user photo
Hilal Tonkur
Full time writer part time dreamer
yazı 35
okunma 6062
okuduğum kitaplar 0
okuyacağım kitaplar 0
Dengesizlik Burçlara Yansır Mı?
Dengesizlik Burçlara Yansır Mı?
ask-and-iliskiler | 1 year ago | 155 |

Belki de bir çoğumuzun muzdarip olduğu, ikili ilişkilerde en olmamasını istediğimiz, en büyük sorunumuz bence şüphesiz bir dediği bir dediğini tutmayan, ruh haline göre davranışları şekillenip karşısındaki insanı hayal kırıklığına uğratan insanlardır. Elbette çoğumuz bazı durumlarda dengesiz davranabiliyor veya ruh halimizden kaynaklı kişisel problemlerimizi karşımızdaki insana yansıtabiliyor ve anlaşmamazlıklara yol açıyoruz. Ama asıl bahsettiğim engesizlik kişinin bunu huy edinip, ikili ilişkilerde karşı tarafı yıpratması ve kendi karmaşıklığını ona hissettirmesidir. Bu karşısındaki insanı değersiz hissettirmesinin de ötesinde, ona duygularını da sorgulattırır. Biz baskın olan dengesizlik durumlarından, karmaşıklığı huy edinmiş insanlardan muzdarip olmaya devam edelim ama bu özelliklerin de ağırlıklı olarak hangi burçlarda olduğuna değinelim.

En dengesiz burç zirveyi her zaman korumasıyla bilinen; ikizler burcu. Açıkcası bunda hemfikir olduğumuz birçok insan sayabilirim.  Sonraki sırayı da terazi, yay ve balık alıyor. Devamına çok değinmeye gerek olmadığını düşünerek biraz bu burçlar üzerinde duralım.

Açıkcası burçların tek başına kişilik analizinde işe yaradıklarını söylemek bence pek mümkün değil. Çünkü insanın mizacı, karakteri, kişilik özelliklerinin baskın olduğu davranışlarında burçlarda bu sıralamadan nasibini alıyor diyebiliriz.  İstisnalar var mı tabi ki vardır. Bir ikizler burcu belkide dengesizlikten nasibini almamış, bir çoğumuzun yaşadığı ruhsal sancılardan uzak ikili ilişkilerine devam edebiliyor da olabilir. Ama genel olarak dengesizlik konusunda bir ikizler burcunun aşk hayatında düşüncesi sınırlandırıldıklarını hissettiklerinde vazgeçmek oluyor. 

Dahası böyle devam eden dengesiz ilişkiler halinde kendilerine konduramadıkları dengesizlik sıfatıyla bütünleşmiş oluyorlar. Elbette her ikizler burcu böyledir demek yanlış olmakla birlikte istisnalar da kaideyi bozmaz diyebilir.

...
Aşktan Beklenti
Aşktan Beklenti
deneme | 1 year ago | 173 |

İnternet üzerinden gezinirken bir yazıya denk geldim. Burçların aşktan beklentisini analiz edip bunlarla alakalı bir kaç yorum yapmışlar. Oldukça tuhaf gelmesinin yanı sıra aynı soruyu kendime sordum. Ben aşktan ne bekliyorum? Ya da tanımını bile yapabiliyor muyum? Sahi aşk ne? Biraz düşündüm de beni baya bir düşündürdü bu soru. Hem tanımlı hem tanımsız. Hem kolay hem zor. Hem anlatabileceğim kadar kolay hem de dile getiremeyeceğim kadar zor bir durumla karşı karşıya kalmış olduğumun farkına vardım. Sonra kendimce en doğru kelimeleri birleştirdim. Aşk bence ne, ya da ben her şeyden olduğu gibi aşktan ne bekliyordum biraz sizinle de paylaşmak istedim. 

Ben her şeyden önce anlaşılmak istiyorum. Ucu bucağı olmayacak bir anlayış istiyorum. Koşulsuz kabul beklemiyorum. Mantık çerçevesinde sıralayacağım maddelerimi bıkmadan usanmadan, yılmadan dinleyebilecek, kendince beni anlamaya çalışacak bir kalp istiyorum önce bunun farkına vardım. Aşk bence bu. İlginizi çeksin çekmesin, uyumlu olun olmayan, anlaşıp anlaşmamanızı bile bir kenara bırakın, yaptığınız fedakarlığın tek bir açıklaması varsa eğer. Yalnızca sevginiz ağır basıyorsa tüm mantık dışı davranışlarınızın açıklaması olarak. İşte bence aşk budur. Belkide bu kadar basite indirgemeden aşktan beklentilerimizi sıralamadan aşkın yalnızca iki insanın birbirini sevmesinden de ötede kalbi bir bağ ile bağlanmasını da ele alabiliriz. Lakin aşk açıklama gerektirmez. Açıklamaya lüzum görmeksizin saf bir sevgiyle iki kalbi birbirine bağlar. Bunu yalnızca duygular yoluyla da yapmaz. Bazen mantığınıza uydurur. Uyum aramaksızın, sizi kendine bağlar. Sanırım ne söylesek az ne söylesek eksik geliyor. Aşk tanımsızlığın da ötesinde beklentilerimizin tümü almaya adaydır. 

...
Sevgimiz Bize Ait Bir Güzellik Mi?
Sevgimiz Bize Ait Bir Güzellik Mi?
deneme | 1 year ago | 102 |

Hislerimizin peşinden mi gitmek gerek? Onların bizi ansızın takip ettiğini varsayıp daima bir kalbin peşinden mi koşmak gerek? Hissettiğimiz her ne varsa, olmasını istediklerimiz, olması muhtemel, olası her ne varsa, bizler hep peşine takılıp gidiyoruz. Bazen doğru veya yanlış diye bir adlandırma yapmaksızın koşup duruyoruz. Sonrasında tökezleyeceğimizi, takılıp duracağımızı bildiğimiz halde… Bizler aslında mantık çerçevesinde değil de hisler doğrultusunda emin adımlarla ilerlerken, bugünün sevincini yarının üzüntüsüne bağlıyor hep bir manasız hüzünle dolduruyoruz kalbimizi. Anlamlandıramadığımız sevgiler, anlamadığımız yürekler sarıyor etrafımızı. Sonrası muamma zaten. Ama şunu biliyorum ki, her ne olursa olsun karşındakine olan sevgin, sana ait bir güzelliktir. Sahi gerçekten de öyle mi düşünüyoruz? Sevgimiz bize ait bir güzellik mi? Yoksa bize ait bir yenilgi, bir çaresizlik, bir hissizleşme adımı mı? Adını her ne koyarsak koyalım, bazen kendimizi saf yerine koyalım, bazen kendimizi bulutların üstündeymiş edasıyla savrularak bulalım, işin sonunda hep bir yarım kalan sözle tamamlıyoruz kendimizi.Bizler belkide tam hislerimizden bile emin olamadan yola çıkıyoruz. Adımlar atıp kendimizi bile anlamayamazken, bir başkasının bizi bu karmaşadan çekip çıkarmasını, bizim kendimize göstermediğimiz özveriyi onun bize göstermesini bekliyoruz. Ne tuhaf en büyük yardımı biz kendimize yapabilecek vaziyetteyken, bir başkasının bize yardım elini uzatmasını dört gözle bekliyoruz. Adına belki sevgi açlığı, belki ilgi meraklılığı belki de sevgi beklentisi diyelim. Her ne olursa olsun bizler hep bir sevgi kıvılcımı içerisinde birileriyle iletişim halindeyiz. Sevgimizin boşa gitmesinden, boşa harcanmasından veya boş yüreklerde heba olmasından korkmadan onu savuruyor, sonrada pişmanlıklar içerisinde onu kollamaya çalışıyoruz. Ne tuhaf elbette sevgimiz bize ait bir güzellik. Ama emin olmadığımız kollarda, emin olmadığımız bir sevgi adı altında bize sadece külfetten başka bir şey değil.

...
İnci İstiridyenin Öyküsüdür.
İnci İstiridyenin Öyküsüdür.
deneme | 1 year ago | 243 |

Yaşam boyu hep bir yoldayız. Bu yollar bazen yokuş çıkarken bizi nefessiz bırakan, bazense zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağımız kadar heyecanlı anlar olur. Hayal kırıklıklarımız, üzüntülerimizle ilerlediğimiz yollarda ise hep bir umutsuzluk sancısı çekeriz. Geneli düşünmek yerine, o anın berbatlığıyla kendimize savaş açarız. İşte o çaresizlik anında bize ilham olması gereken bir öyküdür inci. 

Yağmur başladığında kenara çekilen istiridye, ağzını açar ve beklemeye başlar. Çünkü görevi insan denen mahlukatın uğruna canını bile verebileceği kıymetli bir mücevhere dayelik yapmaktır. Damlalar önce istiridyenin yanındaki kuma düşer, kuma çarpan damlanın da etkisiyle kum tanesi istiridyenin içine düşüverir. İşte o an sancı başlar. Her sancı bir salgı oluverir, her salgı da kum zerresinde bir sedef katman. İstiridye paha biçilmez zarif bir netice uğruna o ızdırabı ve o sancıyı kaç kez çekmiştir kim bilir? Denilene göre istiridye tam 7 yıl inciye sedef olan sancı çekilir. İsyan etmeden, sızlanmadan, hayıflanmadan, zahmetin olmayacağı anda rahmetin de olmayacağını bilir cinsten.

İnci istiridyenin öyküsüdür. İnci acıların mutluluğa dönüşmesi, zahmetsiz rahmetin olmadığının kanıtıdır. Bizlerse mutsuzluklarımıza sığınıp, kendimizi kapatmakla, küsmüş olduğumuz kendimize hayıflanmakta bulduğumuz hıncımızı yalnızca kendimizden almakla yaşıyoruz. Halbuki her olay bir şans ama yalnızca bunu görebilene. 

 

...
Dünya Öğretmenler Günü
Dünya Öğretmenler Günü
gundem | 1 year ago | 127 |

Öğretmenler günü dünya genelinde 5 ekimde kutlanıyor. Sebebi ise 1966 yılında Paris'te yapılan Öğretmenler Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı'nın bitiminde UNESCO Temsilcileriyle ILO'nun, Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi anlaşmasını kabul etmeleriyle her yıl kutlanır hale geldi. 

Öğretmenler günü belki bir çoğumuza göre gayet sıradan, bizim için pek bir özel vasfı bulunmayan ulusal bir gün olmaktan öteye geçemesede, bir insanın hayatına dokunabilen, kişinin şekillenmesinde önemli görevi yerine getiren bir insanın statüsünü ifade etmekten de öteye geçmeli.

Belki bir çoğumuzun travma olarak nitelendirdiği olayların temelinde çocukluğumuz yatar. Çocukluktan bu yana izler peşimizi bırakmaz. Şu an oluşan kişiliğimizin, mizacımızın, karakterimizin temellerinin atıldığı o yıllarda bizler öğretmenlerin bizim için çok mühim olduğu gerçeğiye yüzleşemedik. Halbuki öğretmenler bizim hayata başlarken tanıdığımız ilk yardımcılarımız oldular. Biz onlardan öğrendiklerimizin dışında, onları rol model aldık. Onların anlattığı gibi bir dünya varsaydık, onların çizgisinden gitmeye çalıştık. Bizler için bu denli önemli olan öğretmenlerimizin, öğretmen olmak için can atanlarımızın, öğretmen adayı olup göreve başlamayı dört gözle bekleyenlerimizin günü kutlu olsun! İyi ki varız. İyi ki varsınız.

...
Görmek Ve Bakmak Arasındaki Farklar
Görmek Ve Bakmak Arasındaki Farklar
yasam | 1 year ago | 123 |

Görmek ve bakmak çoğu insana göre aynı olarak kategorize edilse de aslında birbirinden farklı olgulardır. Bizler bazı şeyleri anlamlandırabilmemiz için yalnızca bakmanın yeterli olduğunu düşünmemeliyiz. Göz bakar ama beyin görür diye söyleyen bilim adamlarının sık kullandığı bir tabirdir.  Yaşamı anlamlandırabilmemiz için bakmak yeterli değil, görmek, anlamak gerekli. En basitinden aynı şeylere baktığımız ressamlarla aramızdaki en büyük fark onların görebilmesi. Bizlerin görmediği, işin başka bir boyutunu görüp anlayabilmesi. Hayat boyu bu durum böyledir aslında. Bizler hep bakarız, anlamaya, anlamlandırmaya çalışırız. Ama söz konusu görmeye gelince derinlemesine inceleyemeyiz, anlamlandırmaya çalışamayız. Görmek bir nevi görünmeyeni fark etmek ya da görünse bile her insanın aynı anlamlar çıkarıp farklı bir bakış açısıyla görememesidir. Bakmak şahitliği görmek ise derinliği ifade eder. Bakmak bilinçli bir çaba gerektirir. Bakmak bir eylem görmek ise bir şuur faaliyeti demek daha doğru olur.

...
Etkili Konuşmak İçin Yöntemler
Etkili Konuşmak İçin Yöntemler
yasam | 1 year ago | 253 |

İnsanlar var olduğu anlardan itibaren birbirleriyle iletişim kurmuşlardır.  Günümüze kadar farklı şekillerde iletişim kurulmuşsa da en çok kullanılan iletişim aracı konuşma dilidir. Peki bizler konuşma dilini nasıl kullanmalıyız?

Konuşurken kendimize güvenmek ilk şarttır. Bizim anlattıklarımızdan emin olmamız karşımızdaki insan için ekstra güven veren adımdır. Sürekli kekeleyen, kısık sesle konuşan, kendinden emin şekilde konuşmayan bir insanı dinlemek kulağa pek hoş gelmese gerek.  Sonrasında düzgün ve etkili bir üslup gerekli. Konuştuğumuz, muhatap aldığımız kişiyi konuşma esnasında iyi tanımalı ona göre konuşmalıyız. Açık, anlaşılır sözlerle konuşmalı, her ne olursa olsun kaba sözlerden kaçınmalıyız. Karşı tarafın kim olduğuyla ilgilenmeden düzgün bir üslupla onunla konuşmak şarttır.

Bir diğer unsur ise bilmediğimiz konularda konuşmamaktır. Kişi emin olmadığı, üzerinde fikir yürütemediği konularda konuşmamalı, yanlış yönlendirmelerde bulunmamalıdır.  Yanlış konuşmalarıyla inandırıcılığını zedeleyen konuşmacı bir daha ciddiye alınmamaya mahkum olur.  Az ve öz konuşmakta bir diğer etkili konuşma biçimidir. Bazı insanlar öyle sohbet eder, öyle derin anlatır ki sanki söylediği bir kelime bizim için çok şey ifade eder. Altında çok derin anlamlar yatar. Böyle odluğunda kişinin merak duygusunun artmasına ve dinlenme oranında artış sağlanmasına sebebiyet verir. Bizler öyle diyaloglar kurarız ki saatlerce konuştuğumuzu anlamayız. Son olarak değineceğim bir diğer unsur, beden dilidir. Konuşma esnasında beden dilimizi kullanarak  konuşma dilimizi tamamlamalıyız.

...
Posta Kutusundaki Mızıka Kitabı Ne Anlatıyor?
Posta Kutusundaki Mızıka Kitabı Ne Anlatıyor?
kitap | 1 year ago | 197 |

Yazılarının hepsini “Sevgili Dost” mühürüyle damgalamış olup, yaşamdan kesitler, özlem ve dersler barındırıyor.  Yazma duygusunu biz okuyuculara vurgulayan yazar , konunun aslında bizlerin yazamadığı satırlar, anlaşılamadığı yerde mürekkebini kurutmadan yola koyuluyor.

Yakın bir dosta hitaben yazılan fakat gönderilemeyen mektuplardan oluşan bu deneme türündeki kitap, içinde bolca aforizmalar barındırıyor. 

Mektup ile ilgili ufak bir değerlendirmenin ardından denemenin biraz detayına girerek bu kitabı bizlerle buluşturdu.  Kelimelerin gücünü hafife almadan yansıtan yazar, kelimelerin ruhuna dokunup adeta o içindeki kırılganlıkla sayfaları doldurmuş.

Kitabın ayrı bir önemine değinecek olursam, yazar okuyucuların hayata, kendi hayatlarına karşı farkındalığını artıracak mektupların içinde yer alması bizim için ayrı mühim. Yazar aslında bize, eğer yazmaktan çekiniyorsanız yazın, vapurda, otobüste, bankta, çekinmeden yazın. Yalnızca yazmakla farkında olamayacağımız hayatımızın da değerini, bize sunduğu armağanları bize sorgulattığını düşünüyorum.

...
Covid-19 Ve Yaşam Mücadelesi
Covid-19 Ve Yaşam Mücadelesi
gundem | 1 year ago | 128 |

Her alanda kökten değişime uğradığımız, COVİD-19 salgınıyla tüm dünyanın gelişim alanının daraldığı günümüz döneminde, bizler nasıl sorunlarla cebelleşiyor, nelerle mücadele ediyoruz gelin hep birlikte konuşalım. 

Önce mekansal olarak alanımız kısıtlandı. Bu durum psikolojik olarak büyük bir sorun halini alarak bizi asosyal bir yaşama sürükledi. Bizler aslında içimize sığamıyorken, evlere, odalara ve hatta kendimize sığındık. Birtakım bunalımları beraberinde getiren bu durum obsesyonlarımızın artmasına sebebiyet verdi.  Bir diğer durumsa devam ettiğimiz eğitim hayatımızın sekteye uğraması oldu. Bizler karşılıklı diyalog halindeyken bile anlayamadığımız insanlarla bir ekran üzerinden anlaşmaya çalıştık. Bu elbette zor bir durumken, konuya odaklanmamız lazımken bizler bir de teknik sorunlarla cebelleştik. Evde hastası olan, belki internet ağı kısıtlı onca öğrencinin durumlarına göz yumup onları yok saydık. Hastalansalar, yakınlarını, sevdiklerini bu hastalık yüzünden kaybetseler dahi bizler işimize bakıp, o ekrandaki sürenin dolmasını bekledik. Büyük bir acımasızlıktı gerçekten. 

Ekonomik olarak geçirilen zor bir döneme açtık kapılarımızı. Özel sektöre bel bağlayan insanlarımız, canlarının derdine düşmekten önce evindeki insanlara ekmek götürmek için çabalamaya başladı. 

Her alana organize bir şekilde olumsuzluk yayan bu salgın, tüm dünyanın kâbusu olurken bizi de es geçmedi tabii ki. 

...
Kitap Okumak Bize Ne Gibi Bir Yarar Sağlar?
Kitap Okumak Bize Ne Gibi Bir Yarar Sağlar?
kitap | 1 year ago | 135 |

Kitap okumak, farklı bakış açılarına sahip olmamızı, dünyaya farklı bir gözle bakmamıza yardımcı olmakla beraber belkide hiç göremeyeceğimiz yerleri görmek, şahit olamayacağımız hikayelerin içinde olmamıza yardımcı en iyi yoldur. 

İnternet erişimiyle bilgilere ulaşım yolu epey kolaylaştı. Bu durum da kitap okumayı ve insanların kitap okuma hobisi kazanmasını sekteye uğrattı.   Kitaplar bilinenin aksine yalnızca spesifik bir konuda bilgi veren araçlar değildir.  Düzenli bir eylem haline getirildiğinde insanın bilgi birikimini olumlu yönde etkiler. Aynı zamanda düzenli olarak kitap okumak kelime dağarcığımızı geliştirir.  İnsanın empati yeteneğinin gelişmesine de yardımcı olan kitaplar aslında ikili ilişkilerde insanın en çok ihtiyacı olan empati duygusunun kazanmasına yardımcıdır.  Okuma alışkanlığı zeka kapasitemizi artırmakla birlikte, bilgi birikimimizi de artırır. Sözlü ifade yeteneğimizi geliştirir ve aynı zamanda stresin azalmasına da yardımcı olur. Bu alışkanlığı kazanabilmemiz için, ilk önce doğru kitap seçmeyle başlayabiliriz. İlk etapta okuyucuyu sıkmaması açısından göz yormayan, ince kitaplar ve zevkimize uygun olan bir kitaptan başlamak bizim bu alışkanlığı rahatlıkla edinmemize yardımcıdır. Not tutmakta okuma alışkanlığında verimimizi artırabilecek bir diğer unsurdur.

...
Yeterince Empati Yapıyor Muyuz?
Yeterince Empati Yapıyor Muyuz?
psikoloji | 1 year ago | 130 |

Hepimiz empatinin sözlükteki anlamını biliyor ve onu günlük yaşantımızda uygulamaktan, kişilik özelliği haline getirmekten geri kalıyoruz. Tekrardan hatırlamakta fayda var diye düşünerek, empati klasik, yıllardır dilimize pelesenk olmuş tanımıyla, kendini karşımızdaki insanın yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması ve içselleşirmesi demektir. Peki bizler empati yapabiliyor muyuz? Ya da yeterince empati duygumuz gelişmiş mi? Empatinin altın kurallarından olan; insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmaya çalışması, karşısındaki insanın duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması ve hissetmesi ve son olarak karşısındaki kişiye onu anladığını ifade etmesi gerekmektedir. Bizler bunları yaparak gerçek manada empati sahibi olmuş bireyler olabiliriz. Bizler empati kurabilmek için ilk önce kendi düşüncelerimizden kendimizi soyutlamamız ve daha sonra da karşımızdaki insanın inançlarını, arzularını ve özellikle duygularını farkına varabilme ve anlayabilme çabası içinde olmalıyız.

Umarım hayatımız boyunca empatiden yoksun olmadan ve gerçekten bizimle empati yapabilecek insanlarla yolumuza devam etmeyi amaç ediniriz.

...
Obskürantizm Nedir?
Obskürantizm Nedir?
gundem | 1 year ago | 162 |

Obskürantizm kavramsal olarak Fransızca’da ” karanlık" anlamına gelmektedir. Kelime köken itibariyle gördüğümüz gibi Fransızca. Dilimizde ise tam bir karşılığı yok. Buna rağmen bizde Obskurantizm ” Bilmesinlercilik” olarak tabir edilmektedir.

Obskürantizm Modern pagan düşünce sisteminin içerisinde modernlik ve çağdaşlık ilkesi benimsenmiştir.Bilgiye kolaylıkla ulaşmanın mümkün olduğu günümüz dünyasında, Obskürantizm halkı bilgisiz bırakmak anlayışı adı altında aydın insan düşmanı olarak da telaffuz etsek yanlış olmaz.

Obskurantizm için amaçsızlık ve hedef yoksunluğu ifadelerini kullansak pek yanlış olmaz bence. Çünkü günümüz dünyasında insanların bilgiden bir haber yaşadığı, okumayan, sorgulamayan, kendi düşüncelerini saptayamayan her birey aslında obskurantizm adı altında toplanmıştır. Bir nevi benliği yitirme ve benlikten haberdar olamama durumu. Bunu bile isteye veya farkında olmadan da yapmak mümkün. Hele de bilgiye ulaşmanın kolay olduğu günümüz dünyasında bu denli bilgisizlik ve bilgiye aç kalmışken bizlerin araştırmadan, okumadan geri kalmış olması bizi epeyce obskürantizm yoluna doğru sürüklüyor.

...
Aslan Burçları Hangi Burçlarla Anlaşır?
Aslan Burçları Hangi Burçlarla Anlaşır?
ask-and-iliskiler | 1 year ago | 127 |

Ateş grubundan olan aslan burçları merkezde ve ön planda olmayı sever. Kendi hayatlarının dışında başkalarının hayatlarına da müdahil olmayı seven aslan burçları her şeyi kontrol altına almayı sever. Her şeye karışan başkalarının yaşamlarını onlar adına düzenlemeye çalışan aslan burçları, isteklerini başkalarına kabul ettirmeyi hedef edinirler. Özgürlüklerine düşkün olan aslan burçları, kısıtlanmayı ve hayatlarına müdahale edilmesini pek sevmez.  Kollayıcı, cömert ve alçak gönüllü olan aslan burçları kimlerle anlaşır?  

Aslan burçları kendisi gibi ateş burçlarından olan yay ve koç burçlarıyla iyi anlaşırlar. Lakin kendisi gibi rekabetçi bir burç olan koç burcuyla yay burcuna göre daha az anlaşması muhtemeldir.

Aslan burçları aynı zamanda hava grubundaki burçlarla çok iyi arkadaşlık kurabilirler. İkizler başta olmak üzere, kova ve terazi burçlarıyla uzun soluklu arkadaşlık ilişkileri kurarlar.

İnatçı olan oğlak burçlarıyla ise liderliği seven aslan burçları kolay anlaşamadıkları gibi birbirlerini anlamakta güçlük çekerler. Lüksü, iyi yaşamı seven aslan burçları sadeliği, azla yetinmeyi seven başak burçlarıyla da pek uyum yakalayamaz.

...
Megaloman Nedir?
Megaloman Nedir?
psikoloji | 1 year ago | 178 |

 

Kökeni Fransızcadan gelen bir sözcük olan megaloman, kendini çok büyük ve önemli bir kimse olarak gören kimselere denir. Söylediği her sözün muhteşem olduğunu düşünen megaloman kimseler kendileriyle gurur duyan ve büyük bir öz saygıya sahip olan kişilerdir. Her şeyi yapabileceklerini düşünen megalomanlar kendilerini herkesten üstün görürler ve çevresindeki insanları küçümserler. Bir nevi narsistik özellik gösterirler.

Megalomanların bir diğer özelliklerine değinecek olursak, kendilerini temel önem seviyesinde görürler. Yani oldukça küstahtırlar.  Kendi hatalarını görmezler, bu sebeple hatalarından ders alma gibi bir durumları söz konusu değildir. Güçlerinin her şeye yeteceğine inanırlar. Diğer insanları kendileriyle karşılaştırırlar, teste tabii tutarlar. Böylece diğer insanlardan ne kadar iyi olduklarına kendilerini bir kez daha inandırırlar. 

Aslında megaloman kişiliğin ardında yatan sebep nedir ona bakmak gerekir. Çünkü megaloman kişiler içlerinde korkan, sevgi arayan, utangaç bir insan olduğunu kabul etmezler. Bu da hor görmelerinin ve omnipotans dediğimiz güçlerinin her şeye yeteceğine inanma durumunu savunma mekanizması olarak kullanmalarının nedenidir. Bir nevi değersiz biri olma korkusuna sahip olmalarından dolayı kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden olan insanlarla dalga geçerler.  Egolarına tehdit olarak gösterdiği kişilere zarar verirler. Ancak durumun temeline inildiğinde kendini aciz hisseden bir insan yatar.

...
Depresyonla Başa Çıkmak
Depresyonla Başa Çıkmak
gundem | 1 year ago | 138 |

Depresyon bir duygu durum bozukluğudur. Aynı zamanda majör depresif bozukluk veya klinik depresyon olarak da anlandırılır. Sürekli olarak üzüntü ve ilgi kaybına neden olan depresyon, bireyin hissettikleri, düşünce ve davranışlarının etkilenmesiyle duygusal ve fiziksel sorunlar doğurur. Günlük aktivitelerde sorun yaşayan birey, hayatı ve yaşamayı değmez olarak görmektedir. Depresyon sanılanın aksine sadece keyifsizlik hali değildir. Ve öyle bir anda çözülebilecek basit bir sorun da değildir. Tedavi edilebilir ve tedavi gerektiren bir durumdur. Kişiden kişiye, durumun ciddiyetiyle bağlantılı olacak şekilde tedavi süresinin uzunluğu da değişebilmektedir. Her yaşta ortaya çıkabilen depresyon genelde 20'li 30'lu yaşlarda başlar, lakin her yaşta da karşılaşılabilen bir durumda olabilir. 

Neden kaynaklanacağına değinecek olursak; kalıtsal faktörlerden etkilenmekle beraber, kan akrabalarında bu duruma sahip kişilerin depresyonla tanışması daha yaygındır. Aşırı özeleştiri yapma, aşırı kötümser olma gibi kişilik özellikleri, ölüm, kayıp gibi travmatik veya stresli olaylar, zor ilişkiler depresyonla tanışma sürecini daha kestirme yoldan bize sunmaktadır.

Tedavi edilmezse daha da kötüleşme durumuna sahip olan depresyon hastası bireyler, duygusal, davranışsal ve sağlık sorunlarına komlikasyonlarına yol açar.

Bir diğer merak konusu olan ise depresyonun nasıl önleneceğidir. Depresyonu önlemenin kesin bir yolu yoktur. Lakin stresi önlemek veya kontrol altına almak önemlidir. Erken tedavi ise depresyonun önlenmesi ve en erken belirtilerle tedaviye başlanmasıdır.

...
8 Eylül Dünya Okuma Yazma Günü
8 Eylül Dünya Okuma Yazma Günü
gundem | 1 year ago | 153 |

Günümüz dünyasında halen 1 milyara yakın okuma yazma bilmeyen insan bulunduğundan UNESCO 8 Eylül'ü"Uluslararası Dünya Okuma Yazma Günü" ilan etti. 17 Kasım 1965 tarih edilen Uluslararası Dünya Okuma Yazma Gününün amacı bireylerin, toplulukların okuma yazma bilmesinin önemine vurgu yapmak ve altını çizmektir.

8 Eylül her yıl bize okuma yazma bilmenin de bir ayrıcalık olduğunu hatırlatıyor. İşin tuhaf yanı okuma yazma bilmeyenler sanayileşmiş ülkelerde de var. Almanya bunun en doğru örneği desek yeridir. Almanya'da 1-8 Eylül tarihleri arasında "Okuma Yazma Ve Temel Eğitim Birliği'nin düzenlediği Okuma Yazma Haftası adı altında bu konuya fazlaca dikkat çekilmek istenmektedir. 

UNESCO İstatistik Enstitüsü'nün 8 Eylül Dünya Okuma Yazma Günü için açıkladığı verilere bakacak olursak; 50 yıl önce 14-25 yaş arasındaki gençlerin %24'ü günümüze oranla karşılaştırıldığında %10 daha az okuma yazma biliyordu. Okuma yazma bilmeyenlerin yüzde üçlük kısmını ise kadınlar oluşturuyor.  Bu durum bizim ülkemizde de aynı seyri göstermekte Türkiye'de 7 milyon kişi okuma yazma bilmiyor. Ülkemizde de okuma yazma bilmeyenlerin çoğunluğunu kadın ve kız çocukları oluşturuyor. 

Kız çocukları için en temel eğitimin dahi neredeyse imkansız olduğu 10 ülkeyi de sıralayacak olursak;

Güney Sudan, dünya üzerindeki kız çocuklarının okula erişiminin en zor koşullarda sahip ülke olarak biliniyor.Nijer'de beş yetişkin kadından dördü okuma yazma bilmiyor. Orta Afrika Cumhuriyetinde ise her 80 öğrenciye sadece 1 öğretmen düşüyor.Savaş ve çatışmalarla sarsılan ülkelerde fakirlik, sağlık sorunları,yetersiz beslenme, eğitim eksikliği çocuklarının eğitiminin de önüne geçiyor.Uzun yıllar savaş ve çatışma yaşayan Çad'da onmilyonlarca kadın okula gidemiyor. Afganistan'da durum farksız olmamakla birlikte kız çocuklarıyla erkek çocukları arasındaki okullaşma oranı büyük bir fark gösteriyor. Mali'de ise kızların sadece %38'i ilkokulu bitiremiyor. Gine'de 25 yaş üstü kadınların hayatları boyunca eğitime ayırdığı süre bir yıldan neredeyse daha az. Liberya'da ise ilkokul çağında olan her üç çocuktan ikisi okul erişiminden yoksun. Son olarak Etiyopya'da ise her beş kızdan ikisi 18 yaşına gelmeden evlendiriliyor.

Durum böyle olunca kız çocukların ve kadınların eğitim haklarından yoksun olarak yetişmesi, sebeplerinde göç, yoksulluk ve savaş eğitim hayatlarınında sekteye uğramasıyla doğrudan alakalı bir durum haline geldi.

Ülkemizde ise direkt Dünya Okuma Yazma Günü için olmasa da okuma yazma oranlarının artırılması için yapılmış en etkili ve aktif kampanyalardan biri olan ve kız çocuklarını hedef alan “Baba beni okula gönder” kampanyasıdır.  23 Nisan 2005'ten beri de devam etmektedir.

Peki okur yazar olmak neden önemlidir? 

UNESCO tarafından okuma yazma oranları istatistiksel olarak açıklanan rakamlarla , okuma yazma oranı ile şiddetli fakirlik ve okuma yazma oranıyla kadınlara karşı önyargı arasında doğrudan net bir bağlantı olduğunu gösterir. Dolayısıyla ilerleyebilmek, gelişebilmek ve gelişmiş topluluklardan sayılabilmek için okuma yazma oranlarının artırılması ve hatta okuma yazma bilmeyenlerin oranının sıfırlanması şarttır. Okuma yazma bilen birey kendine, çevresine ve dahası topluma yararlı birey olarak hayatına devam eder. 

...
Bir OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) İle Nasıl Yaşanır?
Bir OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) İle Nasıl Yaşanır?
psikoloji | 1 year ago | 125 |

Okb bir çoğunuzun da bildiği üzere takıntılı olma halidir. İnsan zihnini sürekli meşgul eden, kişiye göre gerekli, gereksiz her türlü zihinsel meşguliyetin kaygı ile birleşme durumudur. Nedenlerine değinecek olursak, çevresel veya biyolojik faktörler etkili olmaktadır. Çevresel faktör dediğimiz, yaşam durumunda değişimler, sevdiği birini kaybetme, ilişki kaygıları, okulla ilgili sorunlar ele alınmaktadır. Okb aslında yalnızca takıntılı olma halinden de öte saplantı ve kişinin kendini zorlamasını da içerir. Okb bizlerin ne çok basite indirgenebileceğimiz ne de aman aman büyük bir saplantı hali diyebileceğimiz bir durumdur. Tabii ki kişiden kişiye, tedavinin desteğiyle de değişse bile genel bir yargı söylemek çok mümkün değil. Okb teşhisine sahip bireyler önce kabul etmekte zorlanır. Hatta kabul bile etmez. Doktora gitme sebebinin bir hastalık olduğunu dillendirir de okb olduğunu bir türlü kendine bile açıklayamaz. Çünkü ona göre normal olan durum budur. Yani herkes böyle derin düşünür, herkesin endişeleri, kaygıları vardır. Herkesin olmasından korktuğu olaylarla karşı karşıya kaldığı durumda suçlama mekanizmaları olabilir diye düşünürler. Halbuki hiç kimse bir okb teşhisi konulan hasta kadar detaylı, kaygılı, saplantılı, takıntılı ve dahası umutsuz düşünemez. Okb mutsuzlukla doğru orantılıdır. Mutsuzluğun artması beraberinde takıntıları da getirir. Peki okb ile nasıl bir yaşam sürülür? Onunla nasıl anlaşılır? Öncelikle onu reddetmek, farkında değilmiş gibi davranmak onu yok saymak aslında işi çok daha zorlaştırır. Evet ortada bir durum var ve belkide tedavi edilmezse kendini tekrarlayan bir hastalıktır çünkü kendileri mutsuzluktan beslenirler. İlk mutsuz olduğunuz an yakanıza tekrar yapılaşabilirler. Lakin böyle bir durumun varlığını kabullenmek, onun için gerek ilaçla gerekse bir takım davranış terapileriyle durumu kontrol altına almak mümkündür. Peki kişi kendisi ne yapabilir? Öncelikle üzgünken o elindeki bezi yere bırak. Kimse senin pis olduğunu düşünmüyor. Veya senin pisliğinden ötürü kimse hastalanmıyor. Daha sonra herkesin zihnini okuyamazsın kimse seni direkt anlayamaz. Başkaları için endişelenmeyi bırak. Her gün çizgilere basmadan yürüme. Sen çizgilere bastın diye hayatın alt üst olmuyor.Tabii ki tüm bunlar böyle söylendiğinde basite indirgenmiş gibi dursada. Birilerinin bunları tekrarlaması size yaşamın daha kolay olduğuna dair bir sinyal verir. Aksi halde bunlarla yaşanmaz. Çünkü çoğu durumda bizim elimizde olmayan, bizimle özdeşleşmeyen durumlar meydana gelir ve bizler mümkün mertebe bunları önleyemeyiz. Tabii ki olumsuzluklar karşısında herkes aynı direnci gösteremez lakin belli bir sebatkarlıkla umutsuzluk duvarlarını aşağı indirmek mümkün. Bu yazıyı okuyan değerli okur, eğer okb teşhisine tabii tutulduysan veya çevrende okb olan bir yakının varsa ya da okb teşhisi almasa bile senin okb olduğunu hissettiğin, davranışlarıyla sana bunu yansıtan bir yakının varsa ilk adım kabullenmek olsun. Sonra işi ehline bırak ve sen elinden geleni yap. Yola çıkmak bazen başarmaktan da daha mühimdir. Çünkü o ilk adım her zaman daha kıymetlidir.

 

 

...
Durup Düşündüm Tüm Bu Kalabalığın Ardında
Durup Düşündüm Tüm Bu Kalabalığın Ardında
deneme | 1 year ago | 116 |

Durup düşündüm. Tüm bu kalabalığın, tüm bu karmaşanın arasında bir de durup düşündüm. Bu hengamenin, bu karışıklığın, kendini bilmezlerin, bizi anlamayanların, bizi çözemeyenlerin olduğu yerde, tamda onların yanında, kendimi arıyorken durup düşündüm.Ne tuhaf insan bunca kargaşanın içinde düşünebilmeye fırsat bulabiliyorken gerçekten düşündüm. Zaten başka ne yapabiliriz ki? Zaman elimizden kayıp giderken ne bizi, ne de bizim planlarımızı beklemezken biz ne yapabiliriz ki? Düşünmekten başka seçeneğim varmış, bu bir tercihmiş gibi davranmaktan ziyade, bu bana bir lütufmuş gibi baktım hep. İnsanları düşüncelerine göre kategorize ettim onları düşündükleri kadar akıllı sandım. Bilmiyorum sanırım bir yanılgı belkide benimki… Ama insan düşünen birisini kolay kolay bulamıyor. 

Anlaşılmadığımız her an aslında kendimizi suçlar olduk. Anlatamadık, anlaşılamadık, duygu karmaşasında kaybolup gittik diye düşündük ama hiç düşünen olmadı, söylediklerimizi düşünceleriyle bir süzgeçten geçirip bizi anlayan olmadı diyemiyoruz. Sanırım kabullenemiyoruz düşüncesizce yanımızda dolaşan kalplerin varlığını. Bizi asıl yaralayan anlattıklarımızın benimsenemeyişi veya düşünce yanılgıları değil bizi asıl yaralayan anlayabilecek, anlamaya meyilli olup da bizi düşünmeyen, düşüncesizce konuşan kalplerin varlığı. Birçoğumuz bu ayrımın farkına bile varmıyor ama bizim için en mühim mesele anlaşılabilmekten de öte düşünceli insanlar tarafından anlayışla karşılanabilmek. Çünkü düşünen, algılamak için çaba sarfeden her insan aslında bizim için en büyük hazine. 

...
Boş Verelim Gitsin Mi?
Boş Verelim Gitsin Mi?
deneme | 1 year ago | 103 |

Bizim için mühim olan ne? Haklı olmak mı, mutlu olmak mı? Kendini tatmin etmek için bağırıp çağırıp haklılığını kabullenmek mi? Bizler haklı-haksız farketmeksizin karşımızdaki insana düşüncemizi ikna edebilmek adına bağırıyor, çağırıyor, sonra haklılığımızı süsleyip önlerine koyuyoruz. Halbuki haklı veya haksız olmak ne bizi ne de karşımızdaki insanı mutlu eder. Zaten her şey ortadadır. Anlayana susmamız bile birer cevaptır. Anlamıyorsa zaten açıklasanız bile bir anlam ifade etmez. O yüzden ne haklı ne haksız olmak mühimdir. Bizler bağırarak, kendimizi savunarak haklılığımızı kanıtlama çabasına hiç mi hiç girmeyelim en iyisi. Zaten anlamak isteyen, gelir, sorar, izler en mühimi anlamaya çalışır. Bu tarz kabiliyetleri olmayanlar ise sadece sinir sistemimizi bozar. Biz ne haklılığımız ne de haksız oluşlarımız için açıklama yapmak, kendimizi anlatmak zorunda değiliz. Bizler sadece sorulduğunda, açıklama beklendiğinde kendimizi ifade etmemiz istendiğinde konuşalım en iyisi. Sonra haklıyken haksız olmayalım. Ne kendimizi ne çevremizdeki insanları münakaşalarla yoralım. Bizler büyük bir olgunlukla yaşamımıza devam edelim. Varsın haksız bilinelim. İnsan büyüdükçe anlatmak istedikleri de, anlatmaya yeltendikleri de azalıyor çünkü biliyor ki açıklama isteyen, sormak, merak etmek isteyen zaten kendini belli eder. Herkes için yorulmamalı ne bu kalp ne de bu çene. Zaten dinlemek isteyen de en iyi şekilde dinler biz kendimizi yormayalım… Boş verelim gitsin en iyisi mi. Başaramasak, kafamıza taksak bile boş verelim. Varsın herkes haksız desin, anlamadık desin ama biz boş verelim. Çünkü herkese yetişemeyiz. Bizler bizimle yürüyenlerle ilerleyelim. Boş verelim.

 

...
Kaçmak Mümkün Mü?
Kaçmak Mümkün Mü?
deneme | 1 year ago | 126 |

Pişmanlıkları kapının ardında bırakıp ilerlemek mümkün mü? Onlarsız yola devam etmek. Sürekli hayıflanmadan, kendi yüzümüze vurup durduğumuz, ardına sığındığımız, bizi üzen, yıpratan pişmanlıklarımızdan kurtulmak mümkün mü? Ya da bizi genel manada üzen olaylardan kaçmak mümkün mü? Saklanıp kalmak, hiç olmamış gibi düşünmek, dersler aldığımızı varsayarak ilerlemek mümkün mü? Ya da bunu gerçekten başarabilmek mümkün mü? Tüm bu soruların cevabını bilmemekle birlikte, bazen kestirebiliyorum. Eğer istersek mümkün olmayan bir şey olduğunu düşünmüyorum lakin eğer mümkün olmama durumu da varsa zamana bırakmanın hafifliğiyle yola devam edilebilir diye düşünüyorum. Bizler hep keşkelerimize, pişmanlıklarımıza sığınıyoruz. Başarısızlıklarımızın ilk sebebi onları gösteriyor, ilk düştüğümüz anda bir suçlu ararsak hemen onları öne atıyoruz. Aslında bizler pişmanlıklarımızı da keşkelerimizi de bir kenara bırakıp, duygusal olmayan tavırlarda hareket edebilmeyi başarabilseydik ortada ne bir suçlu aramak ne de bir hatalı bulmak gibi derdimiz olurdu. Lakin kimsenin bazı durumlar karşısında duygusuz kalabileceğini düşünmüyorum. Elbette pişmanlıklarımız karşısında motivasyonumuzda düşebilir, hayatımız sekteye de uğrayabilir mühim olan erkenden toparlayabilmek. Evet kimi zaman kaçmak mümkün olsa da bizler ne duygularımızdan, ne pişmanlıklarımızdan ne de keşkelerimizden kaça

...
kitaplığım
okuduklarım
okuyacaklarım