user photo
Sevilay Esma KESKİN
Yazmayı seviyorum..Yazarken dinleniyorum. Sadece bu özelliğim,yüzünden 41 yaşından Anadolu üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı okumaya başladım.
yazı 5
okunma 753
okuduğum kitaplar 0
okuyacağım kitaplar 0
Omega 3 Nedir? Faydaları Nelerdir?
Omega 3 Nedir? Faydaları Nelerdir?
yasam | 5 months ago | 95 |

Omega 3 denildiğinde ilk akla gelen balık yağı olsa da , bu yazıyı okuduktan sonda sadece balık yağı olmadığını bilincine varacaksınız. Omega 3 bir yağ asidi türüdür. Vücut açısından ve insan sağlığı açısından  önemli  büyük bir ihtiyaç olarak görülen  doymamış yağ asitleri olarak bilinir.  Vücudumuz diğer yağlarda olduğu doğrudan omega 3 yağ asitlerini üretmezler.  Bu nedenle Omega 3 yağ asitleri beslenme yolu ile yiyecekler ve takviyelerle alınması gerekir. Ve vücudumuzun alması gereken günlük  Omega 3 için bir gün 17 kilogram hamsi balığı yenmelidir ki, buda mümkün değildir.  

Omega 3 yağ asidi ailesinde, üç yağ asidi büyük önem taşımaktadır. Bunlar 

  1. EPA ( Eikosapetaenoik Asit)  ; EPA , 20 karbondan oluşan bir Omega 3 yağ asidinin çeşitlerindendir. Bu omega 3 çeşidi daha çok yağlı balıklarda ve deniz ürenleri ile balık yağlarında mevcuttur. EPA adıyla bilinen bu yağ asidi insan vücudu için bir takım temel fonksiyonlara sahiptir.  EPA yağ asidi başta metal durumlar olmak üzere depresyona ve strese iyi gelir.
  2. DHA(Dokozahekzaenoik Asit) ; 22 karbondan oluşan DHA ber çeşit omega 3 yağ asidi çeşitlerindendir. Diğer Epa yağ asidi gibi DHA yağ asidi de  yağlı balıklarda ve deniz ürünlerinde bulunur.  İnsan vücudu açısından önemli bir işlevi olan DHA hücre zarlarında ve belin sinir hücrelerine çeşitli hizmetler vermektedir. Özellikle hamilelik dönemlerinde büyük önem taşımaktadır. Anne sütü ve sinir sisteminin gelişimi açısından DHA yağ asidinin alınması çok önemlidir.
  3. ALA (Alfa –Linolenik Asit) ;  ALA ise 18 karbondan oluşan bir omega yağ asidi türüdür.  ALA Omega 3 vücut tarafından doğrudan kullanılmaz. Öncelikli olarak EPA ve DHA’ya çevrilmesi gerekir. Bu dönüşüm sırasında ALA miktarı %90 -%95 gibi bir oranda kayıp yaşar. Bu nedenle bitkilerle yolu ile elde edilen omega 3 daha verimsizdir.

Omega 3 yağ asidinin vücut sağlığı açısından oldukça önemli yararları ve faydaları vardır. Dikkat çeken yararları ise 

Kanda bulunan trigliserit seviyesini önemli ölçüde azaltır. 

Kanser riskine karşı korur. Özellikle de kadınların düşmanı olan meme kanserine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. 

Karaciğer yağlanmasına karşı koruyucu etkisi vardır. Eğer kişi karaciğer yağlanmasını sorunu yaşıyor ise büyük ölçüde azaltır.

Ağrı  giderici ve kesici özelliği vardır. Otoimmün hastalıklarında görülen semptomları azaltır. 

Psikolojik rahatsızlıkların giderilmesini sağlar. Stres ve depresyona iyi gelir. 

Önceliği çocuklar olmak üzere gençlerde de astımı önler. 

Hamilelik ve emzirme dönemlerinde kullanılan ve alınan Omega 3 yağ asidi bebeklerin gelişimi hızlandırır. 

Dikkat eksikliğine iyi gelir. 

Görme problemlerini ortadan kaldırır. Göz sağlığını korur. 

Alzheimer hastalığına iyi gelir. 

Otizm ve diğer sinirsel sorunların oluşmasını önler. 

Yaşlılığa bağlı unutkanlık ve bunama hastalıklarını önler. 

Bipolar bozuklukları ile şizofreni hastalıklarından kişilerin korunmasını etkisi vardır. 

Kalp ve Damar sağlığının korunmasında etkisi büyüktür. 

Cildin nem seviyesini içeriden arttırır. 

...
Astaksantin Nedir? Faydaları Nelerdir?
Astaksantin Nedir? Faydaları Nelerdir?
bilim | 7 months ago | 102 |

Astaksantin bir karotenoid ( Karotenoidler ise karotenin yapısında oksijen içeren kimyasal yapılarıdır.) çeşididir. Özellikle bitkilerin güneş ışığından aldıkları enerjiyi pigment haline dönüştürerek oluşurlar. 

Astaksantinin sentezi ve yapısı 1975 yalında tanımlanmıştır. Karoneidlerin kralı olarak yapılan araştırmalara, astaksantininin doğada  en güçlü antioksidanlardan  (Antioksidan ; canlıların hayatta kalabilmesi, vücut fonksiyonlarının çalışabilmesi için gerekli olan maddelerdir. Vücuda zarar veren serbest radikaller ile mücadele ederek canlıların sağlık problemlerine karşı koruma sağlar) biri olduğunu sonucuna ulaştırmıştır. 

Bu nedenle düzenli olarak kullanılması ön görülen sağlık ürünlerinden biri olan astaksantinin bizim için faydaları şunlardır. 

Başlıca antioksidan özelliğinin olması nedene ili bazı kronik hastalık türlerine karşı korunmada ,cilt yaşlanmasını tersine çevirmede ve iltihabı hafifletmede yardımcı olmaktadır. Astaksantinin beyin ve kalp sağlığı, dayanıklılık ve enerji düzeyini yükseltmede, hatta doğurganlıkta faydalı olduğu bu tür sorunlar için de bu mucize üründen yararlanıldığı görülmüştür. 

ASTAKSANTİN YARARLARI NELERDİR. 

Beyin sağlığına yardımcı olarak hafızayı güçlendirir. 

Astaksantin sinirleri koruyan  özelliklere sahiptir. Bu özelliğin yeni sıra yeni sinir üreten ve sinirsel bağlantılar ile ilgili biyolojik aktivitelerde rol oynamaktadır. Astaksantinin kan bariyerini geçme  özelliği sayesinde Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklar da dahil olmak üzere nörolojik patojenlerin önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmakta olup, düzenli kullanımlarda algısal fonksiyonları da artırdığı gözlemlenmiştir. 

Kalbinizi korur.

Antioksidanın ve anti-inflamatuarın içeriğindeki  özellik kalp sağlığını korumada önemli bir rol oynadığı  gibi, aynı zamanda C-reaktif proteinini azaltarak kardiyovasküler sistemi korumaktadır. 

Cilt elakstikiyetinin artmasını sağlar ve cildinizi korur. 

2012 yılında yapılan araştırmalarda topikal ve oral astaksatin dozlarının birleytirilmesinin kırışıklıkları azaltamaya ve ileri yaş nedeni ile oluşan lekeleri daha küçük hale getirmeye aynı zamanda cilt nemini korumaya yardım olabileceğini göstermiştir. 

Japonya’da 65 sağlıklı kadınla yapılan bir çalışma sonucunda 16 haftalık düzenli astaksantin kullanımının yaşa bağlı cilt bozulmasını önleyebileceğini ve anti-enflamatuar etkisi ile çevresel hasarlı  (UV ışınları) karşı cilt problemlerine karşı koruyu etkisini ortaya koymuştur. 

Saç dökülmesini önler.

Bu güçlü antioksidan ve 5-alfa-reduktaz enzimini inhibe etme özelliği ile  saç kaybının en önemli nedenlerinden olan DHT( dihidrotestesteron) seviyesini azaltarak , düzenli olarak alınan  astaksantin takviyesi ile saç yenilenmesine en büyük yardımcıdır.

Enflasmasyon (yangı veya iltihaplanma) azaltır. 

Vücutta kronik hastalıkların yol açtığı iltihaplanmaya neden olan bileşkileri azaltır. Yapılan araştırmalar neticesinde %100 doğal olmasına ağrı kesici görevi gördüğü tespiti yapılmıştır. Astaksantın osterortrit,romatois, artrit ve ani oluşan ağrılar ile adet sancılarını azaltmayı COX2 enzimlerini bloklarayarak gerçekleştirmektedir.

Vücut kaslarının gelişmesine ve korunmasına yardımcı olur. 

Kas yorgunluğuna neden olan laktat birikimini düşürerek, yağ birikimi önemli ölçüde azaltmaktadır. 

Göz sağlığı için önemlidir. 

Astaksantin güçlü antioksidan özelliği sayesinde katarakt ve makula dejenerasyonu gibi yaşa bağlı göz hastalıklarını  önlemeye yardımcı olduğu gibi ve  UV hasarına karşı gözleri korumaya yardımcı olmaktadır. 

Sperm sayısını arttırır. 

Kan akışını hızlandırır. 

Bir çok Kanser türüne  karşı savaşır. 

Yapılan bir araştırma ve çalışmada astaksatin göğüs kanseri tümör hücre proliferasyonunu %40 azalttığı ayrıca cilt kanseri riskini de azaltmaya yardımcı olan foto  koruyucu özelliğe sahip olduğu gösterilmiştir. 

Kronik hastalıklarda bağışıklık sistemini güçlendirir. 

Tüm bunların yanı sıra 2004 yılında yapılan çalışmalarda da astaksatinin böbrek ve böbrek hücre hasarının yanında kan şekerini de düşük seviyelere çektiği, astım tedavisinde yardımcı olarak histamin seviyelerinin normale dönmesinde etki ettiği, mide ülseri vakalarının %40-%67 oranında koruduğu araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. 

Kısacası küçücük bir kapsül içine sığdıralan bu mucizevi ürünü  mutlak suretle güvenilir bir yerden ve değerlerine, doğal üretim özelliklerine dikkat eden firmaları tercih ederek günde 1 defa almanız önemlidir.

...
Parfümün Tarihçesi
Parfümün Tarihçesi
bilim | 7 months ago | 101 |

Bazen bizi bizden alan, kokusuna hayran kaldığımız ve vazgeçemediğimiz, parfümler vardır. Bazıları ise tam bir parfüm tutkunudur. Peki parfümün, tarihçesi hakkında ne kadar bilgimiz var. Bu güzel bizi bizden alan kokular ne zaman bulunmuş, kökeni nereden gelmektedir.

Parfümün ilk icadı ve kökeni hakkında bir çok görüş ve terori bulunsada, ilk parfümün Mezopotamyalılar, Mısırlılar ve Persler tarafından üretildiği görülmektedir. Parfümü üreten ilk insan  ise Tapputti adını taşıyan kimyacı bir kadın olduğu ve ilk kokunun Mezopotamya’ya bağlı Babil’de mürrüsafi adı verilen ağaç, yağlar ve çiçeklerden üretildiği bilinmektedir.  Yaklaşık olarak 4000 yıl önce Mısır’da parfüm dini törenlerde, cenazelerde bunun yanı sıra günlük yaşamada da kullanmıştır. Güneş tanrısı Ra’nın teri olarak görülen parfümü kullanmak o dönemlerde kutsal sayılırmış. Bu sebepten olsa gerek Mısırlıların Nefertum adı verilen ve başında nilüferlerden oluşan  bir taç taşıyan tanrıçaları varmış. Bilindiği üzere nilüfer halen ençok kullanılan parfüm içeriklerinin başında gelmektedir. Persli’lerde ise kokular genellikle politik durumun sembolü halinde olup, yine parfüme çok değer verilmiştir. O dönem de o kadar çok parfüm kullanımı varmış ki , krallar parfüm şişesiyle resmedilir, bu durumda normal karşılanırmış. Parfüm, Yunanlıların ile Romalıların İran’ı (Acemistan) ele geçmesiyle birlikte bir sanat  haline gelmiştir. Dünyaya yayılmaya başlamış ve 1190 yılında da Paris’e kadar  gelerek ticari bir gelişme başlayarak, şimdiki zamanın dev sektörleri arasında yerini almıştır. Statü ve anlamlarına göre parfüm her ülkede farklı gelişmiştir. Çağdaş ve modern parfümü üretimi yapılmadan önce farklı tarzlardaki kokulara parfüm adı verilmiş ise de çağdaş, modern özelik ve niteliklerdeki ilk parfüm 1370 yılında “Macar Suyu” adı verilen güzelliği ile  tanınmış olan Macar Kraliçesi Elizabeth için, içeriği biberiye yağı, taze kekik, esans ile birlikte alkol karışımıyla geliştirilmiş, lavanta yağınında eklenmesi üretilen özel bir parfüm olmuştur.

Hal böyle iken parfüm denilince ilk akla gelen Fransa’da ise parfümün tarihçesi çok daha gariptir. Çok fazla ayrıntıya girmeden anlatacak olursak Fransızların banyo ve tuvalet kültürünün olmaması ve kötü kokunun giderilmesi  ile bastırılması için ortaya çıktığı bilinmektedir.  Hatta tüm bu alışkanlıklarının olmamasının nedeni ile Fransızların, topuklu ayakkabı ve şemsiyeyi icat ettikleri bilinen söylentiler arasında yer almaktadır. 

...
Network Marketing Nedir?
Network Marketing Nedir?
is-dunyasi | 7 months ago | 229 |

Network marketing sistemini ilk olarak başarılı bir şekilde uygulayan kişinin Carl Rehnborg olduğu görüşünü taşıyan birçok uzman bulunmaktadır. Kullan ve tavsiye et, etkisini ve gücüne inan. Carl Rehnborg kullan tavsiyet mantığından yola çıkarak 1934 yılında  California Vitamin Company  adlı bir şirket kurarak satışa başlar. Network Marketing sistemini geliştirerek çok daha iyi bir hale getirmiş ve 1945 yılında ise Nutrilite Products şirketini kurmuştur. 

Network marketing kazanç sistemi zamanla yayılarak 21. Yüzyılın kazanç (ticaret) sistemi olarak görülen ve doğrudan satış pazarlamanın gelişmiş hali olan ağ pazarlaması (network marketing) kişinin kendi emeği ve çabasına orantılı olarak kazanç sağlamasına olanak tanıyan bir çalışma yöntemi ve sistemidir. Bu sistem ve kazanç planının ön planda olmasının temelinde yatan asıl neden ise takım çalışanlarının tümüne eşit fırsat olanaklarını sunmasıdır. Ayrıca network marketing sistemine bağlı çalışmak için bilgi, deneyim, diploma gibi şartlarının olmaması ile kişinin kendi isteği doğrultusunda çalışma saatlerini kendi belirlemesi kazancı da kendi istek çabasına göre kendi arttırmasıdır. 

Kısacası ek kazanç olarak başlayabileceğiniz, bir network marketing iş sisteminde istikrarlı ve disiplinli çalışma sonucu, mevcutta kazandığınız işinizden çok daha fazlasını elde edebileceğiniz bir iş modeli olup, kişiler tarafından kısa zamanda, çok para kazanma yöntemlerinden biri hiç olmamıştır. Aksine emek, çaba ve sabır gerektiren Network Marketing kazanç planında, sabah saat 08:00  akşam 17:30 mesai saatlerine bağlı olarak, çalışmamanın yanı sıra  gösterdiğiniz performans ile kendi hesabınıza, kendi adınıza bağımsız bir çalışma şeklidir. Kişiler tarafından bilindiği gibi elinize aldığınız bir katalog ile kapı kapı dolaşıp, ürün satma yöntemi ise hiç olmamıştır. Tam tersine kullan, tavsiye et modeli olup, bugün marketten alacak olduğunuz bir deterjan ya da herhangi bir üründe kullanıcı tavsiyelerini mutlaka göz önünde bulundurarak alınan ürünler gibidir. 

Hem kendi ihtiyaçlarını alırken indirimli aldığın, hem de satışında kar yaptığın, indirimli alışveriş yapmak isteyen müşterilerinle oluşturduğun, ekibin ile de kazanç platformu oluşturduğun bu sistem, özellikle günümüz pandemi döneminde, sosyal medya ve online çalışma şekli ile  geleceğin meslekleri arasında yer almaktadır.

...
Türk Tiyatrosunda İlk Türk Kadın Tiyatro Sanatçısı
Türk Tiyatrosunda İlk Türk Kadın Tiyatro Sanatçısı
sanat | 7 months ago | 226 |

Osmanlı devlet yönetimi,  döneminde kadınların sahne alması kanun ve yasalara göre yasaktı. Bu nedenle bu dönem sürecinde Müslüman olan kadınlar hiçbir tiyatro oyununda sahne alamamışlardır .Bu yasak sebebiyle, tiyatro oyunlarında ve çeşitli oyunlarda, kadınların oynaması gereken sahneleri “zenne” adıyla hitap edilen erkekler, kadın rolünü üstlenerek, kadın kılığında  sahne alırlardı. 

Türk edebiyatının ilk tiyatro eseri ise Şinasi’nin Şair Evlenmesi olup, ilk sahnelenen tiyatro eseri ise Namık Kemal’e ait olan Vatan Yahut Silitre olmuştur. Şinasi’ye ait Şair Evlenmesi de, Namık Kemal’e ait Vatan Yahut Silistre de Türk Tiyatrosu’nun gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

Ülkemizde ise tiyatro oyunlarından ilk sahne alan oyuncu Afife Jale olmuştur. Afife Jale 1918 yılında tiyatro kariyerindeki serüvenine başlamış, devlet tiyatrolarında stajyer olarak tiyatro dünyasında yer almış, fakat kadınların sahne almasının kanunen yasak olması nedeni ile tiyatro sahnesine çıkmadan arka planda görev yapmıştır. 

13 Nisan 1919 tarihinde ilk kez sahne alan Afifi Jale’nin ilk tiyatro oyunu ise Hüseyin Suat tarafından kaleme alınmış olan dram türündeki “Yamalar”dır. Birçok  turneler ile kumpanyalarda görev alan Afife Jale 1923 yılında Cumhuriyetin ilan edilmesi ile de Alacakaranlık ve Odalık eserlerinin sahnelenmesinde, sahne almıştır. Kendinden sonra birçok kadın tiyatro oyuncuya  yol gösterici olan Afife Jale 24 Temmuz 1941 yılında aramızdan ayrılarak vefat etmiştir. 

1902 yılında dünyaya gelerek 1941 yılında yani 38 yaşında aramızdan ayrılan  Afifi Jale tiyatroya olan tutkusu nedeni ile evlatlıktan red edilmiş, aile tarafından kötü kadın olarak itham  edilmiş, ancak tutkusu olan tiyatrodan vazgeçmemiştir. Tiyatro ve tiyatro sahnesindeki kariyeri için bir çok mücadele vermiş, sokakta kalmış, aşevlerinde karnını doyurmuş, tüm bu çıkmazlar nedeni ile sağlığında sorun yaşamamış ve zaman geçtikçe artan baş ağrısı rahatsızlığından dolayı morfin bağımlısı olmuştur. Yaşamış olduğu tüm olumsuzluklara  rağmen hayallerinden ödün vermemiştir. Bugün Türk Tiyatro Sanatının ilk kadın tiyatro sanatçısı olarak adını altın harflerle yazdırmıştır. Hayallerinizden vazgeçmeyin.

...
kitaplığım
okuduklarım
okuyacaklarım