user photo
Sümeyra Caner
Atanamamış müzmin bir edebiyat öğretmeni...
yazı 83
okunma 10356
okuduğum kitaplar 16
okuyacağım kitaplar 0
İyi Bir Diksiyon İçin Ne Yapılmalı?
İyi Bir Diksiyon İçin Ne Yapılmalı?
absurt | 5 months ago | 122 |

Öncelikle diksiyon, güzel ve etkili konuşmak, kelimeleri en doğru şekilde okumak, dili ve sesi en etkili biçimde kullanmaktır. Diksiyon, dili tanımayı ve konuşma esnasında sesin yapısına uygun konuşmak gerektiğini ilke edinir. Maalesef toplumumuzda diksiyon konusunda çok problem yaşayan vardır. Bunun en büyük sebeplerinden birisi kitap okuma aktır. Yöresel ağız ile konuşmaya alışmak ve zamanla bunun dilimizde kalıcı hale gelmesi de bunun sebeplerinden biridir. 

İnsanlar daha iyi bir diksiyona sahip olabilmek için çeşitli etkinlikler ve kurslara katılmaktadır. Belki de tonlarca para ödeyip diksiyon dersleri almaktadırlar. Çoğu kişi tercih etse bile bu kadarına aslında agerek yoktur. İnsan kendi diksiyonunu elbette kendisi iyileştirebilir. Bunun için bilinmesi gereken bazı şeyler ve izlenmesi gereken yollar vardır. Bunların en başında dilini ve kendini tanımak gelir. Kişi dilini tanımadan diksiyonunu iyileştiremez. Yanlışlarının ne olduğunu iyi bir analiz etmelidir, neyi düzeltmesi gerektiğini bilmelidir. Bunun haricinde nefes egzersizleri, çene egzersizleri, dil ve dudak egzersizleri yapılmalıdır. Dudak tembelliği olan kişilerde bu tembelliğin tamamen ortadan kalkması gerekmektedir. Bunun için diksiyon kalemi kullanılabilir. Kalemi ağıza yatay şekilde yerleştirip  sık sık okuma yapılmalıdır. Belli bir süre sonra dudak tembelliğinin ortadan kalktığı görülecektir. Bol bol tekerleme ve kitap okunmalıdır. Tekerleme okumak başlarda çok zorlayacak ama okudukça diksiyonun düzeldiği görülecektir. Sesli kitap okumak da diksiyona fayda sağlamaktadır. Hatta uzmanlar ağıza sakız alınıp, sakız çiğnerken sesli bir şekilde kitap okumanın diksiyona ok büyük oranda katkısı olduğunu söylemektedir. Kitap okumak, kelime dağarcığını genişlettiği için akıcı konuşmaya da yardımcı olur. 

Diksiyon için kitaplar ve internet sitelerinde çalışmalar mevcuttur. Kursa gitmeye fırsatı olmayan insanlar için ideal bir çalışma yöntemidir. Ancak alınan eğitim şekli nasıl olursa olsun istikrarlı olmak her zaman sonuç verecektir. 

...
Şairlerin ve Yazarların Sığınağı: Fildişi Kule
Şairlerin ve Yazarların Sığınağı: Fildişi Kule
absurt | 5 months ago | 85 |

Türk edebiyatı şairleri ve yazarları yaşadıkları dönemlerde meydana gelen olumlu veya  olumsuz olaylardan bir hayli etkilenmişlerdir. Bilindiği üzre şairler, normal insanlardan daha hassas ve daha kırılgandır. Savaş, yokluk, baskıcı yönetim gibi olaylar onları her zaman daha çok etkilemiştir. Onların etkilenmesi demek ise herkesin etkilenmesi demektir. Çünkü şairler ve yazarların etkilendiği her şey kalemlerine yansımıştır. Şair ve yazar, bir nevi halkın sesidir demek yanlış olmaz. Hiçbir yazar ve şair kendisini halktan soyutlayamaz. Halkının sorunlarını, sevinçlerini, hüzünlerini dile getirmek zorundadır. Dile getirmese bile kendini onlardan soyutlamadan eserlerini oluşturması gerekir. Gerekir ki, ortaya konulan eserler halkın acısı ile sevinci ile yoğrulsun. Eğer yazar ve şair kendini toplumdan soyutlarsa bu duruma, Fildişi Kule'ye çekilmek denir. 

Fildişi Kule denilen şey aslında bir şatodur.  19. yüzyılda  Fransız şair Alfred de Vigny, kendisini her şeyden kopararak ve soyutlayarak yaşadığı beyaz şatoya kapatmıştır. Bu kapanışı esnasında kimseyle görüşmemiştir. Alfred de Vigny' nin yaptığı bu hareket zamanla kalıplaşmış bir deyim halini almıştır. Şairler ve yazarlar arasında kaçışın sembolü olmuştur. 

Şairler ve yazarlar toplum sorunlarından ellerini ne zaman çekseler, "Fildişi Kule'ye kapanmış" şeklinde ifade edilir. Bu şair ve yazar için hem kendi zararına hem de toplumun zararına olan bir durumdur elbet. Fildişi Kule şairi ve yazarı olmak oldukça kolay olsa gerektir. Sadece kendi için yazmak, topluma kulak tıkamak…

Fildişi Kule deyimini sosyolog yazar Cemil Meriç sıklıkla kulanmıştır eserlerinde. Ancak onun Fildişi Kule'ye bakışı biraz farklıdır. O Fildişi Kule'ye bir zindan olarak değil de sığınılacak bir liman olarak görür.

...
Hikmet Kitabı:Divan-ı Hikmet
Hikmet Kitabı:Divan-ı Hikmet
edebiyat | 5 months ago | 78 |

Divan-ı Hikmet, 12.  yüzyılda yaşamış olan  Hoca Ahmet  Yesevi tarafından kaleme alınmıştır. Dörtlükler ve beyitlerle, hece ölçüsü ve aruz ölçüsü ile  yazılan bu eser toplamda 144 tane dörtlük bir tane münacaattan oluşmaktadır. Hece ölüsünü 4+ 4+ 4 durakları ile, 4+ 3 durakları kullanılmıştır. Eserde dörtlüklerin kafiye örgüsü; abcd, dddb, eeeb şeklindedir. Dini ve tasavvufi bir eser olan Divan-ı Hikmet, didaktik yani öğreticidir. İnsanlara fayda sağlamak amacı ile yazılmıştır. 

Eserin ismini almasında da etkili olan, eserde ki her bir dörtlüğe "hikmet" adı verilir. "Hikmet" kelimesi ise hoş ve hayırlı anlamına gelir. Yani eserin anlamı bir nevi "hikmetlerin divanı" yani "hayırlı ve hoş sözlerin divanı" gibi  olmuş olur. 

Hoca Ahmet Yesevi halk arasında da sevilip sayılan bir insan olduğu için bu hikmetleri halk arasında yayılmış, Orta Asya ve Anadolu'da insanları etkisi altına almıştır. Aynı zamanda Ahmet Yesevi'nin kurduğu Yesevilik tarikatında ve kendinden sonra kurulan tarikatlarda dersler için güzel bir kaynak teşkil etmiştir. 

Eserde Allaha ve peygambere olan aşk, sevgi işlenmiştir. Cennetten, cehennemden, peygamberin hayatından, mucizelerden bahsedilmiştir. Eser sade bir dille yazılmıştır. Anlaşılması oldukça kolay, yalın bir dil hakimdir. Divan-ı Hikmet, Karahanlı Türkçesi'nin Hakaniye Lehçesi ise yazılmıştır. 

Eserde soru sorma sanatı olan İstifham sanatından ve bilipte bilmezden gelme sanatı olan Tecahül-i Arif sanatından yararlanılmıştır. Ahmet Yesevi'nin bu eseri birleştirici bir özelliğe de sahiptir. Uyak, hece  gibi Milli unsurlara yer veren Ahmet Yesevi, aynı zamanda Arapça ve Farsça İslami öğelere de yer vermiş ve bütün bunları birleştirmiş, harmanlamıştır. 

Eserde bulunan dörtlüklerin son dizelerinin birbiri ile kafiyeli olması ve bazen de  aynen tekrar etmesi ahenkli bir söyleyiş yakalayabilmek için yapılmıştır. 
 

...
Mitoloji-Sanat İlişkisi
Mitoloji-Sanat İlişkisi
sanat | 5 months ago | 157 |

Günümüz çağdaş bilim-sanat dünyasında mitlerin yaşadığı görülür. Türk sanatı da mitolojiden oldukça etkilenmiştir. Başta şiir olmak üzere tiyatro yazımında, resim, heykel, roman, öykü ve edebiyatta mitoloji malzeme olarak kullanılmıştır. Türk yazarlarından Selahattin Batu, Güngör Dilmen, Munis Faik Ozansoy, Orhan Asena, Arif Karakoç,  Melih Cevdet Anday, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Rıfat Horozcu, Behçet Necatigil, Can Yücel gibi isimler mitolojik konulara başvurmuşlardır. Bu konuların ağırlıklı olarak Yunan mitolojisi olduğunu söylemek gerekir. Mitolojik olgularla ilgili en çok eskatoloji yani dünyanın sonu mitlerinden yararlanılmıştır. Eskatolojik mitlere en iyi örnek Matrix filmidir. Bu film fantezi içinde dünyanın sonunu açıklamaya çalışan ve bunun sebeplerini teknolojik gelişime bağlayan bir filmdir yani ne Matrix filminde aranan cevap dünyanın sonunun nasıl olacak sorusunun cevabıdır. Bunun dışında geleceğe yönelik filmlerin başında ise Star Wars gelir. Yine burada da çağdaş insanın bilinçaltına bir kökene dönüş hikayesi işlenmektedir. Yine mitolojik kahramanların çağdaş dünyada tekrar Superman, He- Man, Batman gibi isimlerle yaşatılması önemlidir. 

Mitin kutsal değeri, yenilenen mitolojik olgularla bir kez daha ortaya çıkar. Başlangıçta ortaya çıkan mitolojik olayların yinelenmesi çağdaş dünyanın bir özlemdir. Eski çağların mitolojik kahramanları ile konuşabilmek için  çağdaş insan mitlere başvurur. Bu bağlamda Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Hayvanların Efendisi gibi filmler mitolojik zamanı ve mekanı yeni dünyaya taşımak açısından büyük önem taşır.  Günümüzün bilim kurgu ile iç içe geçmiş olan senaryolarında geniş bir mitolojik birikimin olduğu ortadadır. Truva filminin yapımcıları da mitolojik olayları benimsemişlerdir. Bu film yani Yunan Destanı İlyada'yı günümüze taşıması bakımından önemlidir. İlyada destanına dayanan Truva filmi mitolojik ve fantastik bir filmdir.  Son  dönemlerde Hıristiyanlığın bir kurtarıcılık misyonu üstlenmesi de gündemi oluşturmaktadır. Hıristiyanlık adına yapılan bazı olaylar ve gizli bir dizi tarikatlar Da Vinci Şifresi kitabının konusu olmuştur. Fakat Hıristiyanlığı bir saflık bir temizlenme  kaynağı olarak sunmak isteyenler de bunu Tutku isimli filmde dile getirmişlerdir. Mitolojik olaylar ve olgular yalnız roman ve filmlere konu olmakla kalmaz aynı zamanda ressamların tablolarında yer almaktadır. 21. yüzyıl uygarlığında sanata, felsefeye, resme, heykele, müziğe, tiyatroya, edebiyata, sinemaya baktığımızda yoğun bir şekilde mitolojik malzeme kullanıldığını görürüz. Çünkü her geçen gün farklılaşan, kökleri unutulan, kültür ortaklarının yitirildiği bir zamanda insanların daha sistemli kurallarına sahip çıkan milletlerin dönemine dönmek, kısaca kökenine dönmek istemeleri mitolojiye rağbetin en önemli kanıtıdır.

...
Yedi Güzel Adam Dizisi
Yedi Güzel Adam Dizisi
film | 5 months ago | 104 |

Yedi Güzel Adam dizi adını Cahit Zarifoğlu' nun Yedi Güzel Adam kitabından almıştır. 2014 yılında TRT 1 ekranlarında yayınlanmaya başlayan dizi Yedi şairin hayatını ve yaşadıklarını anlatır.  Bu Yedi şair ; Cahit Zarifoğlu, Adil Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Mehmet Akif İnan, Nuri Pakdil, Ali Kutluay gibi yazar ve şairlerimizdir. Dizide Cahit Zarifoğlu' nun abisi Sait Zarifoğlu'na şair olmamasına rağmen çokça yer verilmiştir. Bu şahsiyetlerden kimisi  Kahramanmaraş'ta eğitim almış, kimisi de Kahramanmaraş' ta doğmuş kişilerdir. Hatta Adil Erdem Bayazıt, o dönemin epey sözü geçen, varlıklı Bayazıt ailesindendir. Hali hazırda Maraş'ta  Bayazıt Konağı hâlâ durmaktadır.  Dizide edebiyattan, şiirden, şairden çokça bahsedilir. Sürekli şiirler yazan, okuyan şairler edebiyatı sevdirmek için bir hayli uğraşır. Özellikle Adil Erdem Bayazıt bir edebiyat öğretmenidir ve öğrencilerine edebiyatı sevdirmeye çalışır. Aynı şekilde Cahit Zarifoğlu da vekil öğretmenlik yapmaktadır. Bu iki şair Kahramanmaraş Lisesinde namı diğer Kara Lise' de eğitim görmüş ve yine aynı lisede öğretmenlik yapmışlardır.  Okula Kara Lise denmesinin sebebi ise öğrencilik yıllarında yedi güzel adamın okulun bir kısmını siyaha boyamasıdır. 

O dönemde Maraş'ta yaşanan huzursuzluklar, sağ- sol meseleleri, alevi- sünni çatışmaları, insanları birbirine kırdırmak isteyen dış güçler de işlenmiştir dizide. Maraş halkının ne kadar birbirine bağlı olduğunu, o kadar uğraşlar sonucu dış güçlerin yine de isteklerine karşılık bulamamalarına yer verilir.  Dizide her fikirden insanın yine aynı ortak noktada buluşması, önemli olanın her zaman sevgi olduğu vurgulanmaktadır. Birlik ve beraberlik mesajı oldukça barizdir. Dizide genellikle eğitimciler insanları bilinçlendirmeye ve topluma kazandırmaya çalışmaktadır. Bunu da edebiyat ile yapmaya çalışırlar. Kişinin en büyük silahının taş, sopa, tüfek değil de fikir, düşünce, kalem ve yazmak olduğunu öğrencilere aşılamaya çalışırlar. Onları saptıkları yanlış yoldan çevirmeye çalışırlar. 
Yedi Güzel Adam dizisinin oyuncuları; Uraz Kaygılaroğlu, Baran Akbulut, Yıldız Çağrı Atiksoy, Kemal Uçar, Orhan Kanalp ve Mertcan Sevimli, Fatih Murat Teke'dir.  Dizinin yönetmeni Adnan Güler'dir. Pusula Film tarafından yapılan bu dizi, toplam 39 bölüm oynamıştır. 

...
Atabetü'l Hakayık
Atabetü'l Hakayık
edebiyat | 5 months ago | 124 |

Atabetü'l Hakayık, Edip Ahmet Bin Mahmut Yükneki tarafından kaleme alınır ve 12. yüzyılda yazıldığı tahmin edilir. Bir öğüt ve ahlak kitabıdır.  Hadis ve Arapça beyitler dayanarak yazılmıştır. Eser Türk ve Acem Meliki Muhammed Dad İspehsalar Bey'e sunulmuştur. "Hakikatlerin, Gerçeklerin Eşiği" anlamına gelir. Eserin dil özellikleri ve muhtevası Kutadgu Bilig' den sonra yazıldığını ortaya koyar. Eser Karahanlı Türkçesi ve Uygur Harfleriyle yazılmıştır.  İçerisinde Arapça ve Farsça kelimeler vardır. Geçiş dönemi eseri olarak kabul edilir. Eserin nerede ve tam olarak ne zaman yazıldığı belli değildir. Eser toplamda 14 bölümden oluşur. İlk 5 bölüm girişi oluşturur.  "Nevi" adı verilen 8 bölüm asıl konuyu, son bölüm ise de bitiş bölümünü oluşturur. Eser 40 beyit ve 101 dörtlükten ibaret bir eser olup aruzun feûlün/ feûlün/ feûlün/ feûl kalıbıyla yazılmıştır yani Kutadgu Bilig ile kalıpları aynıdır. 

Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Hem beyit hem de dörtlükler yer almaktadır. Tam ve yarım kafiyeler yaygındır ve mısra başı kafiyelerine yer verilir. Eserde telmih yani hatırlatma sanatına çok fazla yer verilmiştir. Giriş bölümünde Allah'a, peygambere ve dört halifeye övgüden sonra Emir Muhammed Dad İspehsalar Bey' e övgü vardır.  Sonrasında da sebebi telif denilen ve kitabın neden yazıldığını izah eden 6 beyitlik bir kısmı vardır. Kitabın dörtlüklerle yazılan bölümünde ilmin faydası, bilgisizliğin zararları, dilin muhafazası, dünyanın dönekliği, cömertlik ve hasislik, tevazu ve kibir konular işlenmiştir. Tamamen öğüt üslubuna uygun yazılmıştır. Kutadgu Bilig ile öğüt yönünden benzerlik gösterir ancak ondaki zenginlik Atabetü'l- Hakayık da bulunmaz. Atabetü'l- Hakayık 1951 yılında Reşit Rahmeti Arat tarafından yayımlanmıştır. Bu çalışmada transkripsiyonlu metin, Türkiye Türkçesine çeviri, sözlük, açıklama notları ve tıpkıbasım bulunmaktadır. Üçü İstanbul'da ikisi Ankara' da biri de Berlin' de olmak üzere bilinen 6 nüshası vardır.
Eserin dili biraz konuşma diline yakın olduğu için Türkçe açısından çok fazla önem arz etmektedir. Bu eserin içeriği incelendiğinde  Edip Ahmet Yükneki' nin Türk diline verdiği önem apaçık görülmektedir.  

...
Ölmeye Yatmak Romanı
Ölmeye Yatmak Romanı
kitap | 5 months ago | 116 |

Adalet Ağaoğlu'na ait olan Ölmeye Yatmak romanı, yazarın Dar Zamanlar Üçlemesi adını verdiği nehir romanının ilk kitabıdır. Diğerleri ise Bir Düğün Gecesi ve Hayır isimli romanlardır. Bu eser ilk olarak 1973 yılında yayımlanmıştır. Eserin kahramanları Aysel, Salih Efendi, Ali, Dündar öğretmen, Aydın, İlhan, Ömer ve  Engin'dir. Roman baştan sona kadar baş karakter olan Aysel'in yaşamı sorgulamasından oluşur. Bu romanda Aysel karakterinin, romanın yazarı olan Adalet Ağaoğlu olduğu söylenir. Çünkü ikisinın hayatları arasında epey benzerlik vardır.

Romanda kişilerin kendileri ile girdikleri iç çatışmalar yer alır. Baş karakter Aysel, doçenttir. Romanda Aysel'in nasıl doçent olduğu, içinde bulundukları dönemin siyasi ve sosyal yapısı da bir belgesel tadında anlatılmaya çalışılır. Aysel doçent olmuştur ama  hiç mutlu olamamıştır. Hayatı hep sorgulama ile geçer. Romanda aynı zamanda batı özentiliği yapan  o dönemin Türkiye' si de eleştirilir.  Romanda sık sık geriye dönüşler vardır ve buna da flashback denmektedir. Aysel'in babası da diğer köylüler gibi eski kafalı bir adamdır. Okula öğretmenin zoruyla göndermektedir. 

Okulda bir gün bir oyun sergilenir ve bu oyundan veliler hiç hoşlanmaz. Çünkü bu oyun kız ve erkek sarılarak oynanır. O dönemde bu tür şeyler pek hoş karşılanmaz. Aysel'in anne ve babası oyuna gelmez. Bu Aysel açısından iyi bir durumdur. Öğretmen,  Aysel'in babasını zorla ikna ederek Aysel'i Ankara'ya okutmaya gönderir. Aysel'in aile ilişkileri de çok iyi değildir. Onu kimse önemsemez. Bu yüzden de Aysel karar verir ve okuyup kendini kanıtlayacaktır. Yurt dışında okur ve akademisyen olur. Kendi gibi akademisyen olan biriyle evlenir fakat mutlu olamaz, ayrılır. Ardından bir öğrencisi ile ilişki yaşar ama yine mutlu olamaz. 

Aysel Nisan ayının bir sabahında Ankara'nın lüks bir otelinde ölmeye yatmıştır. Bir buçuk saat süren bu yatış esnasında kendisini, hayatını ve bu zamana kadar yaptığı şeyleri sorgular.  En sonunda Aysel doğacak olan çocuğunu düşündüğü için intihardan vazgeçer ve üstünü giyinip otelden ayrılır.

...
Kutadgu Bilig Eseri
Kutadgu Bilig Eseri
edebiyat | 5 months ago | 88 |

İslami Türk edebiyatının bilinen ilk büyük eseridir. 1069-1070 yıllarında Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmıştır. 6645 beyitten oluşan manzum bir siyasetname olarak değerlendirilir. Kutadgu Bilig, Karahanlı döneminin standart Türkçesi ile yazılmıştır. Hacip, eserini Türkçe yazdığını belirtmiş ancak hangi alfabeyle yazdığını söylememiştir. Dolayısıyla eserin yazarının elinden Arap harfleriyle mi yoksa Uygur harfleriyle mi çıktığı bir tartışma konusu olmuştur. 

Kutadgu Bilig, yazıldığı yıllarda sadece Karahanlı Türkleri arasında değil, Çinliler, Farslar ve Araplar arasında da tanınmıştır. Bu eseri Çinliler Edebü'l- Müluk, Araplar Zinetü' l-Ümera ve İranlılar Şehname-i Türki olarak tanımışlardır. 

Eserde dönemin İslam dünyasında hakim olan ahlak anlayışı, yaşama tarzı ve halk- yönetici ilişkileri anlatılır. Saadet/ Mutluluk Veren Bilgi anlamına gelen eser, iki dünyada da mutluluğa ulaşmak için takip edilecek yolu gösterir. Eser sanat amacı güderek yazılmamış daha çok fayda sağlamak için yazılmıştır. Eser aruzun feûlün/ feûlün/ feûlün/ feûl kalıbıyla yazılmıştır.Toplamda 88 bölümden oluşan Kutadgu Bilig'in 85'i asıl bölüm, 3 tanesi de eklemedir. Kutadgu Bilig sembolik, alegorik bir eserdir. Mutluluk, adalet, ahlak, bilgi, erdem, dünya ahiret ilişkileri gibi konular üzerine birbiri ile ilişkili olan 4 kişi konuşur. Bunlar:

-Adalet timsali hükümdar Ay Togdı

-Mutluluk timsali vezir Ay Toldı

-Akıl timsali veziri oğlu Ödgülmüş

-Akıbet timsali veziri kardeşi Odgurmuş'tur. 

Kutadgu Bilig hakkında çok fazla araştırma ve çalışma yapılmıştır. En önemli çalışmayı ise Reşit Rahmeti Arat yapmıştır. Kutadgu Bilig, Türk şivelerine ve başka dillere de çevrilmiştir. 

Eserin günümüze kadar ulaşan 3 adet nüshası vardır. Bunlar; Herat (Viyana) Nüshası, Fergana Nüshası ve Kahire Nüshası'dır. Bunlardan Herat Nüshası hem Uygur harfleriyle hem de Arap harfleriyle yazılmıştır. Diğer iki nüsha yani Kahire ve Fergana Nüshaları ise Arap harfleri ile yazılmıştır. 

...
Yaratılış Destanı
Yaratılış Destanı
edebiyat | 5 months ago | 133 |

Altay Yaratılış Destanı, Altay Yakut Türkleri arasında derlenmiştir. Asya Kıtası'nda yaşayan Türk boyları ve Altay Türkleri arasında söylenmektedir. Rus bilim adamları olan Verbitskiy Radloff ve Anohin tarafından derlenmiştir. Bu derlemeler arasında iki versiyon vardır. Yüce bir tek tanrı inancı hakimdir. Bununla birlikte Türklerle yakın coğrafyayı paylaşan Çin, Hint, İran gibi milletlerin dinlerinin de tesirleri görülür.

Varlığın başlangıcı olarak gösterilen su, kutsal kitaplarında başlangıç zamanı anlatımlarıyla paralellik gösterir. Yer, gök yaratılmadan önce her şey sudan ibarettir. Tanrı ile yarattığı kişi su üstünde uçmaktadır. Hatta Tanrının yarattığı kişi, Tanrıya karşı gelince suya yuvarlanır. Daha sonra tanrı yardım eder ve bir taş üstüne çıkarlar. Destana göre, Tanrı yerleri, yarattığı kişinin suya dalıp çıkardığı toprak ile yaratır. İkinci kez toprak çıkarmaya suya dalan kişi bu kez ağzında biraz toprak saklar. Bu çıkardığı toprak ile katı yeri yaratır Tanrı. Bir daha suya dalar, toprak çıkarır. Ağzındaki toprak büyüyünce Tanrıdan izin alır ve tükürür toprağı. Bu kez tükürdüğü toprak ile tepeler meydana gelir. 

Bu destana ona göre varlık; yoktan var olma biçiminde değil de var olan bir zemin üzerinde tanrısal güç ile başlamıştır. Bunun haricinde iyilik ve kötülüğün kaynaklarını, evrende bulunan bu nizam ve düzeni de konu alır. Kahramanların olağanüstü eylemlerine yer verir. Altay Yaratılış Destanı'nın dayandığı 2 temel düşünce sistemi vardır. Bunlar; İran, Fars kültürü ve düşüncesi ile Maniheizmin temel prensipleridir. Altay Yaratılış Destanı'nın da iyilik Tanrısı Ülgen kötülük Tanrısı Erlik vardır. İran Yaratılış Destanında ise iyilik Tanrısı Hürmüz ve kötülük Tanrısı Ehlima vardır. Diğer yandan 736 yılında mani dini Uygurlar tarafından kabul edildikten sonra bu dinin düşünce ve prensipleri Türk boylarını her anlamda etkilemeye başlamıştır yani İran mitolojisindeki Tanrı düşüncesi ile Mani dininin prensipleri Türk gelenek ve görenekleri ile birleşerek Altay Türklerinin yaratılış Destanı'nın oluşmasına katkı sağlamıştır. Eski ve yeni olan dinlerin Şamanizm' in de etkisi bu destanda görülmektedir. Altay yaratılış Destanı'nda Adem peygamber ile ilgili metinler de bulunmaktadır.

...
Tez Nedir, Nasıl Yazılır?
Tez Nedir, Nasıl Yazılır?
bilim | 5 months ago | 64 |

Tez, bilimsel bir konunun farklı açılardan çözümleme yapılmasıyla kanıtlanmasıdır. Tez, üniversite okuyan her bireyin son sınıfta yazmakla mükellef olduğu bir ödevdir. Bunun haricinde yüksek lisans, doktora gibi unvanlara sahip olmak için de yazılır. Tez, belirli bir konu hakkında araştırmalar yapıp, kaynaklara dayanarak o konu hakkında kişinin kendi bilgilerini, kendi cümleleri ile yazmasıdır. Tez yazma konusunda yetkin kişilerden yardım almak her zaman için kurtarıcı olacaktır. Zaten üniversitede her öğrencinin tez yazmasına yardım etmek için bir danışman hocası olmaktadır. Tez yazmanın bazı aşamaları vardır:

Öncelikle tezin konusunun belirlenmesi gerekir. Bu önemli bir aşamadır. Çünkü bu konu ile uzun çalışmalar yapılacaktır. Bu yüzden de konunun içe sinmesi ve sevilmesi önemlidir. Konunun çok geniş ve çok dar tutulmaması da önemlidir. Çok geniş bir konu olursa çalışmak çok zor olur, dar bir konu olursa da kaynaklara erişimde problem yaşanabilir. Ardından konu ile ilgili kaynaklara erişim olacaktır. Ne kadar çok farklı kaynak ile çalışılırsa o kadar zor ve o kadar güzel, zengin birikimli bir çalışma ortaya çıkacaktır. Araştırma esnasında konu ile ilgili daha önce yazılmış tezler göz önünden mutlaka geçirilmelidir. Daha önce yazılmış makaleler ya da tezler neyin, nasıl yapılacağına dair fikirler verir.  

Bu yapılan aşamalardan sonra bir taslak oluşturmak gerekir. Danışman hoc, taslağı görmek isteyecektir. Bunun için tezin nasıl yazılacağına dair bir plan yapılması önemlidir. Taslakta sonra her şey tamamlanır ve asıl tezi yazmaya başlanır. İlk önce "Özet" bölümü yazılmalı ardından “içindekiler” kısmı olmalıdır. Daha sonra “Giriş"e yer verilir. Giriş bölümünde konuya bir giriş yapılır ve devamında konu genişletilir. Tüm konu incelendikten sonra "sonuç" bölümü ve tezde kullanılan kaynaklar için "kaynakça" bölümü oluşturulur.  

Tez yazarken "word" programı kullanılmalıdır. Sayfa yanı boşluklar, sayfa sayıları, alıntılamalar, yazı puntoları oldukça önemlidir. Bunlara dikkat edilmeden tez yazılamaz ve yazılmamalıdır. 

...
Yunus Emre Kimdir
Yunus Emre Kimdir
biyografi | 5 months ago | 82 |

Yunus Emre 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın ilk yarısında Anadolu'da yaşamış Bir gönül insanıdır. Birçok yerde onun adına kabirler bulunmaktadır. Yunus Emre'nin yaşadığı dönemde  Anadolu çok karışık bir durumdadır. O dönem Anadolu'da dvlet otoritesi hiç yok denecek kadar azdır. Moğol saldırıları bir yandan halk üzerine baskı kurmaktadır. Bu saldırılar yüzünden Horasan' da bulunan birçok mutasavvıf da Anadolu'ya göç eder. Özellikle bu dönemde göç edenler arasında çok önemli bir isimler vardır. 12. yüzyılda yaşamış olan Hoca Ahmet Yesevi'nin yetiştirdiği müritler bu baskı nedeniyle Anadolu'ya göç ederler. Bu göç durumu da Anadolu'daki kültür yapısını elbetteki büyük ölçüde etkiler. Bunca baskı ve sıkıntı altında yaşayan halk ise kendilerini teskin eden, sürekli sabırlı olmayı öğütleyen tasavvuf büyüklerine rağbet edip onlardan güç alırlar. Bütün bu olaylar çerçevesinde halkın tasavvuf büyüklerine yönelmesi, tasavvufun o dönemde artmasına, önem kazanmasına sebep olur. Bu dönemde tasavvufi şiir ve nasihat halk arasında rağbet görür ve yayılır. Türk edebiyatında, dilimize katlı sağlayan tasavvufi şiirler ilk Ahmet Yesevi'nin Hikmet'in de daha sonra da Yunus Emre'de Yani Ahmet Yesevi ile başlayan bu söylemler Yunus Emre ile zirveye çıkmıştır. 

Yunus Emre, Tabtuk Emre'nin Dergahı'nda yetişir. Hocası Taptuk Emre'nin düşüncelerini yaymak için Anadolu'da dolaştı. Yunus Emre' nin Taptuk Emre'ye ve dergahına olan bağlılığını anlatmak için; 40 yıl boyunca dergaha hep düz odun taşıdığını, eğri odunun dergaha yakışmayacağını düşündüğünü söylerler. Yunus Emre  deyişleri ile hem halkı eğitmeyi  hem de sevgiyi diri tutmayı hedeflemiştir. Onun şiirleri hep sevgi üzerinedir. O her şeye aşk gözüyle bakar. Sevginin her problemi çözeceğini inanır ve buna insanların inanmasını da öğütler. 

Yunus Emre eserlerini Oğuz Türkçesiyle yazmıştır. Yunus Emre, Arapça ve Farsça'dan aldığı sözcükleri de Türkçenin ses ve anlam özelliklerine uydurmuştur. Risaletü'n Nushiye isimli 562 beyitten oluşan eseri çok önemlidir. Yunus Emre'nin  Divan' ı da oldukça önemlidir. İçerisinde gazel tarzında yazılmış birçok tasavvufi şiir bulunmaktadır. 

...
Nehcü'l Feradis'in Önemi
Nehcü'l Feradis'in Önemi
edebiyat | 5 months ago | 76 |

14. Yüzyılda Harezm Türkçesi ile yazılmış olan Nehcü'l- Feradis, yazarı tam belli olmayan bir eserdir. Türk edebiyatının önemli tarihçilerindne olan Fuat Köprülü' ye göre bu eser Kerderli Mahmut bin Ali'ye aittir. Kerderli Mahmut bin Ali'nin da hayatı hakkında bilgi yoktur ancak fıkıh, hadis gibi ilimler ile uğraştığı bilinmektedir. Dini mahiyette bir eser olan Nehcü'l- Feradis Türk edebiyatı sahasındaki 40 hadis tercümelerinin ilk örneğidir. Zaten eserin bu önemi müellifi yani yazarı tarafından da girişte belirtilmiştir. Eserin ismi yani Nehcü'l- Feradis ismi “Cennetlerin Açık Yolu” anlamına gelmektedir. Kitap her biri 10'ar fasıldan ibaret olan 4 müstakil baptan yani bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hazreti peygamberin faziletleri, ikinci bölümünde Hulefa-i Raşidin, Ehlibeyt ve 4 İmamın faziletleri, üçüncü bölümünde Allah'a yaklaştıran ameller ve dördüncü bölümünde Allah'tan uzaklaştıran ameller yer alır. Kitapta her fasıl bir hadisle başlar ve bu hadisin Türkçe tercümesi verildikten sonra tanınmış İslam alimlerinin eserlerinden söz konusu hadisin manasını daha etraflı olarak aydınlatacak şekilde menkıbeler, hikayeler anlatılır. Bazen tanık olarak ayetlere ve başka hadislere de başvurulmaktadır. Yazar Ayrıca her fasıl içindeki vaaz ve nasihatlerinde çeşitli yazarların eserlerinden hikayeler almıştır. Yazarın bu kitabı yazmaktaki gayesi kitaba verdiği isimden de anlaşıldığı gibi okuyucularının kitaptaki sözler ile hareket etmesi, amel etmesi ve bu kitabın onlara cennete gitmek için bir kılavuz teşkil etmesidir. Bu eserin toplamda 6 tane nüshası bulunmaktadır. Bu nüshalardan bir tanesi İstanbul Nüshası' dır. Süleymaniye kütüphanesi' nde muhafaza edilmekte olan bu nüshanın istinsah eden kişinin yani tekrardan aynısını yazan, eseri temize çeken kişinin  bin Muhammed Bin Hüsrev olduğu öğreniriz. Diğer nüshaları; Paris nüshası, Mercani Nüshası, Yalta Nüshası, Kazan Nüshaları ve Petersburg Nüshalarıdır. Mercani' nin özel kütüphanesinde bulunan Mercani Nüshası kaybolmuştur. Eserin tıpkıbasımından sonra on adetten fazla nüshası bulunmuştur. 

...
Eski Anadolu Türkçesi
Eski Anadolu Türkçesi
edebiyat | 5 months ago | 73 |

Türkiye Türkçesinin yazılı tarihi gelişimini Anadolu'da 13. yüzyıldan itibaren başlatmak mümkündür. Eski Anadolu Türkçesi veya Eski Oğuz Türkçesi olarak adlandırılan bu dönem 13-15. yüzyıllar arasında Oğuz Türklerinin kendi ağız özellikleri temelinde kurup geliştikleri yazı dilidir. Türkçe'nin batı veya güneybatı kolunu oluşturan bu sahada Oğuz Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren görülmeye başladığı bilinir. Fakat 11. ve 13. yüzyıllar ile ilgili yazılı kaynakların çok az olması sebebiyle bu döneme dair bir bilgi verilmemektedir. Eldeki mevcut malzeme ışığında Oğuzca'nın Anadolu'da 13. yüzyıldan itibaren yazı dili haline geldiği söylenmektedir. Oğuzca'nın ilk defa Anadolu'da yazı dili haline geldiği, Oğuzların Anadolu'ya gelene kadar yazılı birilerinin olmadığı, yaşadıkları Türk boylarının yazı dilini kullandıkları bilinmektedir. Köktürk Yazıtlarındaki Oğuzca beyitler ve Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lügati't Türk'ün de kaydettiği kelimeler daha eski Türkçe döneminde farklı ağız özellikleri gösterdiklerine tanıtır. Oğuzların hakim unsuru oldukları Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletlerinde dahi neden yazılı bir dili olmadığı üzerinde durulması gereken bir sorudur. İsmini zikrettiğimiz her iki Devleti'nde Resmi dili Farsça'dır Bunun başlıca sebebi 13. yüzyıl ortalarına kadar Türk Dili açısından Orta Asya'nın doğu ve batı kesimlerinde ayrı ayrı siyasi sosyal ve kültürel şartlarının rol oynamasıdır. Doğuda bir yazı dili oluşumu için uygun şartlar hazır olmasına rağmen batıda henüz uygun şartlar tamamlanabilmiş değildi. Tarihi süreçte Oğuzların, Köktürk Devleti'nin kurulduğu 552 yılında Ötüken Uygur Devleti'nin yıkıldığı 840 yılına kadar bu devletler içerisinde yaşadığı ve onları tabi olduğu bilinmektedir.

Bazı araştırmacılara göre 10. yüzyıldan itibaren Aral Gölü ile Seyhun Nehri civarında yaşayan Oğuzların bir devlet kuramadığı görüşü varken bazı araştırmacılara göre yine 10. Yüzyılda ve Aral Gölü ile Seyhun Nehri civarında hükümdarlarına "yabgu" denildiği için adı “Yabgu Devleti” olan bir devletlerinin olduğu görüşü vardır. Oğuzların kaynaklarla kesin olan güçlü bir devlet ile ortaya çıkmaları 11. yüzyıl başlarında Selçuklu hanedanın kurduğu Büyük Selçuklu dönemine rastlar. 1040 yılında Dandanakan Savaşı ile Vaznelileri mağlup eden Selçuklular, 1070 yılına kadar sınırlarına Horasan, İran, Bağdat, Azerbaycan, Kars ve Suriye'yi alarak oldukça genişletmişlerdir. 1071 yılında ise Malazgirt Zaferi ile Anadolu'yu hakimiyetleri altına alarak varlıklarını Anadolu Selçuklu Devleti adı altında sürdürmüşlerdir. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Döneminde yazı dili haline gelemeyen Oğuzca'nın yazı dili haline gelmesi beylikler dönemine rastlar. 13. Yüzyıl'da beylikler döneminde beylerin sahip oldukları bilinçli, milli şuur ve kendilerine tabi olan idarelerinin devamlılığı için Oğuzca'y resmi bir dil haline getirmişlerdir. Karamanoğlu Mehmet Bey yayınladığı ferman ile bu alandaki çabasını gözler önüne sermektedir. 

...
Divanü Lügati't-Türk
Divanü Lügati't-Türk
edebiyat | 5 months ago | 72 |

Divanü Lügati't- Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından 25 Ocak 1072 yılında yani 11. yüzyılın ikinci yarısında yazılmaya başlanmıştır. 1077 yılında Bağdat halifesi Ebu'l Kasım Abdullah'a takdim edilmiştir. Divanü Lügati't- Türk, Türk dilinin ilk sözlüğü ve ilk dilbilgisi kitabıdır. Ansiklopedik bir eser niteliği taşımaktadır, aynı zamanda 11. yüzyılın dil özelliklerini de belirler. O dönemin ses yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabıdır. Kaşgarlı Mahmut bu eserinde, Türk boylarının birbirine olan yakınlıkları ve temasları üzerinde durmuştur. Bu toplumları ağız ve dil yönünden ele almıştır. Bu eserin amacı Araplara Türkçe'yi öğretmek için yazılmıştır. 7500 adet Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir eserde. Derleme bir eser olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Türk coğrafyasının örfleri, adetleri de bu eserde yer almıştır. İçerisinde aruz ölçüsü ve hece ölçüsü ile yazılmış şiirler vardır. Eserde atasözlerine de yer verilmiştir. 

Kaşgarlı Mahmut'un başlıca iki Türk şivesi üzerinde durduğu görülür. Bunlar; Karahanlı yani Hakaniye Türkçesi Diğeri ise Oğuz Türkçesidir. Eserlerde en çok bu kelimeler yer almıştır. Sözlükte ağızların ses bilgisi ve yapı değişikliğine de yer vermiştir. Bu eser şivelerin ortaya çıkışı ile ilgili çok önemli bir yere sahiptir. Divanü Lügati't- Türk'ün bir diğer önemli özelliği de içinde bulunduğu dünya haritasını içermesidir. Bu haritanın bir Türk tarafından çizilmiş ilk Türk haritası olduğu söylenmektedir. Kaşgarlı Mahmut'un bu haritayı çizmesinde ki asıl amaç, Türk boylarının yaşadığı coğrafyayı göstermektir. Eserin tam adı “Kitabu Divanü Lügati't- Türk” tür ve anlamı "Türk Lehçelerini Toplayan Kitap" demektir. Türk dilinin ilk diyalektolojik (ağız) sözlüğü niteliğini taşımaktadır. Aynı zamanda bu eserimiz şiir antolojisi özelliği de taşımaktadır. Bu eser, tarihi ve yaşayan bütün Türk lehçeleri için en önemli kaynaktır.

Divanü Lügati't- Türk hakkında birçok çalışmalar yapılmıştır. İlk çalışma yapan kişi, Kilisli Rifat Bilge'dir. Bunun dışında Besim Atalay, James Kelly ve Robert Dankoff da bu eser ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Divanu Lügati't-Türk'ün tek bir nüshası vardır. İstanbul'daki Millet Kütüphanesi'nde bulunan tek nüsha, Ali Emiri tarafından bir tesadüf sonucu bulunmuştur. 

...
Sevgili Arsız Ölüm
Sevgili Arsız Ölüm
kitap | 5 months ago | 73 |

Latife Tekin'e ait olan roman köy-kent ikilemini ele alır. Eser Aktaş ailesinin köyden göçünü, çarpık kent ilişkileri içinde tepetaklak olmasını ve kent ilişkileri içinde yabancılaşmasını konu alır. Romanda geçen köy Alacüvekliler Köyüdür. Kişiler ise; Atiye, Huvat, Dirmit, Halit, Mahmut ve köylülerdir. Kişilerin her biri kendine özgü olağandışılıkları barındıran dünyaya sahiptirler.  Olağanüstü, saçma ve hurafe yaşamın birer parçasıdır. Gerçeklik hep geri planda kalmıştır. Romanda kullanılan dil, aile ortamında konuşulan, dış etkilerle bozulmamış bir dildir. Roman iki ana bölümden meydana gelir; Aktaş ailesinin köy ortamında geçen, cin ve peri masallarıyla bezel, rüyaların mantık dışı ögelerin hayatın merkezinde olduğu birinci bölümde, Huvat, Atiye ve köylüler ön plana çıkarılır.  Alacüvekliler inanç ile hurafeyi iç içe yaşayan, sorgulamayan bir köydür. İkinci bölümde ise, Aktaş ailesinin büyük kent ormanında sefalete varan maddi sıkıntıları, kentte savrulmaları, aile bireylerinin yoksulluk yüzünden birbirleriyle ve dışarıya kavgası anlatılır. 

Alacüvek Köyü dışarıdan gelen her şeyi yadırgar, kabullenemez. En çok yadırgadıkları da Huvat'ın kasabadan getirdiği karısı Atiye'dir. Atiye köye geldikten sonra batıl inançlar devreye girer. Köylüler, üç koyunun ardarda şişip ölmesini, çifte sarılı yumurtlayan tavuğun yumurtayı kesmesini, Huvat'ın anasının tahtalıdan düşmesini hep Atiye'nin köye gelmesine bağlar. Köy dışa kapalı olduğu için, içine aldığı şeyi adeta kendi içinde eritir ve kendi yaşantısına uygun hale getirir. Bunun en iyi örneği Atiye'dir. Atiye'nin 4 çocuğu olur. Bu çocuklardan küçük kız Dirmit'in doğumu sırasında da, bebekliğinde de birtakım olağanüstülükler görülür. Köylülerden Cinci Mehmet, Dirmit'in tekin olmadığını söyler.  Dirmit, bitkilerle, cansız varlıklarla arkadaşlık eder, onlarla konuşur. Oğulları iş bulup çalışırlar, büyük oğlu evlenir. Atiye de hastalıklarıyla mücadele eder ve ölümüne kadar yaşantısı hep hastalıkla geçer. Romanda Atiye sürekli Azrail'le kavgaya tutuşur. Azrail gelir ve Atiye Azraile  ona dünyada günyüzü göstermediği gibi şeyleri sayıştırır. 
Romanda ironiye yer verilir. Örneğin; Atiye'nin "Azraille  kavgaya tutuşması kendisine karşı inancını bozması Allah'ın gücüne gitti Azraile  Atiye'nin başından çekilmesini emretti, Atiye'ye sancıları ve yaraları ile yaşama cezası verdi."gibi.

...
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur Romanı Üzerine Bir İnceleme
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur Romanı Üzerine Bir İnceleme
kitap | 5 months ago | 108 |

Romanda anne ve babasını henüz çok küçük yaşta kaybetmiş olan Mümtaz isimli karakterin, amcaoğlu İhsan tarafından büyütülmesi anlatılıyor. Romanın temel kişileri; Mümtaz, Nuran, İhsan ve Suat'tır. Mümtaz, Edebiyat Fakültesinde asistan olarak görev yapmaktadır. Yine Edebiyat Fakültesinden mezun olan Nuran'a da âşıktır. Nuran daha önce evlenmiş ve ayrılmış bir kadındır. Evlenmeye karar verirler ancak Suat'ın Nuran'a olan aşkından kendini asması üzerine Nuran, kendini suçlayarak evlenmekten vazgeçer. Nuran eski kocasıyla barışmak ister bu durum Mümtaz'ı çok üzer. Mümtaz merdivenlerden çıkarken 2. Dünya Savaşı çıktığını radyodan duyunca merdivenlere yığılır. 

Olay zamanı 24 saattir fakat geriye dönüşler vardır. Bu tekniğe Flashback tekniği denir. Kapsamlı olarak bakıldığında bu, zamanda kırılma durumudur. Kitapta İhsan ile Mümtaz ortak bir medeniyeti temsil eder. Huzur romanının gizli kahramanın Suat diyebiliriz. Çünkü Cumhuriyet sonrasının harcanmış kuşaklarını çok iyi sembolize eder. Romanın sonunda Mümtaz yeni bir aydın tip olarak asıl huzurun insanın kendi özünde ve içinde olduğu gerçeğini kavrar. Mümtaz, Suat'ın kötü beni'dir. Mümtaz huzursuz biridir. Bunun 3 tane sebebi vardır:

1-)İhsan'ın hastalığı

2-)Nuran'dan ayrılması

3-)İkinci Dünya Savaşı 

Mümtaz anne ve babasını kaybetmiş, hiç anne-baba sevgisi görmemiştir. Ölüm kavramı Mümtaz'ı tetikleyen kavramdır. Roman yaşayanlardan daha çok ölülerin romanıdır demek yanlış olmaz. Hatta Nuran, Mümtaz'ı sürekli ölülerle meşgul olduğu için sürekli suçlar. Romanda çatışmalar söz konusudur. Doğu ile batı, iyi ile kötünün çatışması vardır. Suat ne kadar kötüyse Mümtaz o kadar iyidir. O kadar iyidir ki; Suat'ın intihar mektubunu hep yanında taşır, defalarca okur ve Suat'a yakınlık duyar. Nuran ile ayrılmalarına sebep olduğu için öfke bile duymaz. Mümtaz adı gibi seçilmiş bir karakter, Suat ise taklit bir karakterdir.

Huzur, aynı zamanda bir yolculuk romanıdır. Mümtaz ile Nuran sadece İstanbul'un sokaklarını, camiilerini değil bütün bir kültürünü, tarihini de dolaşırlar. Bir nevi zamanlar ve mekanlar adası yolculuktur. 

...
Postmodernizm Nedir?
Postmodernizm Nedir?
sanat | 5 months ago | 88 |

Postmodernizm 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmış, baştan sona belirsizlikten ibaret olan bir akımdır. Postmodernizm, kimilerine göre Modernizm'e karşı doğmuş, kimilerine göre ise Modernizm'in devamı, ilerisi niteliğindedir. Zaten  post" kelimesi “sonra” anlamına gelmektedir. Postmodernizm, edebiyat, felsefe, mimari, resim, müzik, moda, tarih, tiyatro, sinema gibi alanlar da kullanılır. Postmodernizm'in 1960'lı yıllarda Newyork'ta ortaya çıktığı söylenir. Önce ortaya çıkmasına rağmen 20. yüzyılın sonlarında  etkili olmaya başlamıştır. Postmodernizm, aslında kendisi de izm'li olmasına rağmen kapitalizm, rasyonalizm, liberalizm, pozitivizm gibi izmli kavramlara karşıdır. Postmodernizm de her şey ayrıdır, parçalanmıştır. Bu parçalar birleştirilemez. Kurallara karşı bozucudur, bütün kuralları reddeder. Postmodernizme göre her şey ya doğrudur ya da yanlış, ikisi bir arada olamaz. Postmodern eserlerde genellikle ironik bir hava sezilir. Hayatın kötü yanlarını hüzünlü veya karamsar bir şekilde değil de daha çok mizahi şekilde dile getirir. Postmodernizm çoğulcudur. Her türlü düşünceye önem verir, açık kapı bırakır. 

Postmodernizmin edebiyatta özellikle de romanda kullanımı çok yaygındır. Postmodern romanlarda üst kurmaca dediğimiz yöntem sıklıkla kullanılır. Postmodern romanlarda metinler arasılık vardır. Kendinden belki de yıllar, yüzyıllar önce yazılmış esere ithafta bulunabilir. Postmodern romanlarda bilinç akışı tekniği kullanılır (kişinin düşüncelerine eserde kendi ağzından yer vermesi). Postmodern roman, dildeki bütün kuralları reddeder ve kendine has bir dil ortaya koyar. Gelişigüzel, farklı kelime ve anlatımları kullanarak onlar arasında bir bütünlük sağlar. 

Postmodernizmin bazı alanlarda temsilcileri şu şekildedir:

-Resim alanında; Robert Rauschenberg, Gerhard Richter, Chris Ofili

-Edebiyat alanında; Umberto Eco, Franz Kafka, Virginia Woolf, Paul Auster, Paul Hoover

-Mimari alanında; Michael Graves, James Stirling, Robert Venturi

Türkiye'de ise en çok edebiyat hatta roman üzerinde eser verilmiştir. Postmodern romanın bizde öncüleri :

Orhan Pamuk, Bilge Karasu, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Latife Tekin, Pınar Kür, Hasan Ali Toptaş, İhsan Oktay Anar, Buket Uzuner gibi kıymetli yazarlarımızdır.

...
Dede Korkut Kitabı
Dede Korkut Kitabı
edebiyat | 5 months ago | 70 |

Eski Anadolu Türkçesinin önemli ürünlerinden olan ve Dede Korkut Hikayeleri veya Dede Korkut kitabı olarak bilinen eserin asıl ismi;  "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan" yani Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabıdır. 15. yüzyılda Kuzeydoğu Anadolu coğrafyasında oğuzların komşuları olan Rumlar, Gürcüler, Ermeniler, zaman zaman da kendi aralarında yaptıkları kahramanlık, iç savaş ve  çekişmeleri anlatan hikayelerden oluşur. Yer yer olağanüstü olaylara da yer verilmiştir. 

Hikayelerde Dede Korkut 13. yüzyıldan itibaren Anadolu'da görülen "Dede" kelimesinin kültürel ve felsefi yönünün  izleri gereği bilgelik yönü ön plana çıkan şair, eren, şeyh, danışman ve vezir olarak gösterilir. Dede Korkut, Oğuzların sorunlarını çözer. Kopuzu onun bulduğu söylenir ve üstelik çok da güzel kopuz çalar. Her hikayenin sonunda kopuz çalar. Bu duruma "boy boylamak, soy soylamak" denir.  Hikayelere boy ismi verildiği için hikayeleri  kopuz çalarak anlatması boy boylaması, içindeki şiirlere ise soy ismi verildiği için onları kopuz eşliğinde söylemesi de soy soylaması olur.  Eser  12 hikayeden ve bir adet önsözden  meydana gelmektedir.  Hikayede olaylar mensur şekilde yani düz yazıyla, kahramanların duyguları ve düşünceleri ise manzum yani şiir şeklinde anlatılmıştır. Vatikan ve Dresten olmak üzere iki nüshası bulunan eserin Dresten nüshasında 12, Vatikan nüshasında 6 hikaye bulunmaktadır. Dede Korkut Hikayeleri sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş eseri ve aynı zamanda nazımdan nesre geçiş eseri olma özelliği taşır. Dede Korkut kitabındaki hikayelerin isimleri şunlardır;

  • Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı, 
  • Salur Kazan'ın Evinin Yağmalaması - Destanı, 
  • Kambüreoğlu Bamsı Beyrek Destanı, 
  • Kazan Bey'in Oğlu Uruz Bey'in Esir Düştüğü Destan, 
  • Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Destanı, 
  • Kanlı Koca Oğlu Kanturalı Destanı, 
  • Kazılık Koca Oğlu Yigenek Destanı, 
  • Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan, 
  • Begil Oğlu Emren'in Destanı, 
  • Uşun Koca Oğlu Segrek Destanı, 
  • Salur Kazan'ın Oğlu Uruz'un Tutsaklıktan Kurtulduğu Destan, 
  • Dış Oğuz'un İç Oğuz'a Asi Olup Beyrek'i Öldürdüğü Destan.

Türklerin yaşam tarzlarını anlatan Dede Korkut Kitabı İslam Dinine ait özellikleri de içinde bulundurmaktadır.

...
Ali Şir Nevayi Kimdir?
Ali Şir Nevayi Kimdir?
biyografi | 5 months ago | 65 |

Ali Şir Nevayi, 15. yüzyılda yaşamış ve Çağatay Türkçesi döneminin en önemli şairlerinden biridir. Türkçe aşığı olarak  ve Türk diline olan katkıları ile bilinen Ali Şir Nevayi, aynı zamanda başarılı bir devlet adamıydı. 1441 yılında Herat'ta dünyaya gelen Ali Şir Nevayi'nin babası Sultan Ebu Said'in veziri Kiçkine Bahşi'dir. Ali Şir Nevayi ilke eğitimini babasından almış daha sonraki eğitimine ise Semerkand ve Horasan'da devam etmiştir. Okulda Hüseyin Baykara ile çok yakın arkadaş olmuştur. Birbirlerini öyle çok severler ki, Hüseyin Baykara yönetimin başına geçince Ali Şir Nevayi'yi önce mühürdar daha sonra da vezir tayin etmiştir. Ancak onun gözü makamda mevkii de değildir. O okumayı, araştırmayı çok seven biridir. Görevi süresince bunlara çok fırsat bulmuştur. Ali Şir Nevayi'nin ailesi çok zengin olduğu için görev başındayken devletten hiç para almamış, aksine devlete yardım etmiştir. Ancak bir süre sonra görevinden istifa etmek istemiş, Hüseyin Baykara buna izin vermemiştir. Aksine onu Esterebad Valiliğine terfi ettirmiştir. Ali Şir Nevayi bu görevde de fazla durmayıp ayrılmıştır. İnsanlığa fayda sağlamayı kendine ilke edinen Ali Şir Nevayi, dönemind e çeşitli vakıflar kurmuştur. Sanata ve bilime olan düşkünlüğü ile bilinen Nevayi, 1501'de Herat'ta vefat etmiştir. 

Devlet adamlığının yanında çok iyi bir şair olan Nevayi, Türk Diline en az Kaşgarlı Mahmut kadar hizmet etmiştir. Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazmasına rağmen, Arapça'yo da çok iyi bilirdi. En meşhur eserlerinden olan Muhakemet'ül Lugateyn isimli eserini Türk dilinin Farsça'dan daha üstün olduğunu anlatmak için yazmıştır. Toplamda beş adet divanı vardır. Bu divanlardan dört tanesi Türkçe, biri Farsça'dır. Şair Türkçe şiirlerinde “Nevayi”, Farsça şirinlerinde “Fani”  mahlasını kullanmıştır. Türk edebiyatının ilk haöse yazarı olarak bilinen şairimizdir kendisi. Şiirleri öyle kıymetlidir ki günümüze kadar birçok şair tarafından şiirlerine nazireler yazılmıştır. Ali Şir Nevayi hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştır. Hayatını tek başına idame ettirmiştir. Kendisini hep okumaya adamıştır. Çok faziletli, çok kibar bir kişiliği olan Ali Şir Nevayi, dünyaya eşi benzeri gelmeyecek mükemmellikte bir insan ve bir şairdi.

...
Yeraltından Notlar
Yeraltından Notlar
kitap | 5 months ago | 79 |

Yeraltından Notlar isimli eser Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'ye ait olan, Avrupa'daki varoluşçu ve sürrealist edebiyatın habercisi olarak kabul edilen ve Gogol'ün etkisiyle yazılmış bir romandır. Yazar bu eseri sağlık sorunları yaşarken yazmıştır. Bu romanda asıl kahraman isimsiz bir kahramandır. Kırk yaşlarında olan bu kahraman kendini dış dünyadan tamamen soyutlamış, insan içine karışmaktan, onlarla münasebetle girmekten her zaman kaçınmış, kendisini bile sevmek istemeyen bir karakterdir. Bu insanlar için de böyledir. İnsanlar da bu isimsiz kahramanı çok sevmezler. Bu durum onu daha çok kendi içine yönlendirir. Zaten yazarın yeraltından kastı insanın iç dünyası ve bilinçaltıdır. Karakter kitap okumayı çok sever. Kitap okumaya kendini adamış, kitapları arkadaş edinmiş, bildiği her şeyin okuduğu kitaplardan öğrendiği bilgilere göre çok da önemsiz olduğunu anlamıştır. 

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Yazar birinci bölümde isimsiz kahramanın iç dünyasını, yeraltını anlatmaktadır. Bu yeraltı dünyasında herkesten farklı olmasının vermiş olduğu kızgınlığı, onlar gibi olamamanın vermiş olduğu umutsuzluğu, sürekli yalnız kalışını ve her şeye olan yabancılığını isyankar bir dille anlatmaktadır. İkinci bölümünde ise daha hayata dahil olmaya çalışan bir kahraman görürüz. 

İsimsiz kahraman sürekli kendini ve hayatını sorgulamaktadır. Bu yeraltı dünyasına sığınma sebebi hep dışlanmasıdır. Aslında çok zeki biri olduğu halde arkadaşları tarafından hep dışlanması ya da kahramanın kendisini öyle sanması hep geri planda kalmasına sebep olmuştur.  Belli bir zaman sonra yalnızlığı reddedip arkadaşlarının arasına girmek istemiştir. Ancak hiçbiri istediği gibi olmamıştır. Bunun sebebi de arkadaşları gibi olamamasıdır. 

Bir gün bir kızla tanışır ve kıza âşık olur. Fakat kıza âşık olduğunu kendine bile itiraf edememiştir.Bir gün kıza adresini yazıp vermiştir. Kızın gelmesini hem çok isteyip hem de kendine güvenemediği için istememiştir. Kız evine geldiğinde ise kendisine yapılanların aynısını o da kıza yapmıştır ve bu ilişki burada bitmiştir. 

Bu eser insan olmanın bile bir meziyet olduğunu, bazen bizim sıradan olarak gördüğümüz davranışları herkesin sergilemeyeceği durumlar da olabildiğini anlatmaktadır. 

 

...