyi en kolay yöntemlerle öğrenmeye çalışın, kendinize yokuş olmayın.
  • Kodlama sistemleri ile ders çalışmak her zaman daha akılda kalıcı olur. Öğrenmekte zorlandığınız şeyleri kodlayın ya da hikayeleştirin, emin olun daha kalıcı olacaktır.
  • Görsel ögelerden yararlanın. Görsel ögelerin, her zaman bütün öğrenme şekillerden daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Görsel hafıza kolay kolay hiçbir bilgiyi unutmamaktadır.
  • Bilgi edinirken kısa kısa notlar çıkarabilirsiniz. Yazarak çalışmak da akılda kalmaya yardımcı olmaktadır.
  • Pomodoro tekniğini kullanın. Pomodoro tekniği, 25 dakika ders çalışıp 5 dakika mola vererek zihni yormadan bilgiyi edinme yöntemidir. Bu süreyi kendinize göre ayarlayabilirsiniz.
  • Bilgiyi edindikten sonra sanki bir öğretmenmişsiniz gibi birilerine anlatın. Kalıcı olup olmadığını bu şekilde kolaylıkla anlayabilirsiniz.
  • Yanlış yapmaktan korkmayın. Hatayı yapa yapa doğruyu bulacağınızı ve hata yapıldığı taktirde bilginin daha kalıcı olacağını unutmayın.

 Kalıcı bilgi edinebilmek sadece bizim elimizde. Biraz dikkat ve biraz da çaba ile istediğimiz kalıcı bilgiye ulaşmak çok da zor değil. 

...
Kedi Bakım Masrafları
Kedi Bakım Masrafları
yasam | 9 months ago | 103 | Basak

Kediler sevimli dostlarımızdan biridir. Onlara bakmaya karar verme aşamasında masrafından çok ona daha iyi bir hayat sunabilmeyi sorgularız. Bebek ve yetişkin de olsa masraflar aynıdır. Çünkü gerekli aşıları ve beslenmeleri aynı olurken yavru kediler de ek gıda almak durumunda kalınabilir, kimi zaman. Kedi dostunuzla beraber yaşamaya karar verdikten sonra onun en temel ihtiyaçlarını almaya karar verebilirsiniz. Tuvaleti, tırnak makası, su ve mama kabı, tırmalama tahtası ve onu taşımak için bir çanta. Yavru kediler ilk aylarında anne sütü ile beslenmeleri önemlidir. Bir şekilde anneden ayrılan yavruları beslemek için anne sütünü karşılayacak mamalarla takviye edilmelidir. 

Aşıları

Kediler, rutin aşı takvimine göre hareket edilmesi gerekirken veteriner bunun en doğru ölçülerini size bildirir. Karma aşıları, yapıldıktan sonra 3 yıl ara ile yapılır. İç ve dış parazitleri senede neredeyse 5 kez yapılmalıdır. Lösemi, kuduz gibi aşıları da yılda bir kez yapılır. Bu aşılar onların bir enfeksiyon ya da hastalık geçirmemeleri için oldukça önemlidir. Aynı zamanda hem dostunuzun hem de sizin sağlığınızı riske atmaz. İç ve dış parazit aşıların da 3 gün kedinin suyla teması engellenir. Bir yandan da sevimli dostlarımızın aşıları tamamlanmadan başka hayvanlarla teması da engellenerek her hangi bir enfeksiyon kapmaması için önemlidir.

Sokaktan sahiplenmek en doğru karar olurken barınaklardan da bir dost edinilebilir. Size her an minnet duyan bir dostunuzun varlığı size iç huzur verecektir. Kedilerin insan sağlığına olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlanırken onları masraftan çok onlar için iyi bir hayat sunmayı hedeflemek için ve doğru kararı verebilmek adına izlenilen bir yoldur. Kedilerin bakımları zor olmasından çok keyiflidir. İstedikleri karınlarının doymasından sonra sevgidir. İhtiyaçları olan tek şey sevgidir. Bunu da zaten seve seve vermeye razı olurken yıllık masrafları 2000 ila 2500 civarı tutabilecektir. Masraflar için net rakamları söylemek yanlış olacaktır ama aşağı yukarı bu ölçülerdedir. Aylık mama masrafları da bu sene fiyatları için 70 ila 100 arasında olabilir. Kediler aylık 2 2,5 kilo mama tüketebilirler.

...
Göçebelik Mi Aynılık Mı?
Göçebelik Mi Aynılık Mı?
yasam | 9 months ago | 151 | Meltem

Size de olur mu bilmem, ben hep aynı yerde kalmaktan sıkılıyorum. Şehir mi sıkıyor, insanlar mı, yaşadıklarım mı, yaptıklarım mı diye sorsam hepsi derim. Bir şehirde üç yıldan fazla yaşayamaz oldum. Bu yüzden göçebe hayata yöneldim. Bu yaşıma kadar dört şehirde yaşadım ve beşinci yaşam alanındayım şuan.

Turistik amaçlı gezdiğim yerleri saymıyorum tabi. Bu konuda da şöyle bir fikrim oluştu zamanla: Bazı yerler gezmek için bazı yerler ise kalmak için. Mesela İzmir güzel şehir, ama ben orayı gezmek için tercih ederim.Yaşamayı, hayatımı orada idame ettirmeyi (kısa bir süreliğine de olsa) tercih etmiyorum. Gez, gör, eğlen, tadını çıkar; sonra dön.

5 yıl önce yaşadığım yer Konya'ydı. Orası (tabi bana göre) yaşanacak bir şehir ki 3 yıl yaşadım. Zannımca bir gün bir delilik yapıp yerleşik yaşama geçersem birinci sırada orası var. Birçok yönden beni kendisine çekiyor orası, belki de memleketime en yakın yerde olması bana sıcak geliyor diye düşünüyorum bazı bazı. Belki de havası, suyu, çevresi, yollarının/ kaldırımlarının geniş olması, evleri, düzeni beni etkiliyor. Orada yaşamadan önce de Konya'yı çok ziyaret etmişliğim, gezmişliğim olmuştu, hiç yabancılık çekmiyordum. Yaşayınca da gördüm bu durumu: Korkutmadı, tedirgin etmedi bu şehir beni orada yaşarken. Olumsuz durumlar olmadı mı, tabiki çok fazla oldu. Hayat bu nihayetinde hep güllük gülistanlık olmayacak. Ama benim nazarımda orada bir şekilde huzurlu hissetmenin yolu bulunuyordu . Tabi dedim ya bende bir sıkılganlık meydana geliyor ve taşındım başka bir şehre, Sakarya'ya. Burada da üç yıl yaşadım. Ve şimdi geldik Eskişehir'e. Burada ne kadar yaşarım bilmem. Bir zaman veremiyorum. Daha o kıvama gelemedim burayı çözebilmek adına. Zamanla yaşayıp göreceğiz elbet.

Gelgelelim nasıl oluyor bu diye meraklandıran konuya. Zamanla her şey aynılaşıyor. Bu monotonluk kurcalıyor da kurcalıyor zihnimi. Yaşadığım ev aynı, işe gidip geldiğim yollar aynı, çalıştığım kişiler aynı, iş yerime gelen herkes aynı, gidip gezdiğim yerler aynı... Sıkıyor haliyle... Değişiklik yapsam bile o aynılık devam ediyor, yok olmuyor. Yapılan değişiklikle sadece bir süre ötelersin aynılığı. Burada da biliyorum çok farklı olmayacak. 
Sanırım ben aynılığı yenmek istiyorum kendi kafamda. Belirli bir süre mekân değiştirmek, insanları değiştirmek iyi geliyor. Bunun bir avantajı da var aslında yeni yeni yerler, yeni yeni insanlar tanıyoruz. Çeşitli bakış açıları geliştiriyoruz. Bugün bin kişi tanıyorsam bin farklı karakter hayatıma girmiştir diyorum hep. Kimisi çok yakınım oluyor hala irtibat kuruyorum. Kimiyle görüşmüyoruz belki ama bir yerlerde karşılaşırsak bir merhaba muhabbeti olması bile ne kadar hoş değil mi? 

Anıları tek bir kanalda biriktirmemek belki de dert. Belki de hayatımızda çeşitlilik üretmek bizi yaşatıyor, bu hayatı daha yaşanılır kılıyor. Kimi pişmanlıklarımız da olmuyor değil, tabiat kanunudur. Öylesi de bir ders değil mi, bir ufuk değil mi bize?
 

...
İyi Bir İnsan Olmak
İyi Bir İnsan Olmak
yasam | 9 months ago | 158 | Basak

Herkesin istediği şey olma hali değil midir? aslına bakarsak. Kuş gibi hafif olmaktır, iyi biri olmak, yani iyi birisin zararsızsın, yargılanmana gerek kalmaz, sorgulamaya gerek kalmazsın, iyi biri olursan. Ya da iyi biri olarak tanımlanmak insanın hoşuna gider. Ancak iyi biri kalabilmek her insan için zorlayıcı gözükür. Çünkü yaşanan yıpratıcı olaylar, sürekli çalışmak, kendine vakit ayıramamak, yapmak istediklerini veya hayallerini gerçekleştirememek gibi, hayatın getirdiği olağan şeyler. Aslında hayat çok çaba sarf edildiği için zorlaşır. Yaşamak hakkıyla yaşamak oldukça zorlayıcıdır. Sürekli yetinemeyen bizler, o da olsun, bunu da alalım, yazın tatil dört gözle beklenir. Alınmak istenenler, istenilen tatile gitmek, hayatın mutluluğunu sağlayan araçlar olarak görülmesi insanı yıpratan şeylerdir. Aslında mutluluğu bağladığımız şeyler bu araçlardan çok daha fazladır.

İyi biri kalabilmek için stressiz olmak gerekmez mi, stresli olunca negatif yükle herkese yük oluruz. Güler yüz güzel enerji oysa ki herkese bulaşır. İyi biri olmaya çalışmak ta bence atılan en büyük adımdır. Bütün dinler de veya felsefelerde iyi huylu, erdemli olmayı anlatır. Bunları yüzyıllardır dile getiren kutsal kitaplar, destanlar varlığını gösterir. Kimi cenneti vaad eder, kimi bir sonra ki yaşamı daha iyi yaşamayı vaad eder. Aslında anlatılmak istenilen şeyler aynıdır. Ancak farklı şekilde ve farklı inanışla bizlere aktarılır. İyilik yap iyilik bul kelimesinin de aslın da boş yere çıkmadığını da anlayabiliyoruz.

Erdemli olmak, iyi biri olmak iyi şeyleri peşine takar, der her öğreti aslında. Sonuç yine kendimiz için yapılan iyilikler olarak ortaya çıkar. Birilerine karşı iyi olmak, yine bize karşı iyiliklerin gelmesine sebebiyet verir. Farkında olmadan aslın da yine erdemi ve erdemli olmayı kendimiz için biriktirdiğimiz puanları simgelemez mi? İyi bir insan olabilmek için uğraşır dururuz belki ama hayatın koşuşturmasın da herkesin gördüğü farklı olabilir. Herkes her şeyi kendi gibi görebilir, aslında empatiyle bakıldığın da her olaya daha az kırılabilir insan. Belki o zaman hayat biraz daha kolaylaşır.

...
Kişisel Gelişim
Kişisel Gelişim
yasam | 9 months ago | 111 | Basak

Kişisel gelişiminiz için bir takım aksiyonlar almaya karar verdiyseniz, zaten kendinizle ilgili gelişimlere ihtiyacınız olduğunu fark etmişsinizdir. Kişisel gelişim sosyal hayat dışında iş hayatın da da fayda sağlayacak bir gelişimdir. İnsanları anlamak adına, olan olayları da anlamak adına daha pratik düşünmeye teşvik eder. Kişisel gelişime aslın da her an maruz kalıyoruz. Kırıldığımız bir olay da ders çıkarıyoruz ya da şaşırdığımız bir durum karşısında bir sonrakin de şaşırmıyoruz. Kişisel gelişim insanın hayatında gördükleriyle aslında şekillenir buna da yön verebilmek kişinin kendisine çizdiği yolla mümkün olacaktır.

Kitap Okumak

İlk okul çağından beri öğretmenlerimiz hep kitap okumamızı önerir. Çünkü bazı bilgileri öğretmenler de dahil aile için de bazı bilgileri edinmeye zaman kalmaya bilir. Kitaplar yüz yıllar önce yaşamış birinin deneyimini, ünlü bir bilim adamının araştırmaları için geçtiği yolları gösterir. İlham kaynağının en büyük özüdür. Kendimizi şekillendirmek için öğrenecek çok şey kitaplar da mevcuttur. Kitap okumanın faydalarıysa oldukça uzun bir listeleme gerekecektir.

Online Eğitimler

Dijitalleşen bu çağda artık pandemi sonrası daha da dijitale dönen dünya da eğitimler parmaklarımızın altındadır. Online makul ölçekli eğitimler de varlığını göstermektedir. Bir konu için uzmanlaşmak için araştırma yaparken konuya hakim birilerinden eğitim alınması o konu da uzmanlaşmanızı sağlayacaktır. Ayrıca meslek ya da iş hayatınız da size artı puan olarak dönecektir.

Spor Yapmak

Spor başlı başına sağlık için önemli, olurken kendinizi zinde ve motive bir şekilde kalmanızı sağlayacak yaşam tarzıdır.

Yeni Hobiler Edinmek

İnsan hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya çekinir. Ama bir şekilde içinizde kalan bir aktivite varsa bunu yapmanın hiç bir sakıncası yok. İlk başlarda kötü yapmanız hep kötü yapacağınız anlamına gelmez. Örneğin yeni tarifler ya da pastalar yapmak istiyorsanız yapın. Bunların tariflerine yine ulaşmanız kolay olurken, bu deneyimle keyifli bir vakit geçirebileceksiniz. 

Araştırmalar Yapın

Yeni şeyler keşfetmek istiyorsanız bunları size kimse ulaştırmaz. Herkes kendi için yaşar aslında, kendine kattıklarıyla yol alır, düşünür ve davranır. Araştırarak öğreneceğiniz şeyler sayesinde aslın da ne kadar az şey bildiğinizi ortaya çıkaracaktır. Bununla beraber daha fazla bilgi edinmek için araştırma yapmak alışkanlık haline gelecektir. Araştırmalarınız, yapmak istediğiniz işle ilgili olabilir ya da mevcut işinizle ilgili de. Aktif çalıştığınız iş yerinde mutlu değilseniz yapmak istediğiniz işle ilgili kendinizi yavaş yavaş geliştirirken motive olmuş da olursunuz. Belki yapmak istediğiniz iş için de yol almaya başlamış olabilirsiniz.

Geçmişi Unutun

Geçmişteki olumsuz ya da olumlu olayların artık şu anki durumunuz da kalmayıp sürekli onları düşünmek yada konuşmak fayda sağlamayacaktır. Aksine içinizdeki o güzel enerji boşa geçip gitmiş olacaktır. An da kalmak aslında bu açıdan önemlidir. Şu an yaptığınız şeye odaklanıp yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışmak sizi daha fazla tatmin edecektir.

Kişisel gelişiminiz için gösterdiğiniz çabalar sürekliliğini koruduğun da kendinizdeki değişime şaşıracaksınız. Aslında sürekli değişen dünya da her şey sürekli değişir. Siz de başaramadığınız da bir daha başaramayacağınız anlamına gelmez. Bazen başarılı bazen başarısız bazen her şey alt üstte olabilir. Bunların hepsinin geçip gittiğini ve yolun sürekli devam ettiğini hatırlamak gerekir.

...
Yoga ve Meditasyon Nedir?
Yoga ve Meditasyon Nedir?
yasam | 9 months ago | 101 | Basak

Yoga birlik olmak demektir. Bu tanımı yoga nedir diye sorduğunuz da karşınıza çıkan ilk cevap olacaktır. Yoga bir din değildir. Yoga bence bir bilimdir. Bilimdir, çünkü bilimsel araştırmaların varlığı ile faydaları kanıtlanmıştır. Bugün geldiği nokta ise herkesin çok rahat ulaşabileceği bir bilim haline gelmiştir. Yoganın kendi içinde kolları vardır. Bunların kralı olarak tabir edilen Raja yogadır. 

Raja Yoga

Raja yoga asanalarla ve nefesle birlikte hareket edilen pratiklerdir. Bir çok yerde gördüğümüz insan üstü hareketlerin yapıldığı pratiklerdir. Bu pratikler kişinin enerji bedenin de ve zihnin de aştıklarını da simgeler aslın da. Yani bu hareketleri fiziksel olarak yapmaktan ziyade kendi içindeki dönüşümü simgeler.

Kundalini Yoga

Uzun süre varlığı bilinmeyen bir diğer yoga türüdür. Bilim olarak ta ifade edilecek kundalini yoga meditasyon ağırlıklı pratiklerdir. Pratikler arasın da bu gün yeni yeni popülerleşen Adi Shakti meditasyonudur. Dişil enerjiyi dengelemek dışında tüm yoga pratiklerindeki gibi kişiyi hayat amacına ulaştırmayı hedefler. Yine farklı insanın içine dönmesini sağlayan meditasyonları vardır.

Hamak Yogası

Hamak yogası da çok ilgi gören bir yoga türü olmaya başlamıştır. Hamak yogası klasik yogadaki pozlara, hamak sayesinde bir çok harekete girişi daha da kolaylaştırır. Bu da cazip gelmeye başlamasıyla talepler hamak yogasına artmıştır. Hamak yogası, Christopher Harrison tarafından keşfedilmiştir. Sakatlanması nedeniyle yogaya ara vermesine sebep olurken tekrar başlayabilmek için kendince çözüm bulmasıyla ortaya çıkmıştır. Yoga esnekliğini geri kazanmaya başlamasıyla hamak yogasının öncüsü olmuştur.

Meditasyon 

Yoga da en önemli olan pratik alanıdır. Çoğu kişi meditasyon da zorlanabilmekteyken, daha çok hedef hareketlere gitmek için çaba gösterilir. Aslın da bu kişinin kendi için de kaçtıklarını da gösterir. Jonn Kabat Zinn bu konu da ciddi araştırmalar yapan bir tıp profesörüdür. Yaptığı derin çalışmalarla Stres Azaltma Kliniği ve Tıp ,Sağlık ve Toplumda Farkındalık Merkezi'ni kurabilmiştir. Meditasyon konusun da da oldukça geliştirici teknikleri bugün halen paylaşmaktadır. Meditasyon bir obje odaklı yapılırken esas amacı zihni kontrol etmektir. Zihnimiz her an her şeyle meşgul olması sebebiyle bir çok şeyi olması gerektiği gibi göremeyiz. Zihnin daha berrak olmasını sağlar ve yapılan işler de kişinin hayrına çevrilir.

Yogaya başlamadan önce bilinçli olunarak hareket edilmesi gerekir. Öğretmenler eşliğinde yapılması sayesinde kendi yolunu öğrenci yürür. Ancak yoga ne yaparsan yap tam olmayacaksın der. Yoga bir bakıma felsefe bir bakıma bilimdir. İçine girdikçe, yaşayarak öğrenilecek bir durumdur. Aslın da hayat da böyledir.

...