user photo
Onur Erdemir
Sosyoloji Bölümü doktora öğrencisiyim, akademik ve sanatsal alanlarda tiyatro üzerine çalışmalar yapıyorum. Yüksek Lisans tezimi "1860-1923 Yılları Arası Türk Tiyatro Metinlerinde Din Adamı Algısı" adlı başlıkta yazdım. Bunun yanı sıra birçok yazmış olduğum hikaye, tiyatro oyunu ve blog yazısı bulunmakta.
yazı 6
okunma 624
okuduğum kitaplar 0
okuyacağım kitaplar 0
Cidden Serbest mi Artık Çocuklar? - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
Cidden Serbest mi Artık Çocuklar? - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
gundem | 7 months ago | 49 |

Serbestler kıyafet olarak, evet. Fakat ne diye yapıldı bu, gökten düşer gibi ? Ne işe yarayacak, peki? Daha mı özgür yetişecekler? Daha mı bilinçli yetişecekler? Daha mı sevecen olacaklar ? Kıyafetlerin değil, beyinlerin serbest bırakılması gerekmez mi idi öncelikli olarak. Bunun içinde, NATO’ya alınmamız için yapmamız gereken iki koşuldan biri olan eğitim sisteminin, Amerika'nın eğitim sistemine göre düzenlenmesini düzeltmemiz gerekmez mi? (Bunu kimse bilmez. Diğer şart ise herkesin bildiği Kore'ye asker göndermemiz.)

Hem biz okulda kimin parası var kimin yok bilmezdik. Kim zengin, kim fakir bizi ilgilendirmezdi. Fakat ailelerimizi ilgilendirirdi orası ayrı -aaa falancanın evini gördün mü falan filan boldur veliler arasında. Biz kendi aramızda ki muhabbete bakardık. Samimi olmasını isterdik herkesin birbiri ile. İyi de hatırlarız hala birbirimizi çoğumuz .

Herkes yazıyor bu konu hakkında biraz da ben yazayım dedim. Okullarda kıyafet serbestliği… Yukarıda anlattığım şeyler artık olmayacak. Bunu gözlemlemek için de 5, 10 sene gerekecek . O saatten sonra iş işten geçmiş olacak belki de… Neler olacak peki?

66 aylık çocuklar çıkar hesapları yapmaya başlayacak. Nasıl mı?

Zengin olan çocuk nike ile adidas ile gelecek okula, parlayacak sınıf içinde. Çocukta olsa iyiyi, güzeli, çirkini ayırt edebilir o yaşta ki bir insan. O çocuğun etrafında dolaşılmaya başlanacak. 66 aylık çocuklar belki şimdi söyleyeceğime pek takılmaz fakat biraz daha büyüdüğünde; Sol Bacağının üst tarafında yama olan, üzerine giydiği montla, yelekle üzerini kapatan, gözükmesin diye sınıfta ayağa kalkmayan, hocanın her sorusunda kendisini tahtaya kaldırmaması için dua eden çocuk ise tek başına kalacak. Ve kişiliğin gelişmeye başladığı bu dönemler, o insanın çekingen olması, girdiği ortamlarda hep geri planda kalması, sosyoloji de bireyin sosyalizasyonu (bireyin toplum içine karışması) dediğimiz sürecin gerçekleşememesi durumunu ortaya çıkaracak. Ve bu kişiler ezilmişlik duygusu yaşayacaklar hayatları boyunca ( O çok çalışıp da fabrikatör olanlar filmlerde kaldı be gülüm).


Gelecekteki toplum daha da acımasız olacak. İnsanlar daha da acımasız olacaklar gelecekte. Bizim dönemimizde de bir şeyler olmuş ki bundan on sene, on beş sene önce şiddet derken tekme tokat akla gelirken, şimdilerde şiddet dendiğinde öldürmek, 68 yerinden bıçaklamak akla geliyor. Varın, gelecekte ki şiddetin akla getirdiklerini siz düşünün. Bunlar, benim öngördüklerim tabi ki.

Böyle olmaması en büyük temennimdir. Bakalım, görelim neler olacak.

Allah başımızdakilerden razı mı olsun, Allah’tan belalarını bulsunlar mı olacak ?

Tabii ki toplumsal hafızamız bunları unutmazsa.

Selametlee...
 

...
3000’e Benim Gözümden - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
3000’e Benim Gözümden - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
eglence | 7 months ago | 93 |

Selam olsun size eyyy greyfurt sevmeyen ahali... Geçen hafta arkadaşlarla beraber 1985 yapımı bilim kurgu filmi olan "Back To The Future (Geleceğe Dönüş)" filmini izlerken aklıma geldi bu yazıyı yazmak. Steven Spielberg'in yönetmenliğini yaptığı (bu ne yaa. Gören film eleştirmeni ya da herhangi bi gazetede filmle ilgili bilgi veren biri zannedecek beni) bu film, cidden yaratıcı bir film. 

Filmde 2015 yıllarında ki teknoloji olarak uçan arabalar, çok canlı hologram reklamlar, ses ile çalışan kafeler vs. vs. var. Ne yazık ki 3 sene içinde bunların gerçekleşmeyeceğini bilerek izlemek, biraz içimi burktu açıkçası (Aldığım son duyumlara göre Steven Spielberg uçan araba projesi gerçekleştirmeye çalışıyormuş).

Ben de yazımda 3000 yılı için tahminde bulunacağım. Ne de olsa bu yazıyı okuyan kimse göremeyecek o yılları. Sıkıntı yok o yüzden (Ne? Ölmeyeceğinizi mi sanıyordunuz siz?). Önce Dünya ve Türkiye'nin siyasi olarak ne durumda olacağını öngörmek istiyorum. Burası biraz ciddi bir yazı olacak kusura bakmayın. Hayat hep lay lay lom değil ne yazık ki.

Dünya = Eğer böyle devam eder ise şuanda olanın iki katı fazla ülke olacak. Emperyalist güçlerin yegâne amaçlarından biri gerçekleşmiş olacak. Böl ve Yönet (İnanıyorum ki 4000’lerde her birey bir ülke olacak. Kişilik, değer ve tutum çatışmaları sayesinde).

Türkiye = Türkiye bir bütündür, bölünemez.  Eyyyvallah da gerçekçi olmak gerekirse bu işin sonu böyle gözükmüyor. Atatürk'ün yarısının çeyreği kadar ülkesinin hayrına çalışan, o'nun 10'da 1'i kadar zeki birileri başa gelmediği sürece bu böyle. Fakat şuna eminim ki hala ülkemizi sadece klavye üzerinden sevmeyen insanlar var.

Burayı çok uzun tutmak istemiyorum. Buraya kadar okudu iseniz teşekkür ediyor ve biraz da gülmeyi hak ettiğinizi düşünüyorum. Şimdi teknolojik, sanatsal gelişmelere göz atalım biraz. Akla ilk gelenleri en başta söyleyelim dimi? Onlar bi çıksın aradan.

Arabalar o tarihe kadar kesin uçar bence. Uçmayı geç, 8 şeritli hava yolları bile yapılır. 5 gidiş, 3 geliş.(5, 3 olması Rizeliyim de ondan yani)

Filmler 18D olur (Daha geçen gün sokakta 11D gördüm. Karavan içinde. Bence  o, seyyar bir işportacı 11D görünümlü). Arada başrol oyuncusunun ensesine patlatırsınız, o derece.

Yusufçuk gribi (korku yoluyla bulaşan cinsinden), hipopotam nezlesi (özellikle obezitenin yüksek olduğu yerlerde), armadilo iltihabı, posta havalesi , eşeğin… kuyruğu gibi hastalıklar türeyecek.

Ergenlere anti-depresanlar belediye tarafından düzenli olarak dağıtılacak(Teknoloji o kadar gelişecek düşün yani).

Erkekler yine kadınları anlamayacak. Düşünce okuma geliştirilse bile bu mümkün olmayacak.

Peki neden?

Kadınlar ne ister? Aynı anda olmayacak iki şeyi ister. Bu yüzden erkek yine öküz erkek.

Şimdi ki feministlerin belki de en büyük hayali bizim sayemizde, DönGelArkanaBakmadanGel Partisi sayesinde gerçekleşecek.

Abartı falan değil. 3000 yılına kadar beni seçerseniz, iddia ediyorum erkekler de doğurabilecek. Hem de kendi kendilerine, bir partnere ihtiyaç duymadan (Şimdi bayanlar düşünsüüüün).

Ahanda böyleleriyle (Kapak resmindekilerle) dolup taşacak sokaklar. Bizde söz vermek, denizde boy vermeye benzemez.

Atış Serbest Alanı = İğrençlik gibi olmasın ama mitolojik ögeler gerçekleşecek bilim sayesinde, bence. Üstü insan, altı at(Centaur), yarı insan-yarı boğa(Minotor) veya deniz kızı. (Deniz kızı en son ihtimal bence ama olabilir ve ben bunu Türklerden beklerim ehehe ).

Doğal yollardan mı gerçekleştirilir, yoksa yapay mı? onu bilemem. Doğal olması benim tercihim. Ne de olsa ben yetişemeyeceğim o zamana. Onlar düşünsün. Hem her şey doğal hali ile güzel ama dimi?

(Dipnot= Cengiz Kurtoğlu "Gelin Olmuş Gidiyorsun" şarkısı yaratıcılığı hiç mi hiç kamçılamıyor. Benden söylemesi.)

21 Aralık 3012 ile ilgili maya esprileri yapılacak. "Faturaları yatırmadım, kredi çektim kopmazsa kıyamet mayaların amk" tarzında olacak yine. Kafa aynı kafa kalacak. Sadece imkânlar gelişecek.

Arabesk rap tarihe karışacak. Ne güzel hayat diye düşünüyorsundur sen şimdi ama onun yerine caz rap, klasik müzik rap, rock rap gibi saçma müzikler türeyecek. Ergenler rahat durur mu?

Benim 3000 yılı ile ilgili kehanetlerim bunlar. Aklınıza gelen başka tahminler olursa yorumda söyleyin.

Son bir şey daha, Reenkarnasyon o zamanda icat edilememiş olacak sayın eski hayatında krallar, kraliçeler (şimdikiler eski hayatında kral, 3000 yılındaki krallar ne olacak peki? Bi kral aynı anda iki kişi olabilir mi? İki kişi bi krala girebilir mi? Girerse savaş çıkar bence ehehe )  

Selametleee...

...
Post-Ejeculation ile Başladı Her Şey - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
Post-Ejeculation ile Başladı Her Şey - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
eglence | 7 months ago | 89 |

Daha önce Dokuz Doğurmak (link aşağıda) adlı yazımda babanızın Post-ejaculation sendromu “Bilmiyorsan aç bak lan google a, artist. Ne atar yapıyon?” yaşadığı andan ebenizin konuk oyuncu olarak oynadığı bölüme kadar diziyi anlattım. Zahmet edip okuyun bir zahmet (6.sınıf fen dersi alanlar kesin okusun. Dersten kalıp alttan alanlar da okuyabilir).

Şimdi ise göbek bağınızın kesilip pilav üstü yapıldığı (aslı pipidir pilav üstü yapılan. Bunlar hep genel kültür) dönemden 1.  yaş gününüze (doğduğunuzda 0 yaşınızdasınız. aranızda hala bilmeyenler var, biliyorum) kadar olan bölümü anlatacağım.

Öncelikle ebenizin sizi baş aşağı tutması ile başlıyor tüm terslikler. Daha o zamandan hayat vurmaya başlıyor kıçına kıçına. Sırf hayatta mısınız diye bakmak, hayatta iseniz biraz daha ağzınıza etmek için...

"Hayata daha o zamandan ağlayarak başlıyoruuz" diye dramatik bi hava yaratıp karizmatik ortamı yaratmaya çalışmayacağım (bi cool kelimesini kullanmamak için on dakika düşünür mü insan? o kelimeyi kullananın ben taa ...)

Çünkü oradaki ağlama oksijenin yakıcı etkisidir sayın okurlarım (çok da samimi olmaya gelmez sizle).

9 ay boyunca anasının bağırsaklarından başka bir şey görmemiş, anasının kuzusu, plasentasının fetüsü olmuş, oksijen nedir bilmemiş (sen büyü, karbondioksit mi dersin azot mu dersin neler çekeceksin o ciğere) bir canlı için can acıtıcı bir durumdur (sigaradan ilk fırt çektiğinde ki acıyı hatırla).

İlk ağlamadan sonra, sarılıp sarmalanıp ananızın kucağına verilirsiniz. Anneniz babanıza gözyaşları içinde bakar, al senin eserin der gibi. Babanız ise sizi bırakıp koşarak uzaklaşır  “böyle çocuk mu olur?" diye. Dost acı söyler kusura bakmayın. Şaka şaka yazıyorum neden olduğunu şimdi.

Peki neden?

Eski Türk filmlerinin hemen hepsinde görmüşsünüzdür kahvedeki arkadaşlara haber vermesi gerek. Çünkü  onların çocuklarına okeyde 4. olacak eleman geliyordur. Yani siz.

Hem haber vermezse o çocuk doğmuş sayılmaz. İade edilip tekrar doğurtulmanız gerekir. Öyle de manyak bir milletiz.

Gerçi şimdiler de kalmadı modernleşen! toplumumuzda böyle şeyler. Şimdi daha da manyaklaştık.

 Doğmamış çocuğa feyspuk hesapları açmalar. Profil fotoğraflarına  ultrason resimleri koymalar.(Altına yorum yapıyorlar bi de aynı dedesi falan.Tabi dede siyah beyaz vesikalık döneminden kalma) . "6 ay sonra yanınızdayım. a.ınıza koyacam hayatınızın merak etmeyin" tarzında durum güncellemeleri falan.

Eski hal daha bir samimi geliyor bu yüzden bana. Sevincini insanlarla yüz yüze, karşında ki insanın gözlerinde ki mutluluğu görerek paylaşmak açısından…

Neyse sosyal mesajı bırakıp konumuza dönersek eğer, ilk ay günün 16 ila 20 saatini uyuyarak geçirirsiniz. Bu aylarda 24 saat uyuyan çocuk görürseniz koşarak kaçın. Sizin üzerinize kalmasın mesuliyet.

Hareket etmek isteyeceksinizdir kesin. Bende istedim, ama olmadı, yapamadım dostlarım.

Çünkü daha kemikleşmiş bir yapınız yok kıkırdaksınız la siz.(Allah'tan her yer öyle kıkırdak kalmıyor. Halimiz yaman olurdu valla)

Bu dönemde göbek bağınız daha düşmediğinden teyze kızının düğününde halay çekemez, horon tepemez, göbek atamazsınız (Bu dönem eğer uzun sürerse 15-20 günden fazla, ilerde düğünlere sadece pasta yemek için giden insan tipi olma ihtimaliniz yüksek. Risk budur !).

Burada yazıya kısa bir ara veriyorum. Bebek gelişimi ile ilgili size yanlış bilgi vermeyeyim diye bakınırken bir yerde şöyle bir yazı gördüm, 1 ila 3 aylık bebekle ilgili.

"AĞIZ YOLUYLA DOYUM SAĞLAR"

Normal özelliklerde bir insanın başka neresinden doyum sağlamasını bekliyor bunu yazan vatandaş. Ya da bu kendi temennisi, fantezisi olabilir mi? Yanlış isem yorumla uyarın beni cidden.

Neyse biz konumuza dönelim. Hemen hemen 4. aydan sonra insani özellikler de kazanırsınız. Büyüdüğünüzde en çok ihtiyacınız olan şeye, yani gülmeye bu dönemde başlarsınız.

Ne buldu iseniz ağzınıza götürmeye çalışıyorsunuz bu dönemde. İnsanın başına ne gelirse meraktan gelirmiş, alışkanlık yapmamasına dikkat edin ileriki dönemler için.

6. aydan sonra ilk dişleriniz çıkmaya başlar. Bu zamandan sonra "ısır bakiiim amcanı, neneni, halanı" dönemi yaklaşmış demektir.

Hareket kabiliyetiniz gelişmeye başlamıştır bu dönemde. ( Bu dönemde eğer yapabilirseniz babaya yapın iki ters bi düz gülmekten kırılacaktır. Daha sonra pek şansınız olmayabilir bunun için.)

1. yaşınıza kadar birkaç özellik daha ya kazanır ya kazanmazsınız. Bu yazı buraya kadarmış. Kader, kısmet. Bir sonraki yazıda görüşünceye dek.

Selametle...

Dokuz Doğurmak

 

...
"Dokuz Doğurmak" - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
"Dokuz Doğurmak" - 18. Yaşımdan Soneler (2012)
eglence | 7 months ago | 121 |

Bu yazıda “dokuz doğurma” deyiminin açıklamasını yapacağım size. Hayat hep beklemekle geçiyor…
Anne karnından da önce başlıyor bu.  Nasıl yani diyenleri duyar gibiyim… (Kendime koca bi sssiiiee diyorum burada. Nah duyuyorum. )Neyse ben anlatayım da dinle(okusan da olur) hak vereceksin bekleme konusunda.

Öncelikle babanın keyfinin yerinde olduğu annenin başının ağrımadığı bir günün gelmesini bekliyorsun, babanın vazokonstraktif atılımgacında.

O günde geldi mi ?

Geldi..

Daha bitmedi babanın vazokonstraktif atılımgaçında ki bilmem kaç milyon tane spermin 4 nala yarış sonucunu bekliyorsun 6'lı ganyanın son ayağını bekleyen abimiz gibi.

Hayat daha o zamandan yarış. Sanki bebek değil de Usain Bolt olarak doğacaz anasını satiim.

Milyonlarca sperm içinde yumurtaya ilk sen ulaştın mı? Bu da yarışı senin kazandığın anlamına geliyor. Aferin tosunuma benim). Bu arada bi bak bakiim yanlış yere gelmiş olma.

Heeh! doğru yere gelmişiz. O kadar koşturmaca üzerine bir de bildiklerini  aktarmanı ister senden kız evi (Dna). Eee kız evi naz evi kardeşim. Ne iş yaparsın? Sigara, alkol kullanıyor musun? Daha önce nerelerde çalıştın? gibi… Ne kadar paran var diye sormaz onlar bu aşamaya gelmeden önce hallolmuştur zaten.

Gerekli bilgileri danışmaya bıraktırsınız, “biz sizi  daha sonra ararız” deyip 6 gün kıvrım kıvrım kıvırtırlar sizi rahim boynunda ki kıvrımlarda.

6 gün sonra Ümraniye Eğitim ve Devlet Hastanesi şubesinden gönderilmiş mektup ile işe kabul edildiğinizin haberini alırsınız.

O sevinçle soluğu yumurtanın evinde (kanallarında) alırsınız ve oynaşıp kaynaşırsınız yumurta ile. Çocuk olmaya değil de komşu teyzeye misafirlik gibi düşün evladım.

Oynaşıp kaynaştıktan sonra artık sen bir sperm değil zigotsun. Diğerlerinden farklısın. Hasszigtirot yaa (Bir insan geldiği yeri asla unutmamalı a dostlarım).

Zigot olarak ilk işin kebap; Rahmin yatağına gidip yatıyorsun.(Burada çok fazla yatanlar ilerde Serdar Ortaç ve Ajdar fanı oluyormuş. Ben öle duydum, ona göre ayağınız denk alın).

He, bu arada hazır yatıyorken bir işe yarayın da Rahmi arayıp hal hatır sorun, sıkıntı çıkmasın .

Fakat o kadar yatmana kimse müsaade etmez bu hayatta. Senin çoğalıp büyümen, yumurtana kromozom getirmen lazım.

Bölünerek 2, 4, 8 hücre derken Morula'ya kadar gidersin 3 gün içinde.

Ve terfi ederek embriyo olmuşsundur artık sen.

7 haftaya kadar emiş gücü sağlayan bölünme sonucunda artık küçücük bir insan görünümü almaya başlarsın.

Ve bundan sonra artık fetüssün lan sen. Seni Fetüşüst seni. Tüm ihtiyaçlarını plasentadan karşılayan asalaksındır. Plasentayı fazla kullanan insanlar hayatta herşeyi otlanan dediğimiz tipler olarak karşımıza çıkıyor (Bilimsel olarak kanıtlanmasa da benim tarafımdan söylenmesi yeterli.)

Ve 9 ay 10 günün sonunda bir mucize gerçekleşiyor (istisnalar kaideyi bozmaz 9 ay 10 gün ideal ).

Önce bir baş veriyorsun dışarı. Bir insan seni dışarı çıkarıp çekiyor. Biz buna senin eben diyoruz. Ardına çeşitli fiiller getirdiğimizde oluyor. 

Ve böylelikle bir insan doğmuş oluyor. Kısacası 9 doğurmak deyimi doğuran için değil de doğacak olan geçerli. Hangi akla hizmet bir insan bu kadar zahmete katlanır ulan. Böyle kıytırı boktan bir dünyaya gelmek için..

Umarım 6.sınıf fen dersi alanlara yardımcı olabilmişimdir.

Selametle…

...
Mit ve Tiyatro İlişkisi
Mit ve Tiyatro İlişkisi
sanat | 7 months ago | 168 |

Mitos sözlü geleneği yansıtır, edebi anlamda masallar, efsaneler, kökenlerini mitoslarda bulur. Mitos çok tanrılı dinlerin Tanrılarını anlatan efsaneler olarak tanımlanır. Sözlü geleneğe dayanan mitoslar yazılı döneme kadar her şair, ozan tarafından farklı farklı söylenişler ile ortaya çıkmıştır. Mitosun gerçeği söze dahildir. İlkçağlarda mitos din adamının değil, sanatçının uğraşı sonucu ortaya çıkar. Bu yönüyle ilkçağ da mitos laiktir. İlkçağ insanı gerçeğin özünü mitosun sözünde anlatmaya çalışmış ve bunun sayesinde yaratıcı, renkli, inandırıcı, nesilden nesile aktarılabilen eserler yaratmışlardır.

Mitos aslen öykü anlamına gelir, ve bu öyküler ilk insanın çevresini, yaşamını anlamlandırma ihtiyacından doğmuştur. Bunu yaparken doğa olayları vb. Gördüklerini, yaşadıklarını kişileştirme yoluyla eserlerinde dile getirmiştir. Yunan Mitolojisindeki her bir tanrı bunun yazılı hale dökülmüş bir örneğidir. Zeus; yıldırım tanrısı, Eros; Aşk Tanrısı vb. Zaten yazılı eserler olan eposlar da Mitoslardan beslenerek ortaya çıkmışlardır. 

Mitoslar en yaratıcı ve etkileyici şekli ile tragedyalar ile günümüze ulaşmıştır. Tragedyanın kaynağı bir iki eser dışında mitoslardır. Mitoslar, tragedyalar ile yeniden doğarak ölümsüz bir hale geldiler. Tragedyalardaki dram insanın dramıdır ancak olaylar mistik güçler tarafından şekillendirilmekte, insan ilahi güçlerin kuklası olarak görünmektedir.

İnsan, varoluşundan itibaren mitler yaratmıştır. Ölülerin yanına eşyalar koyulması ve bununla dünyanın birçok yerinde karşılaşılması insanlığın ortak bazı mitlere sahip olduğunu düşündürtmektedir.

Günümüzde mitlere bilim dışı alanları konu edinmesi hasebiyle olumsuz anlamlar atfedilmekte. Oysa şimdi uzaya çıkabilir durumdaysak bu insanların bu miti hayal etmesi sonucunda gerçekleşmiştir. İlk çağda ise genellikle mitler ölüm ve sonrası ile alakalıdır. Bu mit günümüzde de hala geçerliliğini korumaktadır. Ölüm sonrası anlatılar kendine tarih boyunca büyük yer bulmuştur. Ancak daha önce söylediğimiz gibi mitler günümüzde hiç var olmamış ve var olmayacak şeyler olarak göz ardı edilmektedir. Mitler hayatın içinde görülen hissedilen şeylerden doğar. Bunlar her zaman gözle görülen, deneye tabi olan şeyler değillerdir. Belki de bazıları 8 milyar insandan bir kişinin hayatı boyunca bir kez yaşadığı bir şeyden ortaya çıkar. Tiyatro, bu bir miti kendine konu edinerek insanlığa bir pencere açabilir. Rasyonelleşen dünyada tiyatro hayallerin ve idelerin sığınma alanı  olmalıdır. Bunu da mitler ile başarabilir. Hayallere, umut etmeye, yeni pencerelere en çok ihtiyacımızın olduğu dönemlerde tiyatro/sanat yaşam için şart. 

...
İmkansız İyidir - Impossible is Good
İmkansız İyidir - Impossible is Good
deneme | 7 months ago | 104 |

İnsan; bir ömre sığmayacak kadar çok şey yaşadığının farkında mı?Kendinizi yetersiz hissettiğiniz anların ne kadar çok olduğunu fark ettiniz mi?Bu zamanlarda kimi insan kendini suçladı;
+Amaan! Benden bi cacık olmaz.

Kimi insan boku başkasına attı;
-Arkadaşlarla daha az vakit geçirmeliyim.

Kimisi boşverdi dünyaya;
+Bir işe kapak atsam da gerisinin koy gözüne.

Kimisi dalaverelerle kısa yoldan vardı yolun sonuna;
-Abim be,  benim şu işi bir halletsek ya..

Sebep aynı sonuçlar farklı. Oysa herkesin yaşamı kendine özgü. Özgünlük zannettiklerimiz birbirinin aynı. Yaşamda özgün olduğumuz yegane anlar ise doğum ve ölüm anları.

Bu iki an arasında bundan 200 yıl önce neler yaşıyordu insanlar? Biz bugün neler yaşıyoruz? 200 yıl önce bir insanın bir ömür karşılaşmadığı kadar olayla bir günde karşılaşıyoruz.

Mesela; 200 yıl önce Amasya'da, şehrin ortasından geçen nehrin yanıbaşındaki evde, orta halli, günlük yemek masraflarını anca karşılayan bir ailenin çocuğu olarak doğan birini düşünelim.  Bu insan ömrü boyunca kaç tane yoksul insanla karşılaşır? Kaç insana yardım edemediği için hayıflanır? Keşke daha çok param olsaydı da yardım edebilseydim diye kaç kez düşünmek zorunda kalır?

2021 yılında aynı yerde, aynı koşullarda doğan birı  twitter'da bir saat geçirdiğinde kaç kez düşünmek zorunda kalır?

200 yıl önceki abimiz hayatında kaç şeye özenir? 2021 yılındaki kardeşimiz kaç şeye özenir?

24 saat zaman insana yetmiyor. İletişi çoğaldı, ulaşım hızlandı. Yapabileceklerimizin sayısı katbekat arttı. İmkanlar çoğaldı, stresimiz arttı. Oysa imkan sahibi olmak... İmkan sahibi ve imkanlarımız.
+Zülfü abinin imkanları iyi, o yardımcı olur. 
+Yetişme imkanım var ya. Hızlı trenle hop 4 saat sonra Ankara'dayım. 
+Oturduğum yerden 100 kişiye konferans verme imkanı sağlıyor bu program. 
+Evden çalışma imkanı verdikleri için kabul ettim bu iş teklifini.

İmkanlar arttı, arttı, arttı ve sonunda şu sloganla ölüm vuruşu yapıldı. 
+impossible is nothing. (İmkansız diye bir şey yoktur).

Sloganlar kulağa hoş gelir ve toplumda en çok sloganlar karşılık bulur. Cevap verilmesi kolaydır çünkü slogan doğası gereği yüzeyseldir. Kabul edilmesi kolaydır. Çünkü akılda kalıcı ve kafa yormayan yapıdadır.

İmkansız diye bir şey yoktur.  Hayır vardır ve olması gerekir.  İnsan ömrü imkansızlar peşinde koşmak için çok kısa. Hele imkansızlıklarla dolu bir toplumda.

Boşvermek kolay olsa, kendimi avuturdum
Faydalar faydasız, imkanlar imkansız
Uzayan gecelerde, saatler zamansız.

Küçük Emrah'a selamlar. 

...
kitaplığım
okuduklarım
okuyacaklarım